ÇOCUKLARDA DİLİN SOSYAL PRAGMATİK KULLANIMI ve İLİŞKİLİ İLETİŞİM BOZUKLUKLARI
PRAGMATİK / SOSYAL DİLİN TANIM VE KAPSAMI
Kısaca dilin bağlama yani duruma, yere, zamana uygun şekilde kullanımı olarak özetlenebilir. Örneğin; dialoğu – karşılıklı konuşmayı sürdürme, sohbet etme, uygun yanıtlar verme, nezaket kurallarına uyma, akıcı raporlar yazma ve sunma, şaka ve sarkazm, ironi gibi edebi olmayan dili kullanıp, anlayabilme, zihin kuramı becerileri ve empati kurarak konuşabilme gibi.
Pragmatik dil becerileri başkaları ile iletişim, etkileşim kurabilmemiz, uzlaşabilmemiz, alttan alabilmemiz, hakkımızı savunabilmemiz, diğerlerin perspektifinden yani bakış açısından bakarak iletişimi sürdürebilme, yeri geldiğinde politik davranabilme, deneyimleri paylaşabilme, birbirimize doğru yolu gösterme, nasihat verme ve deneyimlerimizi aktarma, yol gösterme, fikir verme, onay alma, kendimizi ifade edebilme, olayları kendi perspektifimizden ifade edebilme, başkalarının bizde farkedemeyeceği şeyleri belirtebilme, onaylama, reddetme, hayır diyebilme ile yakından ilişkilidir.
Pragmatik dil; zihin kuramı kapasitesi bilişsel – zihinsel yetenekler, zeka düzeyi, nöropsikolojik / kognitif özellikler, işlevsel dil kullanımı ve linguistik, edebi becerilerden etkilenir. Pragmatik dil insanlararası ilişkilerde dilin uygun ve etkili kullanımı ile çocuğun evde, okulda, akran grupları içinde sosyal olarak beceri ve varlık gösterebilmesinde anahtar rol oynar.
Pragmatik dil kullanımında zorluklar; çok konuşma, gereksiz boş konuşma, karşısındakinin sıkıldığını anlayamama, konuşacak konu bulamama, dialog - sohbeti sürdürememe, konuşma sırasını karıştırma, ne zaman konuşacağını bilememe, nerede nasıl konuşacağını anlayamama, otorite figürleri ve akranlarla benzer şekilde konuşma, nezaket kurallarını takip edememe, gereksiz argo kullanımı ya da hiç kullanmama, konuşmayı karşısındakinin ihtiyaçlarına göre şekillendirememe, aktaracağı bilgi veya measjı dinleyicinin gereksinimlerine uygun aktaramama, diğerlerinin sözel ve sosyal ipuçlarını algılayamama, stereotipik – repliksel konuşmalara yatkınlık (aileler bu durumu yanlışlıkla aşırı düzgün ve net konuşma şeklinde de tanmlayabilirler veya algılayabilirler), sarkasm / şaka / metafor ve mecazları algılayamama gibi problemlere yol açabilir.
Dilin pragmatik kullanımındaki bu bozukluklara; otizm spekrum bozukluğu, yüksek fonksiyonlu / işlevli otizm, sosyal pragmatik dil bozukluğu, Asperger Sendromu, diğer otistik özellik ve bulguların görüldüğü durumlar, geniş fenotip otizm özellikleri taşıyan bireyler, nonverbal /sözel olmayan öğrenme güçlüğünde sık rastlanır.
Pragmatik dil pratik, teorik ve bilimsel açıdan ayrıca antropoloji, sosyoloji, psikoloji, deneysel psikoloji, klinik psikoloji, nöropsikoloji, linguistik, dil bilimi, sosyal psikoloji, özel eğitim ve özel gereksinimli bireylerin eğitimi bilim alanları ile de yakından ilişkilidir.
Pragmatik dil gelişimi ile insanlar nerede, ne zaman, ne, nasıl söyleneceği becerisini kazanırlar.
DİLİN PRAGMATİK / SOSYAL AÇIDAN KULLANIMI
Dilin pragmatik – sosyal yönüne vurgu ilk kez aslında çok geçmişlerde değil kısmen yakun sayılabilecek 1970’li yıllarda yapılmıştır.
Pragmatik dil gelişimi; çocuklar ve erişkinlerin sosyal dünyayı keşfetmelerini (sosyal ilişkiler yaratmak, geliştirmek, sürdürmek gibi) ve diğer bireylerle kültürel önemli aktivitelere katılmalarını sağlayan “dil sistemi”nin bir alt bileşenidir.
Çok küçük yaşlarda sadece belli kelimeler, çok kısa cümleler ve hecelere hakim çocuklarda dilin pragmatik yani sosyal kullanımı konusunda uzmanlaşmaları zaman alacaktır. Bebeklik döneminde çocuklar dili ihtiyaçlarını ifade etmek, anlaşmazlıklar konusunda uzalaşma, oyunlara katılım, yaşıtlar ve yetişkinlerle iletişimsel etkileşimlere katılmak için kullanılırlar.
Çocukların en temel haklarından biri, onların temel ihtiyaçlarını karşılayan, şefkat, ilgi ve sosyal destek sağlayan bir aileye sahip olmalarıdır. Pragmatik dil gelişimi, dil yolu ile diğerleri / insanlar ile kurulması gereken etkileşimi sağlayan bilgileri içeren ve sosyal gelişimle ilişkili bir süreçtir. Tabii ki bu beceriler bir anda gelişmez ya da doğumda kazanılmaz, çocuk öncelikli olarak değişik kaynaklardan gelen bişgileri işlemleyebilme, analiz etme yeteneği, uygun dil ve edebi becerilerin kullanımında yetkinlik, sosyal ihtiyaç ve gereksinimlere uygun yanıtlar verme becerisi geliştirmektedir.
Yetkin bir dil kullanıcısı, sosyal durumlarda, sosyal sorunlarda dili nasıl uygun ve stratejik, amaca yönelik kullanacağını bilir. Bu da soğukkanlı kalabilme , uzlaşmada ve orta noktada buluşma yeteneği, uzlaştırma becerisi, öfke denetiminde önemli rol oynar.
Çocuklar dilin pragmatik / sosyal kulanımı ile girişken olmayı, olumlu iletişim kurmayı da öğrenirler (terapötik altruizm / özgecilik, şefkat gösterme, prososyal davranışlarda bulunma gibi).
Çocuklar akranları, aileleri, öğretmenler ve diğerleri ile etkileşimlerinde dili nasıl kullanacaklarını öğrenirler (örneğin dilin sosyal – pragmatik kullamımı, yeni duruma ve bağlama göre jest-mimiklerin, el hareketlerinin ve diğer sözel olmayan iletişimin, ses tonu ve yüksekliğinin ayarlanması gibi beceriler....).
Çocuklar zamanla;
- Nasıl soru sorulur?
- Nasıl komut verilir?
- Nasıl komut alınır?
- Nasıl iltifat edilir?
- Nasıl iltifat kabül edilir?
- Nasıl şefkat gösterilir?
- Nasıl diğer duygular ifade edilir ya da daha uygun şekilde ifade edilirler?
- Özür dilemeyi
- Karşısındakinin gönlünü almayı
- Yeri geldiğinde üstten veya alttan almayı
- Katılma ve / veya katılmamayı
- Hayır diyebilmeyi
- Red etmeyi
- Ne zaman ses yükseltilir veya alçaltılır?
- Nasıl şaka yapılır?
- nasıl öykü anlatılır? konularında tecrübe kazanırlar.
Tüm bu yukardaki dilin sosyal ve pragmatik kullanımındaki gerilik ve zorluklar;
- Otizm spektrum bozukluğu
- Sosyal pragmatik iletişim bozukluğu (social pragmatic communication disorder/SPCD)
- Nonverbal öğrenme güçlüğü (sözel olmayan öğrenme güçlüğü)
- Yüksek fonksiyonlu otizm
- Bağlanma ile ilişkili sorunlar
- Diğer sosyal beceri sorunları
- Psikopati
- Otistik psikopati
- Zihin kuramı defistleri
- Belirgin sosyal beceri eksikliği
- Asperger Sendromu
- Theory of Mind / Zihin Kuramı defisitleri
- Kallöz (esnek düşünemeyen) ve emosyonel olmayan, empatik olmayan, performans anksiyetesi olmayan davranım bozukluğu olan gençler ile ilişkili olabilir.
Çocuklar zamanla “ödül veya ceza”, “cesaret veya doğruluk” gibi oyunları nasıl oynayacaklarını öğrenirler. Ayrıca zamanla “doğum gümün kutlu olsun”, “çok yaşa”, “sen de gör”, “lütfen”, “teşekkür ederim”, “merhaba”, “güle güle”, gibi kibar nazik sosyal ifadeleri yaşlarına uygun zamanlarda öğremir ve kullanmaya kısa sürede başlarlar.
Çocuklar dialog ve konuşmaları nasıl başlatacakları, sürdürecekleri, sonlandıracakları, ne zaman dinleyecekleri, ne zaman susacakları, ne zaman konuşma sırasının kendilerine geldiğini, nasıl olumlu ve olumsuz geri bildirimler verileceğini, konuyu dağıtmamayı öğrenmek zorundadırlar.
Dilin sosyal / pragmatik becerileri ile ilişkili bu kazanımları; “otizm spektrum bozukluğu”, “nonverbal / sözel olmayan öğrenme güçlüğü”, “yüksek işlevli otizm”, “Asperger Sendromu”, “geniş fenotip otizm”i, “sosyal pragmatik iletişim bozukluğu” olan çocuk ve ergenler yeterince kazanamayabilirler.
Dilin uygun pragmatik / sosyal kullanımında el-kol hareketleri (İtalyanca’da örneğin daha önemli), jest ve mimiklerin düzgün ve yerinde kullanımı, sesin yüksekliği ve tonunun uygun kullanımı da değerlendirmede önem taşır.
Dilin sosyal – pragmatik kullanımında sorunların olduğu otistik özelliklerin görüldüğü bireylerde dilin melodisi, prozodisi bozulmuş olabilir, robotsu, mekanik, repliksel, tekrarlayıcı (geç ekolali) konuşmalar olabilir.
“Asperger Sendromu” ve “Yüksek Fonksiyonlu Otizm”de çok erken ve aşırı düzgün konuşma olabilir ama bu konıuşmalar kayıt edilmiş gibi aşırı düzgün ve edebi açıdan yaşa uygun olmayan konuşmalar olabilir (aileler bunu bazen çok net erken konuşma, büyümüş de küçülmüş gibi konuşma olarak tanımlayabilirler veya çocuğun zekasının yüksek olduğuna inanabilirler). Yani çok erken ve aşırı düzgün, net konuşma olması otistik özellikleri ve nörogelişimsel sorunları dışlamaz.
Çocuklar kimin konuştuğu ve dinlediğine göre “ben”, “sen” veya “burada” ve “orada” gibi terimlerin ne anlama geldiğini anlamak ve bunları uygun zaman ve yerlerde kullanmayı öğrenmelidirler.
Konu başlıklarına ve ayrıca sosyal statüye göre zamanla çocuklar ne tür bir konuşma stili kullanacaklarını öğrenirler (akranları ile ayrı, öğretmeni ile ayrı içerik ve tonlarda konuşmak gibi). Gene zamanla kimlerle hangi belli başlı konular konuşuşur veya konuşulmaz becerisini edinmeye başlamalıdırlar (pot kırmamak).
9-18 aylar arasında çocuklar konuşanın iletişimi niye başlattığı ve sürdürdüğü ile ilgili niyetlerini anlamaya başlarlar ve konuşmada ortak dikkati geliştirirler.
- yılın sonunda çocuklar, diğer kişilerin ne istediği, neye niyetlendikleri ve neyi nasıl algıladıkları gibi sosyal beceri ve zihin kuramı işlevlerinde çok daha yetkin hale gelmişlerdir.
3 yaşında çocuklar hem öznesi, hem yüklemi olan yorumlarda bulunabilirler, cevaplar verebilirler. Bu yaş grubunda “neden”, “niçin” sorularına nazaran çocuklar “nerede” ve “ne” sorularına daha kolay yanıt verirler.
Yaşla pragmatik / sosyal dil becerileri arttıkça okul öncesi çocuklar daha zengin ve ileri düzeyde sohbet, dialog ve iletişim becerilerine sahip olurlar hem de sosyal açıdan daha yetkin bir konuşmacı olurlar.
4 yaşındaki çocuklar kullandıkları dili ve konuşmalarını karşısındakinin yaşı, cinsiyeti ve statüsüne göre ayarlamaya başlarlar.
Okul öncesi dönemdeki çocuklar ilginç olarak (daha dürüst, içten ve spontan olmaları ile ilişkili ahlaki gelişim dönemi) daha yüksek statüdeki konuşmacılarla (örneğin ebeveynler, öğretmenler) daha az kibar konuşurlar ve konuşmaları daha direkt ihtiyaçlar içerirken, daha düşük statüdekilerle (akranları) daha kibar konuşurlar ve daha az direkt olmayan ya da daha net olmayan isteklerde bulunurlar.
DİL – KONUŞMA - SOSYAL İLETİŞİM VE ETKİLEŞİME ETKİ EDEN FAKTÖRLER
Çocuğun işitmesi, zeka düzeyi, bizi diğer memelilerden ayıran beynin frontal ön bölgesi (prefrontal korteks) ile ilgili gelişmiş ileri yürütücü işlevlerin gelişimi, ortak dikkat ve sosyal dikkat işlevlerinin gelişimi, etrafa meraklı ve keşfedici olmak (sağlıklı bağlanma sonucu) ve kısa süreli bellek kapasitesi, psikososyal risk ve koruyucu etmenler, yeterli uyaran alma, bağlanma güvenliği - anne-çocuk ilişkisi, okul öncesi eğitimden faydalanma, uygun teknoloji kullanımı, genetik özellikler, çocuğun nöropsikolojik ve nörobiyolojik profili; dil ve konuşma gelişimini etkiler.
İhmal ve istismar geçmişi olan çocuklar olası anne depresyonu, uyaran eksikliği, aşırı teknoloji maruziyeti, okul öncesi eğitime gidememe psikososyal travmalar, şiddete maruz kalma veya şahit olma, duygusal - fiziksel ihmal ve istismar, bağlanma sorunları gibi pek çok olumsuz durum nedeni ile dil, konuşma, sosyal iletişim / etkileşim, dilin sosyal – pragmatik kullanımında gerilikler, öğrenme güçlükleri ve bazı otistik özellikler gösterebilirler. Bu çocuklar ayrıca ileride sınırda mental kapasite, ayrıca disleksi, disgrafi, diskalküli (yani özgül öğrenme bozukluğu belirtileri), davranış sorunları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu geliştirmeye daha yatkın olabilirler.
İhmal ve istismar geçmişi olan çocuklardaki; artmış olası dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, dikkat sorunları, yürütücü işlev sorunları, zihin kuramı – empati sorunları, davranış sorunları, özgül öğrenme bozukluğu, depresyon, bağlanma sorunları, etrafı hostil – düşmanca algılama ve damgalanma, yeterli edebi becerilere sahip olamama; ileride gelişebilecek sosyal iletişimsel – etkileşimsel sorunlar ve özellikle de borderline – sınırda kişilik bozukluğu, travmatik kişilik örgütlenmesi, suça sürüklenmenin gelişimi ile ilişkili olabilir. Bu da kişiyi yeni travmalara yatkın hale getirebilir (travmanın nesiller arası aktarımı, poliviktimizasyon, reviktimizasyon).
Özellikle sözcük dağarcığı ve dilbilgisini kapsayacak şekilde dil becerilerinin kazanımında genetik faktörler etkili olsa da dış olumlu ve olumsuz çevresel - psikososyal faktörlerle daha fazla ilişkidedirler. Buna karşın ses, telafuz, fonoloji, artikülasyon, akıcılık problemlerinde de dış olumlu ve olumsuz çevresel - psikososyal faktörler etkili olsa da genetik faktörler daha etkin rol oynamaktadırlar. Hem dil hem konuşma bozuklukları ayrıca “özgül öğrenme bozukluğu (disleksi, disgrafi, diskalküli)” gelişimi için risk faktörüdür. Özgül öğrenme güçlüğü - bozukluğu da ileride davranışsal ve sosyal iletişim sorunları ile ilişkili olabilmektedir.
Dış faktörlerden en önemlileri annenin eğitim düzeyi ve psikopatoloji varlığı uygun uyaran verebilmesi ve 5-6 yaş altında çok çocuğu olmasıdır. Bunlardaki olumsuzluklar dil ve konuşma gelişimini, bağlanma sorunları ve ilişkili etkileşimsel - sosyal sorunlar ve otistik özelliklere yol açabilir.
Okul öncesi eğtim olanaklarından yararlanabilme dil-konuşma-sosyal iletişim ve etkileşim gelişimini olumlu yönde etkileyebilir. Sosyoekonomik - kültürel düzey, annenin okuma - dil becerisi, çocukla yeterince konuşması, çocuğa kitap okuması, çocukla kaliteli zaman geçirilmesi, çocuğun sosyal-iletişim-dil becerilerinin geliştirilmesi için fırsat verilmesi, akran etkileşimi için fırsat yaratılması (izole bir yaşam sürmeme, annenin sosyal ilişkilerinin ve desteğinin yeterli olması, oyun bahçesi, okul öncesi eğitim..) çocuğun dil – konuşma – sosyal -etkileşimsel becerilerini olumlu yönde etkiler fakat annenin genç ve tecrübesiz olması, sosyal desteğinin olmaması, marital – evlilik ile ilgili sorunlar ise olumsuz etkiye neden olur. İhmal ve istismarın görüldüğü evlerde kalan çocuklar ve anneleri genelde bu bahsedilen konularda dezavantajlı konumda olabilirler.
Hayatın ilk yıllarında ev içindeki nicel (sözcük sayısı ve sık veya az konuşma) ve nitel (dilin konuşmanın zengin veya fakir içeriği) açıdan zengin uyaranın daha sonraki dil – konuşma - sosyal iletişim - etkileşim becerileri ile ilişkili olduğu açıktır. Birlikte kitap okuma ve annenin kitap okuyor olması bu uyaranın içindedir. Okul öncesi eğitimin katkısında öğretmenin çocukla ilişkisinin kalitesi ve aynı şekilde nicel / nitel açıdan iletişimin yoğunluğu önemli aracı değişkendir.
Sosyoekonomik düzeyin ve aile yapısına ilişkin faktörlerin dil – konuşma - sosyal iletişim - etkileşim becerileri üzerine olan etkilerinde kaotik aile ortamı aracı değişken olmaktadır. “Ev içi kaos terimi”; sürekli bir düzenin olmadığı, günlük aktivitelerin öngörülemediği, sık bakımveren değişikliğinin olduğu, sık taşınma-mekan değişikliği, ev halkına dahil olan veya ayrılan üyelerin sıklığı, gürültülü ve uyaranın optimalin üzerinde olduğu stabil olmayan ve rutin uygulamalar içermeyen ortamları tanımlamaktadır.
AMA DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI GÖSTEREN ÇOCUKLARIN ÖNEMLİ BİR KISMINDA, OTİZMDE OLDUĞU GİBİ BU PSİKSOSYAL RİSK FAKTÖRLERİNE RASTLANMAZ, YANİ DİL VE KONUŞMA SORUNLARINDA GENETİK, KALITIMSAL, NÖROBİYOLOJİK FAKTÖRLER DAHA ÖN PLANDADIR.
Yalnız çocukluk çağı olumsuz yaşam olayları da nörobiyolojik olumsuzluklara yol açarak bir çok dil ve konuşma dahil, bir çok nörogelişimsel sorunlarla ilişkili olabilir.
Olası olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, ihmal, anne ve babanın kendi sorunlarına gömülmesi; işitme sorunlarının geç fark edilmesine, çocuğun zeka-zihinsel düzeyini, bilişsel işlevlerini, bizi diğer primat ve hayvanlardan ayıran gençlik dönemine kadar gelişimi de devam eden beynin frontal ön bölgesi (prefrontal korteks) ile ilgili gelişmiş ileri yürütücü işlevlerin gelişimini (bizi diğer canlılardan ayıran özel yeteneklerimiz-dil gibi-becerilerimiz-daha üstün zeka işlevlerimiz gibi), ortak dikkat ve sosyal dikkat işlevlerinin gelişimini (çocuk ilişki kurmaya isteksiz olabilir ya da iletişime, etkileşime, konuşmalara odaklanamaz), etrafa meraklı ve keşfedici olmayı (anne-çocuk bağlanmasında sorun varsa çocuk dünyayı ve etrafı keşfetmeye meraklı olmaz bu da zihinsel gelişimini olumsuz etkiler) ve kısa süreli bellek kapasitesini, yeterli uyaran almayı, bağlanma güvenliği - anne-çocuk ilişkisinde sorunlara, okul öncesi eğitimden faydalanamamaya, aşırı teknoloji-ekran kullanımına, anne babadan geçen olası olumsuz genetik özelliklerin daha fazla eksprese edilmesine (ortaya çıkmasına), çocuğun nöropsikolojik-bilişsel-zihinsel ve nörobiyolojik profilini olumsuz yönde etkileyerek dil ve konuşma gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir hatta otistik bazı özelliklerin çıkmasına neden olabilir (yalancı otistik, pseudootistik özellikler, daha önceki yazılarımda bağlanma bozukluklarında bahsetmiştim).
https://ozhanyalcin.com/blog/24/cocuk-ve-ergenlerde-baglanma-kurami-baglanma-bozukluklari
Bu çocuklar ayrıca ileride sınırda mental kapasite, disleksi, disgrafi (özgül öğrenme bozukluğu bulguları), davranış sorunları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu geliştirmeye daha yatkın olabilirler.
Dil, konuşma, iletişim, otistik özellikler, bağlanma sorunları, uyaran eksikliği, aşırı teknoloji maruziyeti için okul öncesi dönemde yapılacak danışmanlık, müdahaleler, psikoeğitim verilmesi özel eğitim ve dil-konuşma terapilerinden yararlanılması; ilerideki otizm, bağlanma sorunları, özgül öğrenme güçlüğü, davranış sorunları, suç içeren davranışlar, akademik sorunlar, damgalanma, negatif kimlik özellikleri gelişimini engelleyebilir.
“Ebeveyn depresyonu”, “diğer ebeveyn psikopatolojileri – psikiyatrik hastalıkları”, “uyaran eksikliği”, “aşırı teknoloji maruziyeti”, “okul öncesi eğitime gidememe”, “anne ve babanın eğitim ve bilişsel düzeylerinin geri olması”, “aşırı ekran maruziyeti”, “çocukla kitap okumama”, “çocuğa masal, öykü anlatmama”, “çocukla şarkı söylememe, ninni okumama”, “psikososyal travmalar”, “şiddete maruz kalma veya şahit olma”, “duygusal-fiziksel ihmal ve istismar”, “bağlanma sorunları” gibi pek çok olumsuz durum nedeni ile; çocuklar dil, konuşma, sosyal iletişim/etkileşim, dilin sosyal kullanımında gerilikler, öğrenme güçlükleri ve bazı otistik özellikler gösterebilirler.
Burada yukarıda bahsi geçen durumlar birbiri ile genelde ilişkilidir ve aralarında karmaşık iki, hatta çok yönlü olumsuz yönde besleyici etkileşim vardır.
Örneğin depresif anne, çocuğun ağlaması ile baş edemeyip çocuğu TV karşısına oturtuyor, eline tablet veriyor olabilir, ayrıca çocukla daha az konuşuyor, daha az kitap okuyor, daha az masal okuyor, daha az ninni söylüyor, daha az bilişsel uyaran veriyor, daha az dışarı çıkarıyor, daha az şey öğretiyor, okul öncesi eğitimi daha az önemsiyor, çocukla kurduğu olumlu ilişkiye dikkat etmiyor, çocuğun akranları ile oynaması ve sosyalleşmesi için yeterli fırsat sağlayamıyor olabilir, ekonomik zorluklar yaşama olasılığı da çocuğun daha az uyaran almasına yol açıyor olabilir, bunları yapamayan anne belki de suçluluk hissediyor olabilir ve depresif bulguları ve yetersizlik hisleri daha da artıyor olabilir.
Gene “kıskançlık paranoyası olan bir baba”, anne ve çocuğun dışarı çıkmasını engelleyerek direkt olarak bebeğin yeterli uyaran almasını engelleyebilir ve indirekt olarak annede ikincil psikiyatrik ve depresif bulgular yaratarak bakım kalitesini bozabilir ve çocuğun dil, konuşma, iletişim, etkileşim gelişimini, bağlanma süreçlerini ve pragmatik / sosyal dil – iletişim – becerileri ve öğrenmeyi sekteye uğratan merak duygusunu bozabilir.
PRAGMATİK / SOSYAL DİL ALANINDA USTALAŞILMASI GEREKEN ÜÇ ANA İLETİŞİM BECERİSİ
- Dil Kullanımı: Merhabalaşma, tanışma, vedalaşma, komut verme, istekte bulunma, emir verme, iltifatta bulunma, iltifatı kabül etme, eleştirme, kızma, eleştiriyi kabül etme, alttan alma, kendini savunma, hayır diyebilme gibi.. insanı insan yapan özellikler.
- Dili Değiştirme: Duruma ve dinleyiciye, dinleyicinin ihtiyaçlarına göre konuşmak (örneğin bir bebekle yetişkin gibi konuşmamak ya da tersi / akranlarıyla ayrı, otorite figürleriyle ayrı şekilde konuşabilmek / konuyu bilmeyen kişiye ayrı, konuya hakim kişiye farklı şeyler anlatabilme / sınıfta söz aldığında, oyun parkında konuştuğu gibi iletişim kumama gibi vs....)
- Kuralları Takip Edebilme: Diyaloğu sürdürebilme, öykü, hikaye anlatabilme, çocuğun seviyesine inip masal anlatabilme, uygun yerlerde uygun hitaplar ve deyimler kullanma, gene uygun yerlerde ve yeri geldiğinde geleneksel kurallara uygun konuşabilme, konuşmada sıranın kendisinde olduğunu anlayabilme, konuda kalabilme, çerçeveyi çizebilme, özetleme, konuyu dağıtmama, ana fikri anlayıp iletişimi sürdürebilme, aynı konu üzerinde sürekli durmamak, sürekli aynı şeyi tekrarlamamak, anlaşılmadığında tekrarlamak, sözel ve sözel olmayan sinyalleri / jestleri / mimikleri kullanabilmek, konuşurken kişisel mesafeyi ayarlayabilmek (otizm spektrum bozukluğu olan bireyler çok yakın mesafede durabilirler, fazla temassal olabilirler, aileler yanlışlıkla bunu canayakınlık ve samimiyet gibi algılayabilirler veya yorumlayabilirler), konuşurken göz teması kurmak, iletişim halindeyken yüz ifadelerini kullanabilme ve karşısındaki kişilerin jest / mimiklerini anlayabilme.
ERGENLİK DÖNEMİNDE PRAGMATİK / SOSYAL DİL GELİŞİMİ
Ergenliğe girişle birlikte çocuklar gelişen sosyal dünyaları (ufuk açıcı akran ilişkileri ve grupları, otorite figürleri ile çatışma ve uzlaşma, önce ebeveynlerden ikinci ayrılma – bireyselleşme – otonomi kazanımı, sonra körü körüne akran gruplarına evet dememe, hayır demenin de karizmatik olduğunu farkerme ve geç ergenlikte ebeveynlere tekrar yaklaşma) nedeniyle daha sofistike pragmatik beceriler geliştirirler ve dilin sosyal – pragmatik kullanımı konusunda daha da ustalaşmak zorunda hissederler.
Daha fazla sayıda öğretmen ve akran ile temas ve deneyim, okulun daha zorlaşması ve artan okuma ilgisi ile (ailelerin okuma konusunda doğru model olduğu ailelerde daha çok gelişir) dilin daha ileri ve karmaşık kullanımına aşina olma ve ders dışı aktiviteler, akran grupları ergenlerin diğerlerinin perspektifinden bakmasına ve dili sosyal açıdan daha stratejik kullanmalarına yol açar. Pragmatik davranışlar ve pragmatik dil yani dilin sosyal açıdan kullanımındaki gelişimler, kimlik gelişimi ve ebeveynlerden daha fazla otonomi kazanılmasıyla parallellik gösterir.
Günümüzde ayrıca cep telefonu ve internet / web / mobil uygulamaları, gelişen bilişim teknolojisi ile ergenler dilin sosyal bağlamda pragmatik kullanımını bu uygulama ve teknolojilerde de geliştirmeye ve kullanmaya başlamışlardır. Bu alanda ileride daha nice gelişmeler olacağı aşikardır.
Dil ve pragmatik dil (dilin sosyal kullanımı) gelişimi kimlik gelişiminde önemli rol oynar. Aile ile dialoglar ve konuşmalar, aile öyküleri, dede ve ninelerden dinlenen gerçek hikayeler ve masallar; ergenlerin geçmişleri ve kültürleri ile bağ kurmasına da olanak sağlar. Mültecilerde bu gereksinim daha fazla da olabilir.
Pragmatik / sosyal dil becerilerinin kullanımının gelişiminde en kritik rol bu yaş grubunda tahmin edileceği üzere akran grupları ile ilişkilidir (argo konuşma, uygun jest ve mimikler, bunların nerede, ne zaman kullanılıp kullanılmayacağı, otorite figürleri ile iletişimde bunların kullanılmaması...).
Her akran grubunu diğer akran gruplarından ayıran iletişimsel, dilsel, sözel ve sözel olmayan karmaşık etkileşimsel farklılıklar, değişik grup dinamikleri olabilir. “Alay etme”, “kalp kırmadan alay etme ve gönül alma”, “şaka yapma”, “alay edilme ile başa çıkma”, “şaka ve zorbalık sınırını ayarlama ve algılayabilme”, “şakaları ciddiye alma veya almama”, “zorbalığı farketme, ayırt etme” gibi ayrımında zorlanılacak becerileri ergenler kazanmak zorundadırlar. Bunlar kazanılmadığında sosyal açıdan sorunlar ortaya çıkabilir (olayları abartma, zorbalığı anlamama, saf olarak algılanma, aşırı alınganlık ve şüphecilik, etrafı ve diğerlerini düşmanca / hostil olarak algılama, kendini savunamama veya fazla kavgacı olma, dışlanma, sosyal izolasyon gibi vs....).
Gene ergenlikte nasıl tartışılacağı konusunda daha usta hale gelinmelidir.
“Çocukluk sonu ve ergenlik başında psikodrama uygulamaları çok yararlı olabilir”.
“Münazaralar ergenlikte dilin sosyal kullanımında bu yazında hep sayılan bir çok beceriyi geliştirir, sosyal kaygıyı, eleştirilme korkusunu azaltır veya bunlarla baş etmeyi güçlendirir, rekabetçiliği işlevsel şekile sokar”.
Ergen kendisi ve başkalarının yaşı, cinsiyeti, sosyal sınıfı – statüsü, ıksal ve etnik grubuna göre kullandığı dil içerikleri arasında geçişler yapabilmelidir.
DİLİN SOSYAL - PRAGMATİK İLETİŞİMİ İLE İLGİLİ BOZUKLUK VE SORUNLAR
SOSYAL PRAGMATİK İLETİŞİM BOZUKLUĞU (SPCD)
Pragmatik dil; açık olarak izah edilenin ötesindeki gerçek anlam ve mesajı kavrayabilme, sosyal bağlamda dil kullanımı, şakaları, imaları, mecazi kullanımları, paradoksları anlayabilme, sözel olmayan mesajları alabilme, illetişimdeki satır aralarını okuyabilme olarak bilinir. Dilin vurgusunu, jest ve mimikleri uygun kullanabilmeyi de kapsar.
Otistik bazı özelliklerin görüldüğü ama otizm tanı kriterlerinin karşılanmadığı bu çocuklar da dili sosyal amaçlar için kullanmakta zorlanma, uygun toplumsal iletişim şeklini ayarlayamama (arkadaşları ile çok resmi konuşma veya öğretmeni ile arkadaşı ile konuşur gibi konuşma..), mecazi anlamları anlamakta (şaka, atasözü, detim, metafor, alay..) ve sözsüz iletişim davranışlarını dile entegre etmekte zorlanma görülebilir. Tanı geçerliliği ile ilgili ciddi bilimsel ve klinik tartışmalar vardır.
DSM-5 tanılama sistemine göre OSB tanısının konulamadığı ama otistik özellikler, sosyal iletişim ve etkileşimde bozulmaların görüldüğü nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Tanısal geçerliliği düşük olabilir. Bu tanının geçerliliği ile ilgili ciddi tartışmalar vardır. OSB ile tanı konulamaz, ailede OSB tanısı daha sıktır.
Sosyal pragmatik iletişim bozukluğunda, aşağıdakilerle karakterize sözel ve sözel olmayan iletişimin sosyal-pragmatik kullanımında kalıcı güçlükler mevcuttur;
- Sosyal amaçlı iletişimde, selamlaşma, bilgi paylaşımı gibi, sosyal ortam ve bağlama uygun olmayan davranışlar,
- Konuya göre ya da dinleyicinin ihtiyaçlarına göre iletişimi değiştirme ve farklılaştırmada bozulmalar; sınıf içinde ya da oyun alanında benzer konuşmalar, arkadaş ortamında çok formal konuşma, öğretmen ya da müdür ile arkadaşıymış gibi konuşma,
- İletişimi yönetirken sözel ve sözel olmayan ipuçlarını yorumlamakta zorlanma, karşılıklı konuşmada sırasını bilememe ya da farklı şeylerden bahsetme gibi karşılıklı iletişim ve ifade etme becerilerinde bozulmalar,
- İmaları, esprileri, metaforları, mecazi söylemleri anlamakta zorlanma.
- Tanı otizm spektrum bozukluğu’na (OSB) göre daha geç yaşlarda koyuluyor olabilir
- İmajinasyon becerileri düşük olabilir
- Nonverbal – sözel olmayan öğrenme güçlüğü (NVLD) benzeri bulgular,
- Gelişimsel koordinasyon bozukluğu bulguları, sporda zorlanma, silik nörolojik belirtiler, hantallık
- DEHB ve ÖÖB ile beraber olabilir
- İleride yazılı olarak ifade etme becerileri düşük olabilir
- Ailede OSB, ÖÖB, NVLD (sözel olmayan öğrenme güçlüğü, non-verbal learning disorder), silik otistik özellikler, geniş fenotip otizm, Asperger Sendromu ve Yüksek Fonksiyonlu Otizme (YFO) daha sık rastlanıyor olabilir.
- ToM (zihin kuramı – başkasının düşüncelerine atıfta bulunabilme), Empati zorluklarına sık rastlanır.
Sosyal Pragmatik İletişim Bozukluğu (Social Pragmatic Communication Disorder – SPCD) ayırıcı tanısı
- OSB (bir alt grupta ergenlikte kısıtlı ilgi alanları ortaya çıkarsa tanı OSB’ye kayabilir),
- Asperger Sendromu,
- YFO (Yüksek Fonksiyonlu Otizm),
- DEHB,
- Sosyal anksiyete bozukluğu (sosyal fobi),
- Sosyal beceri, empati ve zihin kuramı defisitlerinin görülebildiği diğer klinik durumlar (ihmal, istismar...),
- NVLD – Sözel Olmayan Öğrenme Güçlüğü,
- Kallöz – emosyonel olmayan – empatik olmayan özellikler gösteren davranım bozukluğu,
- Bağlanma sorunları - Bebeklikte travma ile ilişkili bozukluklar,
- Tepkisel Bağlanma Bozukluğu,
- Sınırsız Toplumsal Katılım Bozukluğu,
- Takipte Sınırda Mental Kapasite ve/veya Özgül Öğrenme Bozukluğuna ilerleyecek olgular,
- Diğer Nörogelişimsel Sorunlar ve Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu,
- Fetal Alkol Sendromu,
- Otizm – Psikoz Sınırında yer alan bozukluklar (MDI ve MCDD),
- DAMP—deficits in attention, motor control, and perception (Gillberg).
Bir çok klinisyen ve araştırmacıya ve benim kendi görüşüme göre de Asperger Sendromu ve Yüksek Fonksiyonlu Otizm (YFO) ayrı antitelerdir ve SPCD altında yer almamalıdırlar.
DEFICITS IN ATTENTION, MOTOR CONTROL AND PERCEPTUAL ABILITIES (DAMP - DİKKAT, MOTOR KONTROL VE ALGISAL YETENEKLERDE KUSURLAR)
“Deficits in attention, motor control and perceptual abilities” (DAMP – Dikkat, Motor Kontrol ve Algısal Yeteneklerde Kusurlar) Gillberg ve İskandinav Ekolünde yer alan motor kontrol, algısal ve dikkat sorunları olan çocukları tanımlayan şemsiye bir terimdir.
DAMP daha çok DEHB ve Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu bulguları ve tanıları ile birlikte olabilir, çocuklarda silik otistik özellikler, tekrarlayıcı davranışlar ve tiklere de sıklıkla rastlanabilir (Serebral Palsy tanısı eşlik etmemeli ve IQ en az 50 olmalıdır).
DAMP İskandinav Ekolünde yer alan bir tanı grubu gibi düşünülebilir, bu çocukların akrabalarında daha sık OSB ve Tourette Sendromu görülebilir, bu çocuklarda DEHB ve Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu haricinde;
- Diğer akademik sorunlar
- Diğer dikkat ve konsantrasyon sorunları, distraktibilite,
- Silik nörolojik bulgular,
- Zayıf koordinasyon ve hantallık, spor ve beden derslerinde zorlanma,
- Okuma ve yazma güçlükleri (ÖÖB benzeri bulgular),
- Artikülasyonda – telafuzda – fonolojik sorunlar,
- Alıcı dilde gerilik,
- Kendini ifade etmede ve ifade edici dilde zorlanma,
- Diğerlerinin bakış açısından bakmakta zorlanma, zihin kuramı – empati – sosyal beceri zorlukları, akran etkileşiminde zorluklar,
- Komut almada ve rutinleri takip etmede zorluk,
- İnce motor becerilerde gerilik (disgrafi benzeri bulgular, yazıda zorlanma, elin çabuk yorulması),
- Zamanı algılama ve saati söylemede zorlanma gözlenebilir.
