ÇOCUK VE ERGENLERDE PANİK BOZUKLUK
Panik bozukluk işlevsellik bozucu ve hayatı olumsuz etkileyen tekrarlayıcı ve beklenmedik fiziksel bulgular, sıklıkla çarpıntı ve solunumsal belirtiler, bazen baş dönmesi, bulantı, göğüs ağrısı gibi tıbbi bazı yanıltıcı bulgularla karakterize panik ataklarla seyreder. Panik bozukluğu olan bireylerde aynı atağı geçirme ile ilgili korku ve beklenti anksiyetesine sıklıkla rastlanır. Kişi atakların tetiklenebileceği ortam ve durumlardan kaçınmaya başlar, kişinin davranışlarında onu kısıtlayıcı davranışlar ortaya çıkmaya başlar (dışarı çıkmama, sinemaya gitmeme, çıkışın zor olabileceği alışveriş merkezi gibi yerlere gitmeme, okulda sıkıntılar yaşama, toplu taşıma araçlarına binememe, kalabalık yerlere gidememe gibi, gördüğünüz üzere bu kaçınma belirtileri ergenlerin akademik becerileri ve ergenlik dönemi için çok önemli olan sosyalleşme ve akran etkinliklerine katılımlarını azaltarak zihinsel, akademik, mesleki, cinsel, genel olarak kimlik ve kendilik gelişimlerini de aksatabilir, öz saygı ve kendine güveni de baltalayabilir).
Panik bozuklukta vücuttan gelen bazı duyumlara aşırı odaklanma (bir gün önceki uykusuzluğa bağlı hafif nabız artışı), bunları felaketleştirme (ciddi bir ritim bozukluğu ya da kalp krizi geçiriyor olabilirim), en kötü olasılık senaryosuna aşırı bağlanma (evet kesin öyle olmalı) ve olumsuz sonuçlarla ilgili olasılıkları abartma (kesinlikle ölüyorum) sık olarak görülür. Bunlar da anksiyete - kaygı, kaçınma (koşmama, hızlı yürümeme) ve güvenlik sağlayıcı davranışlara (kalabalık ortamlara girmeme) yol açar ve bunlar da panik bozukluk kısır döngüsünü oluşturabilir. Panik bozukluğu olan bireyler ayrıca kendi-kendini yatıştırmada yetersiz olabilirler ya da kendi kaygı ile baş etme mekanizmalarına güvenmiyor olabilirler.
Aniden ortaya çıkan bu ataklarda belirtiler birkaç dakika içinde doruğa ulaşır ve kişide belirgin korku ve huzursuzluk yaratır. Bu ataklar genellikle 15-20 dakika içinde kademeli olarak şiddetini yitirir ve kaybolur. Panik atak sırasında, ergenlerde çarpıntı, titreme, sarsılma, bulantı, karında huzursuzluk hissi, terleme gibi duygusal ve somatik – bedensel - tıbbi belirtiler gözlenebilir.
Göğüs ağrısı, panik atağı sırasında ortaya çıkabilen çocuk ve ailesi için oldukça korkutucu olan belirtilerden biridir. Organik kökenli olmayan göğüs ağrısı nedeniyle kardiyolojiye başvuran 8-17 yaş arasında 27 çocukla yapılmış bir çalışmada, bu hastalardan 9’unun panik bozukluğu olduğu belirlenmiştir. Panik atakları olan çocuk ve ergenlerde bilişsel belirtiler olarak delireceği, kontrolü kaybedeceği, ciddi bir hastalık geliştireceği, bayılacağı hatta öleceği ile ilişkili korkular ortaya çıkabilmektedir.
Ancak, çocuk ve ergen yaş grubunda bilişsel belirtilerin somatik – tıbbi - bedensel belirtilere göre daha az ifade edildiği bilinmektedir. Panik atağı geçirmekte olan çocuk, bir şeylerin yolunda olmadığını ya da kötü bir şeyler olacağını düşünür; ancak tam anlamıyla ne olduğunu ve nasıl olacağını anlamlandıramaz. Bu belirtilere ek olarak kültüre özgü diğer belirtiler de görülebilir. Bazı hastalarda kulak çınlaması, baş ağrısı, denetim dışı çığlık atma, ağlama da olabilir.
Panik atakları üç gruba ayrılır;
- Beklenmeyen panik ataklar: Panik bozukluğun tanısını koyabilmek için gereklidir.
- Durumla bağlantılı panik ataklar: Özgül fobi ve sosyal fobi gibi diğer anksiyete bozuklukları için daha özgüldür.
- Durumun öncülük ettiği panik ataklar: Panik bozukluğunda sık görülmekle birlikte, fobik bozuklarda da sık olarak ortaya çıkabilir.
Panik bozukluğu tekrarlayan, beklenmedik ya da durumların öncülük etmediği panik ataklarıyla karakterizedir. Çocuk ve ergenler en az 4 hafta süreyle başka ataklarında olabileceğine ilişkin sürekli bir kaygı ve/veya panik atağının yol açabilecekleri ya da sonuçlarıyla ilgili endişe yaşarlar ve/veya ataklarla ilişkili belirgin davranış değişiklikleri gösterirler.
Panik bozukluğu agorafobili ya da agorafobisiz olabilir. Agorafobi kaçmanın zor olduğu ya da panik atağı ya da panik benzeri belirtiler olduğunda yardımın ulaşılabilir olmayacağı yer ya da durumlarda olmayla ilgili anksiyetedir; korkulan yer ya da durumlardan belirgin kaçınma davranışı sergilenir. Agorafobi tek başına, panik bozukluğu olmaksızın da ortaya çıkabilir.
Küçük çocuklarda panik tepkileri görülebilse de, bu yaş grubunda uyaran olmadan beklenmedik bir anda gelen tipik panik ataklarının varlığı konusunda kesin veriler bulunmamaktadır. Küçük çocukların somatik – tıbbi - bedensel deneyimleri katastrofik - felaketleştirici bir tarzda yorumlamak için bilişsel gelişimleri yeterli olmadığından panik atak geçirmeyecekleri öne sürülmektedir. Ancak bu fikir ampirik olarak destek bulmamıştır; çünkü çocukların atak sırasında “ben de büyük babam gibi ölüyorum” şeklinde katastrofik – felaketleştirici – en kötü olasılığı düşünme ve bunun gerçekleşme olasılığını abartılı algılama gibi yorumlar yapabildiği gerekçesi öne sürülmektedir
12 yaş öncesi (ergenlik öncesi) çocukların %0.5’de panik bozukluğa rastlanırken, bu oran ergenlik döneminde %1-3’e yükselir, genellikle ergenlikte başlangıç yaşı 15-19 yaş arasındadır. Panik bozukluk özellikle agorofobi olmak üzere diğer anksiyete bozuklukları ve bazen de daha az sıklıkla bipolar afektif bozuklukla birlikte görülebilir. Ergen kadınlarda (%1.7-2), ergen erkeklere göre (%0.5-1) daha sık görülür.
Ergenlikte panik bozukluk ergenlerin yetişkin olma yolunda önemli yer tutan sosyal iletişim, etkileşimlerini ve akademik işlevselliklerini bozabilir. Son bulgulara göre yetişkinlere nazaran ergenlere ve özellikle de çocuklara panik bozukluğu tanısının doğru koyulma oranları biraz daha düşük olabilir.
8-17 yaş arasındaki panik bozukluğa sahip çocukların %65’de rastlanan en sık bulgular baş dönmesi, bulantı, nefes darlığı, nefes almakta zorlanma (astımla karışabilir ama astımla birlikte panik bozukluk bulunmasına çocuk ve ergenlerde nadir de rastlanılmaz), çarpıntı (kalp atışlarının duyulması-hissedilmesi, fazlaca fark edilmesi, hızlı kalp atımı, artmış nabız) ve titremedir.
Ergenlerin ayrıca yüzde ellisinde depersonalizasyon (vücudunu, bedenini farklı bir şekilde hissetme, kendini dışarıdan, yukarıdan izliyormuş gibi hissetme, beden ve ruhun ayrıldığını deneyimleme gibi belirtiler), derealizasyon (etrafı, çevreyi, diğerlerini, Dünya’yı farklı algılama, tanıdık bir ortamı tanıyamama gibi belirtiler) gibi gerçeklik dışı yaşantılara rastlanabilir ayrıca ölüm korkusu, delirme-aklını kaybetme korkusu, kontrolünü kaybetme korkusu hissedilebilir. Özellikle belki de yukarıda bahsedilen depersonalizasyon ve derealizasyona (disosiyatif belirtiler – ayrılma – ayrışma deneyimleri) ergenlerde, yetişkinlere göre daha sık rastlanıyor olabilir.
Delirme-aklını kaybetme korkusu, kontrolünü kaybetme korkusu ergenlerde sosyal olarak olumuz değerlendirme korkularına ve sosyal kaygılara, ayrıca akran ilişkileri konusunda daha duyarlı oldukları için aşırı utanca yol açabilir. Ayrıca ergen ve gençlerde panik ataklar sırasındaki diğer bulguların dışarıdan fark edilmesi endişesi gene yanlış değerlendirilme, akran ilişkilerinde utanma yaşama korkusu nedeniyle daha fazla strese yol açabilir, bunlar da beklenti anksiyetesini arttırması yanında panik bozukluğun daha kısıtlayıcı olması, sosyal ortamdan kopma, kaçınma davranışlarına ve panik bozukluğun gidişatının daha kötü olmasına sebebiyet verebilir.
Bu deneyimlenen anksiyetenin hastalık olarak algılanması, utanmaya sebebiyet vermesi ve kısır döngü olarak daha fazla anksiyete-kaygıya yol açması “anksiyete duyarlılığı” ile ilişkilidir ki 8-17 yaş arasındaki panik bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde “anksiyete duyarlılığı”na daha sık rastlanır.
Ergenlerin gelişimsel farklılıkları nedeni ile ayrıca çevresel faktörlere bağlı olarak panik bozukluğu erişkinlere göre daha farklı deneyimlemeleri mümkün olabilir. Ergenlik fiziksel, davranışsal, sosyal ve bilişsel değişikliklerin görüldüğü bir dönemdir “ergen beyni” de bu esnada işlevsel ve yapısal değişiklikler geçirir. Ergenlik döneminde özellikle “sosyal beynin” gelişimi önem kazanır ve bu da özellikle ergenlikte diğer bireylerin bizi nasıl gördüğü, algıladığı üzerine fazlaca odaklanır.
Bu değişiklikler yanında akran ilişkileri, sosyal etkileşimler daha karmaşık ve önemli hale gelmeye başlar. Dahası bu esnada ergenlerde “kendilik farkındalığı” ve “kendilik konseptinin-algısının” gelişmesi söz konusudur, bu süreçler de yoğun olarak akran ilişkileri ile şekillenir. Daha küçük çocuk ve yetişkinlere göre ergenlerde sosyal etkileşimlerin kişinin iyilik hali üzerine daha fazla ve çarpıcı etkileri olmaktadır. Olumsuz sosyal akran etkileşimleri ve akran reddi ergenlerde duygu durumda bozulma, artmış stres ve kaygıya yol açar.
Ergenler panik ataklarının diğerleri tarafından fark edileceği, rezil olacakları, başkalarının yanında kontrollerini kaybedip utanacakları bir durum yaratmasından korktuklarından, panik bozukluğun ergenler üzerine daha yıkıcı etkileri olabilir. Ergenlerin panik atakları okulda yaşama olasılıkları da bulunduğundan ve okullarda bu durum ile ilgili farkındalık çoğunlukla bulunmadığından genelde bu durumlara yanlış yaklaşımlarda bulunulur bu da ergenin kendini mahcup, utanmış, farklı, kusurlu, dayanıksız, sağlıksız, zayıf hissetmesine yol açabilir.
14-18 yaş arasındaki panik bozukluğu olan ergenler üzerinde yapılan bir çalışmada, ergenler ataklarını aşırı yoğun, yorucu, tüketici, duygusal olarak aşırı zorlayıcı, ezici, kontrol dışı, kendileri ile savaş durumunda olma hissi yaşama olarak tanımlamışlardır. Zihinsel imajinasyonlar, vücuttan gelen algıları felaketleştirme ve vücuda aşırı odaklanma sonucunda ergenler kendilerini başkaları tarafından izole edilmiş, yalnız bırakılmış hissedebilirler, diğerleri ile bağlantılarının koptuğunu düşünebilirler ayrıca panik atakların “kimlik gelişimi” üzerine olumsuz etkisi bulunmaktadır (akran ilişkilerinin kimlik gelişimi üzerine olan önemli etkisi düşünüldüğünde).
Ergenlerdeki panik bozukluktaki bulguların fenomonolojik analizini yapan bir çalışmada iki temel belirti kümesi saptanmıştır, bunlar;
1-) Duyumlar içinde boğulma
2-) Kabül edilemez kendilik (kendisi ve diğer insanların tepkileri ile ilişkili aşırı utanma ile ilişkili)
1-) Ergenlerdeki panik bozukluktaki “Duyumlar İçinde Boğulma” temel belirti kümesi
Bu temel küme ergenin panik bozukluğunu yoğun hoş olmayan fiziksel, bilişsel ve duygusal bir deneyim olarak algılaması ile ilişkilidir. Ergen bedeni ve zihninde ne olduğunu anlamaya çalışırken durum içinden çıkılmaz daha karmaşık hale gelebilir. Bu temel belirti kümesinin 3 alt başlığı vardır
1a-) Kısır Döngüye Girmek
Panik atakların başlaması ile ergenler aşırı yoğun ve yorucu fiziksel duyumlar deneyimlemeye başlarlar. Bunlar arasında çarpıntı, nefes darlığı, terleme, titreme, karın ağrısı, bulantı, öğürme, baş dönmesi, karıncalanma, kaslarda gerginlik yer alabilir. Bu duyumlar kafa karıştırıcı, sersemletici, korkutucu, felaket boyutunda, tamamen tüketici olarak algılanabilir ve ergen bu sırada ne yaşamakta olduğunu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmaktadır veya bu konu ile boğuşmaktadır. Ergen bu sırada vücudunda meydana gelen farklılıklar ile tamamen fiziksel-bedensel duyumlara batma hissiyatı içindedir bu da aslında “her şeyin içinde boğulma” yaşıyormuş gibi hissetmesine yol açabilir.
Bu sırada deneyimlenen en kötü senaryo düşünceleri paniğin daha da artmasına, bunu sürekli düşünmek ya da bastırmaya çalışmak da gerçek bir panik – kriz durumu yaşanmasına sebebiyet verebilir. Ergenin felaketleştirici tarzda düşünme paterni kaygı, belirsizlik hissi ve buna tahammülsüzlük (gerçekten ölüyor muyum? gerçekten kalp krizi geçiriyor olabilir miyim?, boğularak ölüyor olabilir miyim?), korkuyu tetikleyerek atakların siklik-dönemsel-tekrarlayıcı hal olmasına yol açıyor olabilir.
Ergen panik atak sırasında vücudu ve sağlığı ile ilgili bir şeylerin yolunda gitmediğini düşünmeye başlar, hayatının tehdit altında olduğunu düşünmeye başlar, vücudundan gelen duyumlar haricinde olası senaryoları da felaketleştirir, bunlar panik atağın şiddetini adeta kısır bir döngüye girmiş gibi kendi kendine arttırırlar.
1b-) Değişik Bir Mentalite-Düşünce Stili İçine Girmek
Bu alt başlık panik atak yaşayan ergenlerin atak sırasında, atak olmadığı zamanlara göre çok daha farklı bir düşünce stili ve değişik zihinsel süreçler yaşadıkları üzerine vurgu yapar. Ergenler atak sırasında gerçeklik dışı algılamalar (disosiasyon gibi), rüya ya da trans-vecd halinde olma ve yer-kişi-zaman oryantasyonunda bozulmalar sergileyebilirler. Bazı ergenler bunu zihinlerinin farklı işlediği bir durum, zihinsel algıda değişimler ya da mantık dışı algılamalar olarak tarif edebilirler. Atak sırasında durumun gerçekçi bir şekilde değerlendirilememesi kişinin yanıtlarını düzenlemesinin önüne geçebilir, bu da kendi kendini sakinleştirmeyi olanaksız kılabilir.
Ergen atak sırasında genellikle yoğun bedensel rahatsız edici duyumlara bağlı olarak zihinsel olarak etraftan ve diğer kişilerden ayrılmış-ayrışmış-kopmuş ve bağlantıyı kaybetmiş hissedebilir, ama bu sırada zihni ona ne olduğuna dair yarışan düşüncelerle dolu olabilir. Gerçek dışılık hissi korkutucu olabildiği gibi, panik hissiyatını arttırıcı etkisi de olabilir
1c-) Savaşı-Mücadeleyi Kaybetmek
Her ne kadar ergen panik atakları önlemeye, onlardan kaçınmaya ya da onlara son vermeye çalışsa da, bozukluğun doğası gereği ergen bu duygulardan kaçınamayacağını, felaketleştirici düşüncelere son veremeyeceğini ve fiziksel duyumlarını bastıramayacağını düşünmeye başlar. Bu hem kendisine öfke duymasına yol açar, hem de kendine güveni azaltır ve savaşı-mücadeleyi kaybettiğini düşünmeye başlar. Kendi kendine yetebilirlik, kendi kendini idare edebilme ile ilgili düşünceleri yara alır, bu durum onun ayrılma, bireyselleşme süreçlerini, otonomi kazanımı ve kimlik gelişimini baltalayabilir.
Ergen atak sırasında veya aralarında tuzağa düşmüş, kapana kısılmış gibi hissedebilir. Paniği başarısız şekilde bastırma girişimleri kişinin kendini bırakmasına ve depresif duygu durum yaşamasına yol açabilir. Ergenlerde panik bozukluğunda depresyon gibi duygu durum bozukluklarına nadir rastlanılmaz.
Panik hissiyatı beyinde yoğun bir şekilde “savaş/kaç/donma” tepkisine yol açar, fakat sorun ortada bu tepkiyi doğuracak bir şey olmamasıdır, sıklıkla ergen vücudundan gelen duyumları felaketleştirmekte, atak geldiğinde ise onu bastırmaya çalışmak genelde boşuna bir çaba olduğu için kişinin kaygı, korku, panik ve yetersizlik hisleri daha da artmaktadır. Ergen bu hisleri bir sel baskını ya da duyguların tsunamisi olarak hissedebilir. Bu sanki kontrol edilemez ve önlenemez bir doğal afettir. Böyle durumlarda da kişi kendine güvenini kaybeder, kendini yetersiz ve güçsüz hissedebilir.
2-) Ergenlerdeki panik bozukluktaki Kabül edilemez kendilik (kendisi ve diğer insanların tepkileri ile ilişkili aşırı utanma ile ilişkili) temel belirti kümesi
Panik bozukluğu olan ergenlerde kendilerine yabancılaşma, kendilerinin bu zayıf halini kabül edememe ve diğerlerinin panik bozukluk ve atakların getirdiği belirtileri kabül etmeyeceği, yargılayacağı, dalga geçeceği düşünceleri olabilir.
Ergenler insanlar önünde özellikle akranları yanında panik atak geçirmekten korkarlar, bu streslerini daha da arttırır, böyle bir durumda yoğun bir sosyal kaygı yaşayacakları ve yargılanacaklarına dair korkuları olur. Böyle bir durum gerçekleştiğinde de çevre destekleyici bile olsa aynı şeyleri hissedebilirler, bu sıradaki yardım ve ilgiyi zavallılık, yetersizlik olarak algılamaya ve insanların ona acıdıklarını düşünmeye meyilli olabilirler. Bazı panik bozukluğu olan ergenlerde sosyal kaygı bozukluğu yani sosyal fobiye de ek tanı olarak rastlanabilir.
Atak sırasındaki olumsuz etkileşim deneyimleri genellikle çevrenin, okulun ve akranların panik bozukluk/atağın ne olduğu konusunda farkındalıklarının düşük olması ile ilişkili olabilir halbüki ergenler vakitlerinin önemli bir kısmını okulda akran ve öğretmenlerinin yanında geçirirler. Bu olumsuz insanlar arası etkileşimler, anlaşıldığını hissedememe, reddedildiğini düşünme kişinin kendi ve başkalarının gözünde kabül edilemez olarak algılamasına yol açabilir. Bunlar ergenlerde olumsuz kendilik algısına, anormal olduğu düşüncesine, diğer insanlara kendini uzak hissetmesine yol açabilir.
Bu temel belirti kümesinin de 3 temel alt başlığı vardır.
2a-) Sosyal Olarak Spot Işığının Altında Olma
Bu alt tema ergenin panik ataklarına bağlı olarak olumsuz şekilde yargılanma ve damgalanma ile ilişkili endişelerini temsil eder. Panik bozukluğu olan ergenlerde bu sosyal kaygılara çok sık rastlanır.
Panik bozukluğu olan ergenler bu durumu diğer kişilerden saklamaya meyilli olurlar Panik atağın aşırı yorucu, tüketici, korkutucu deneyimi; diğerlerinin bu durumu nasıl algılayacakları ve nasıl davranacakları konusundaki endişelerle daha da güçlenir.
Genellikle panik bozukluğu olan ergenler felaketleştirme ve en kötü olasılık senaryoları oluşturmaya yatkın olduklarından böyle bir atak sırasında anlaşılmayacakları, yargılanacakları, zorbalığa uğrayacakları, arkadaşlarını kaybedeceklerini düşünmeye eğilimli olabilirler. İlgi ve desteği ise acıma belirtisi olarak negatif olarak filtreleyebilirler. Bu durumlar stres artışı ile panik atakların sıklığını arttırabilir. Panik atak sırasında gözlerin üstünde olduğunu düşünme panik atağın şiddetini de arttırabilir.
2b-) Yardımcı Olamayan Yardımcılar
Özellikle sadece diğer ergenlerde değil, okul çalışanları, okul idaresi, öğretmenler arasında da panik bozukluk farkındalığı az olabilir ya da okul çalışanları ve öğretmenler panik bozukluğu bir yetişkin hastalığı olarak görme eğiliminde olabilirler. Gene diğerlerinden gelen “sakinleş”, “kendine gel”, “rahatla” gibi yanlış yaklaşımlar, ergenler atak sırasında bunları yapamayacakları için kendilerini daha zayıf, yetersiz hissetmelerine yol açabilir. Utanç duyguları daha da artabilir. Panik bozukluğu olan ergenler atak sırasında orada bulunup ona yardım edebilecek diğerlerinin onları anlayamayacaklarını ve panik ataklarını yanlış şekilde yorumlayabileceklerine inanırlar.
2c-) Kendine Yabancılaşma
Ergenler panik bozukluğu kendilerinin istenmeyen ve hoşlanmadıkları bir kısmı olarak nitelendirebilirler, ayrıca onlara göre bu hatalı parçaları hem kendileri, hem akranları, hem de diğer insanlar için kabül edilemez bir yan olarak algılanabilir. Bu durum kendine ve etrafa yabancılaşma süreci ile sonuçlanabilir.
Özellikle gerçekte olsun ya da olmasın panik ataklar nedeni ile reddedildiğini, damgalandığını düşünen, panik bozukluk nedeni ile insan etkileşimlerinde olumsuz deneyim yaşayan ergenlerde bu durum daha fazla hissedilebilir. Ergen bir topluluk ya da akran grubuna uyum sağlayamadığı, onların içine kabül edilmediğini düşünebilir. Bunlar bazen bilişsel çarpıtmalarla birlikte olabilir, yani etraftan böyle bir tepki olmadığı halde sadece olumsuz olan tek bir tepkiye yoğunlaşıp, diğer insanların tepkilerini aşırı genelleştirmek ya da olumsuz olanı filtrelemek gibi.
Panik bozukluğu olan ergenler kendilerini kusurlu ve farklı hissedebilirler. Tüm bunlar sadece toplumsal / mesleksel /cinsel / statüsel kimlik gelişimini değil ayrıca kendilik gelişimi ve kendilik algısını da olumsuz yönde etkiler.
Bazen hatta çoğu zaman gerçekten de diğer insanlar özellikle de olgunlaşmalarını tamamlamamış ergenler panik atak sırasında kötü bir niyet olmasa da nasıl davranacaklarını bilemeyebilirler bu durum panik bozukluğu olan ergen tarafından reddedilme, terk edilmiş hissetme, ihmal edilmiş olma olarak algılanabilir. Bunlar da bu bireylerin panik atak kısımlarının diğer insanlar tarafından kabül edilmediği şeklinde yanlış yorumlanmasına yol açabilir. Bu akran gruplarına yabancılaşma, onlardan utanma ve yoğun utanç duymaya da sebebiyet verebilir. Kendini akranları istemese de onlardan izole etmek isteyebilir. İnsan ilişkileri ile ilişkili artmış stres de panik bozukluğun gidişatını kötüleştirebilir.
Ayrıca dışarı çıktıklarında panik atak geçirirse arkadaşlarının gününü mahvedebileceğini düşünebilir ve dışarı çıkmamaya karar verebilir bu da arkadaşlarının gerçekten onlardan uzaklaşmasına yol açabilir. Dışarıda rahat onlar gibi takılamadığı için kendini artık topluma daha yabancı ve izole hissedebilir, kendini kusurlu, zayıf, sorunlu görme paterni de artabilir.
Çocuk ve Ergenlerde Panik Bozukluğuna Eşlik Eden Durumlar
Panik bozukluğu olan çocuklarda astıma daha sık rastlanıyor olabilir.
Panik bozukluğa agorofobi tanısı da (kapalı ya da açık alan korkusu, kaçılamayacağı düşünülen yerlerde yaşanan panik ataklar) eşlik ediyorsa diğer anksiyete bozukluklarından sosyal fobiye ve ayrıca obsesif-kompülsif bozukluğa daha sık rastlanabilir.
Agorofobi olmadan panik bozuklukta ise depresyon, ayrılma anksiyete bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğuna daha sık rastlanıyor olabilir. Bipolar afektif bozukluğu olan ergenlerde en sık görülen anksiyete bozukluğu da panik bozukluktur.
Ayrılma anksiyetesi bozukluğu olan çocuklarda ileride panik bozukluk gelişimi için artmış risk söz konusu olabilir. Panik bozukluğu olan ebeveynlerin çocuklarında da ayrılma anksiyetesi bozukluğu görülme olasılığı daha fazladır.
Panik bozukluğu olan ergenler alkolü daha az olarak da diğer yasadışı maddeleri kendilerini rahatlatmak amaçlı kullanmaya daha yatkın olabilirler. Bu da bu ergenlerde bu durumun (alkol ve madde kötüye kullanımı) ve bağımlılığın sorgulanmasının önemini gözler önüne sermektedir.
Çocuk ve Ergenlerde Panik Bozukluk Tedavisi
Doğru tanı konulduğunda psikoterapi özellikle de bilişsel davranışçı terapi ve psikofarmakolojik tedavi (psikiyatrik ilaç tedavisi, genellikle serotonerjik etkili ilaçlar.. sertralin, essitalopram,,,) çocuk ve ergenlerdeki panik bozukluğunda etkili olabilmektedir. Özellikle orta ve ağır çocuk ya da ergen panik bozukluğu olgularında ilaç tedavileri genellikle güvenli ve etkili olabilmektedir, bozukluğun yaptığı yıkım ve yarattığı stresin boyutu düşünüldüğünde gerektiğinde ilaç tedavisinden kaçınılmaması önerilir.
Başka bir bozukluk söz konusu değilse genelde tek bir ilaçla yeterli sürede tedavi etkili olabilir, çok ağır vakalarda ilk başlarda kullanmak ve daha sonra kesilmek üzere ek ilaç (hidroksizin ve daha ağır olgularda benzodiazepinler) gerekebilir ama bu kadar ağır olgulara neyse ki çok sık rastlamamaktayız.
İlaçla birlikte psikoterapi tekrarlama olasılığını azaltmaktadır.
Gece uyandıran panikleri devam eden hastalarda hidroksizin, trazodon, mirtazapin, mianserin düşük dozlarda tedaviye eklenebilir.
Şefkat odaklı terapiler de panik bozuklukta etkili olabilirler.
