Image

ÇOCUKLARDA DİL GELİŞİMİ, DİL ve KONUŞMA, BOZUKLUKLARI DİLİN GELİŞİM SÜRECİ VE DİL GELİŞİMİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER

DİLİN GELİŞİM SÜRECİ VE DİL GELİŞİMİNE ETKİ EDEN FAKTÖRLER

Dile ilişkin becerilerin gelişimi (language development - dil gelişimi), terim olarak daha soyut olan dili anlama (receptive - alıcı dil) ve ifade edebilme (expressive - ifade edici dil) becerilerinin yanı sıra; daha somut ve mekanik olan telafuz (artikülasyon - fonoloji), ses (voice) ve akıcılığı (fluency) kapsayan bir süreci içermektedir.

İfade edici dil, gelişimsel sırası ile;

  • Ses-sözcük oluşturma (fonoloji),
  • Sözcük dağarcığı (vocabulary),
  • Dilbilgisi kurallarını (gramer - grammar) içeren yapısal olarak doğru cümle kurabilme (sentaks), anlamlı cümle kurabilme (semantik-anlamsal dil-dilin anlamı)
  • Sözün sosyal - pragmatik kullanımı,
  • Ses vurgu ve tonu (prozodi - konuşmanın tonlama ve ritmi, melodisi) (pragmatik dil içinde yer alır) (otizmde ve şizofrenide dilin melodisi bozulabilir),
  • Jest-mimik gibi non-verbal (sözel olmayan dil - iletişim) becerileri kullanma ve anlamayı (pragmatik dil içinde yer alır),
  • Bağlama uygun konuşabilme (pragmatik dil içinde yer alır),
  • Mecazi - soyut anlama (pragmatik dil içinde yer alır),
  • İmalarda bulunma ve imaları anlama becerilerini (pragmatik – sosyal dil) kapsamaktadır.

İlk sözcüklerini 12 ay civarında söyleyen bebek dil öncesi (prelinguistik dönemi – 2-3 ay agulama, 4-5 ay babıldama, 4-8 ay tekrarlayan babıldama, 5 ay hece taklidi, 11-12 ay kelime taklidi - kısa süreli normal ekolali – her zaman normal değildir hatta çoğunlukla çocuklarda normal ekolali dönemi olmaz -, 9-18 ay jargon babıldama) başarıyla tamamlayarak linguistik döneme girer.

Bebekler her ay yaklaşık 10 sözcük ekleyerek 5-6 ay içerisinde kullandıkları sözcük sayısını 18. ayda 50-70’e çıkarırlar. Bu dönemden sonra fonoloji becerlerini tamamlamış bebek, sözcük bilgisini de arttırarak adeta bir sözcük patlaması yaşar. 24 aya kadar her ay sözcük dağarcığına 30 sözcük daha ekler. Böylelikle çocuklar genelde 24 aylıkken 200-250 arasında sözcük dağarcığına sahip olurlar.

İkinci doğum günü ile sözcük bilgisine, dilbilgisi (gramer) becerilerinin de eklenmesiyle “baba park”, “anne su” gibi “iki kelimelik aslında cümle olmayan basit cümleler” (“telegrafik konuşma”) kullanılmaya başlanır. 1-2 ay sonra da “su ver” gibi basit ama gramer olarak daha uygun 2-3 kelimelik cümlelere geçerler (daha çok komut veya emir içerir). Bu iki kelimelik ilk cümle kalıplarına zamanla zamirler, sayılar ve çoğul ekleri de eklenir. “2.5 yaş civarı özne-fiil-yüklem uyumluluğu artar. Bu dönem artık gerçek cümleler kullanılmaktadır”.

3 yaşa yaklaştığında çocuk şimdiki zaman ve geçmiş zamanı kullanır. 36 aya yaklaşırken en az 3 kelimelik cümleler kurarlar. Bu cümlelerin yüklemi sıklıkla birinci tekil şahıstır, bazen “ben” diye başlar, (otizmde kendinden “o” veya ismi ile hitap etme görülebilir) tümleç-zarf içerebilir ve ne istediğini ifade etmeye yöneliktir: “anne o tatlıyı yemek istiyorum”, “baba parka gidelim veya gidelim mi?” diyebilirler.

3 yaştan hemen sonraki aylarda “soru cümleleri” ve “olumsuz cümle kalıplarını kullanmaya” geçerler. Süreç içerisinde tipik - normal gelişen çocuklar “yanlış anlaşılmaları düzeltmeyi”, “ince ipuçlarını yakalamayı”, “biriyle nasıl konuşma başlatacağını”, “ortak zemin bulup konuşmayı nasıl devam ettirebileceğini” öğrenir, “ses ton ve vurgusunu daha etkili kullanmaya”, “sese – içeriğe uygun jest mimikleri kullanmayı ve anlamaya” başlarlar.

Çocuklar 3 yaşında “nerede”, “kim” ile başlayan sorular, “çogul kullanım”, “geçmiş zaman”, “cinsiyetini - yaşını söyleme”, “en az 3 nesne sorulduğunda adlandırmayı” becerirler.

Böylelikle 3 - 4 yaş arasında çocuklar “sentaks” becerilerine ek olarak “semantik (anlamsal)”, “pragmatik (sosyal)” dil becerilerini de geliştirmeye başlarlar. 4 yaşından sonra bağıl cümlelerden, bağ-zamir cümlecikleri (“annemin aldığı elbiseyi istiyorum”), isim-yan cümlecikleri (“kuruması için dışarı serdim”) çocuğun rahatlıkla kullanabildiği birleşik cümle türlerine geçiş olur.  4 yaşında öykü ve rüyalarını anlatma gelişir.

Birleşik cümle kalıplarının da çocuk tarafından ustaca kullanılmasıyla 5 yaş civarında dil gelişiminin tüm becerileri neredeyse kazanılmış olur. Otizm özellikleri olan çocuklarda dil gelişimi her zaman geri olmayabilir ama dilin prozodik ve pragmatik kullanımında, jest ve mimik kullanımında geri olabilirler, dilin melodisi farklı olabilir, melodik konuşmalara da sık rastlanır.

“Ebeveyn depresyonu”, “diğer ebeveyn psikopatolojileri – psikiyatrik hastalıkları”,  “uyaran eksikliği”, “aşırı teknoloji maruziyeti”, “okul öncesi eğitime gidememe”, “anne ve babanın eğitim ve bilişsel düzeylerinin geri olması”, “aşırı ekran maruziyeti”, “çocukla kitap okumama”, “çocuğa masal, öykü anlatmama”, “çocukla şarkı söylememe, ninni okumama”, “psikososyal travmalar”, “şiddete maruz kalma veya şahit olma”, “duygusal-fiziksel ihmal ve istismar”, “bağlanma sorunları” gibi pek çok olumsuz durum nedeni ile çocuklar dil, konuşma, sosyal iletişim/etkileşim, dilin sosyal kullanımında gerilikler, öğrenme güçlükleri ve bazı otistik özellikler gösterebilirler.

Burada yukarıda bahsi geçen durumlar birbiri ile  genelde ilişkilidir ve aralarında karmaşık iki, hatta çok yönlü olumsuz yönde besleyici etkileşim vardır.

Örneğin depresif anne; çocuğun ağlaması ile baş edemeyip çocuğu TV karşısına oturtuyor, eline tablet veriyor olabilir, ayrıca çocukla daha az konuşuyor, daha az kitap okuyor, daha az masal okuyor, daha az ninni söylüyor, daha az bilişsel uyaran veriyor, daha az dışarı çıkarıyor, daha az şey öğretiyor, okul öncesi eğitimi daha az önemsiyor, çocukla kurduğu olumlu ilişkiye dikkat etmiyor, çocuğun akranları ile oynaması ve sosyalleşmesi için yeterli fırsat sağlayamıyor olabilir, ekonomik zorluklar yaşama olasılığı da çocuğun daha az uyaran almasına yol açıyor olabilir, bunları yapamayan anne belki de suçluluk hissediyor olabilir ve depresif bulguları ve yetersizlik hisleri daha da artıyor olabilir.

Gene “tedavi edilmemiş paranoid şizofrenisi olan bir baba” sanrıları nedeni ile; anne ve çocuğun dışarı çıkmasını engelleyerek direkt olarak bebeğin yeterli uyaran almasını engelleyebilir ve indirekt olarak annede ikincil psikiyatrik ve depresif bulgular yaratarak bakım kalitesini bozabilir ve çocuğun dil, konuşma, iletişim, etkileşim gelişimini, bağlanma süreçlerini ve pragmatik / sosyal dil – iletişim – becerileri ve merak duygusunu bozabilir.

DİL GELİŞİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME GEREKEN ÖNEMLİ EŞİKLER

  • 12 aylıkken ismine bakmayan,
  • 12 - 18 ay arası basit komutları yapmayan,
  • 2 yaşına kadar anlamlı kelimesi olmayan,
  • 3 yaşına kadar cümlesi olmayan,
  • 4 - 5 yaşlarında basit öykü – rüya – televizyonda gördüklerini anlatamayan her çocuk işitme, dil, konuşma ve bunlarla ilişkili olabilecek bozukluklar, sosyal iletişim ve etkileşim, bilişsel-zihinsel gelişim ve otistik özellikler, bağlanma sorunları, uyaran eksikliği, ebeveyn psikopatolojisi (postpartum depresyon...), aşırı teknoloji – teknolojik oyun - ekran maruziyeti açısından mutlaka çocuk ve ergen psikiyatristleri, pediatristler, çocuk ve ergenlerle ilişkili diğer ruh sağlığı çalışanları, kulak burun boğaz uzmanları (KBB), odyoloji uzmanları tarafından değerlendirilmelidir.

DİL – KONUŞMA - SOSYAL İLETİŞİM VE ETKİLEŞİME ETKİ EDEN FAKTÖRLER

Çocuğun işitmesi, zeka düzeyi, bizi diğer memelilerden ayıran beynin frontal ön bölgesi (prefrontal korteks) ile ilgili gelişmiş ileri yürütücü işlevlerin gelişimi, ortak dikkat ve sosyal dikkat işlevlerinin gelişimi, etrafa meraklı ve keşfedici olmak (sağlıklı bağlanma sonucu) ve kısa süreli bellek kapasitesi, psikososyal risk ve koruyucu etmenler, yeterli uyaran alma, bağlanma güvenliği - anne-çocuk ilişkisi, okul öncesi eğitimden faydalanma, uygun teknoloji kullanımı, genetik özellikler, çocuğun nöropsikolojik ve nörobiyolojik profili; dil ve konuşma gelişimini etkiler.

İhmal ve istismar geçmişi olan çocuklar olası anne depresyonu, uyaran eksikliği, aşırı teknoloji maruziyeti, okul öncesi eğitime gidememe psikososyal travmalar, şiddete maruz kalma veya şahit olma, duygusal - fiziksel ihmal ve istismar, bağlanma sorunları gibi pek çok olumsuz durum nedeni ile dil, konuşma, sosyal iletişim / etkileşim, dilin sosyal – pragmatik kullanımında gerilikler, öğrenme güçlükleri ve bazı otistik özellikler gösterebilirler. Bu çocuklar ayrıca ileride sınırda mental kapasite, ayrıca disleksi, disgrafi, diskalküli (yani özgül öğrenme bozukluğu belirtileri), davranış sorunları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu geliştirmeye daha yatkın olabilirler.

İhmal ve istismar geçmişi olan çocuklardaki; artmış olası dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, dikkat sorunları, yürütücü işlev sorunları, zihin kuramı – empati sorunları, davranış sorunları, özgül öğrenme bozukluğu, depresyon, bağlanma sorunları, etrafı hostil – düşmanca algılama ve damgalanma, yeterli edebi becerilere sahip olamama; ileride gelişebilecek sosyal iletişimsel – etkileşimsel sorunlar ve özellikle de borderline – sınırda kişilik bozukluğu, travmatik kişilik örgütlenmesi, suça sürüklenmenin gelişimi ile ilişkili olabilir. Bu da kişiyi yeni travmalara yatkın hale getirebilir (travmanın nesiller arası aktarımı, poliviktimizasyon, reviktimizasyon).

Özellikle sözcük dağarcığı ve dilbilgisini kapsayacak şekilde dil becerilerinin kazanımında genetik faktörler etkili olsa da dış olumlu ve olumsuz çevresel - psikososyal faktörlerle daha fazla ilişkidedirler. Buna karşın ses, telafuz, fonoloji, artikülasyon, akıcılık problemlerinde de dış olumlu ve olumsuz çevresel - psikososyal faktörler etkili olsa da genetik faktörler daha etkin rol oynamaktadırlar. Hem dil hem konuşma bozuklukları ayrıca “özgül öğrenme bozukluğu (disleksi, disgrafi, diskalküli)” gelişimi için risk faktörüdür. Özgül öğrenme güçlüğü - bozukluğu da ileride davranışsal ve sosyal iletişim sorunları ile ilişkili olabilmektedir.

Dış faktörlerden en önemlileri annenin eğitim düzeyi ve psikopatoloji varlığı uygun uyaran verebilmesi ve 5-6 yaş altında çok çocuğu olmasıdır. Bunlardaki olumsuzluklar dil ve konuşma gelişimini, bağlanma sorunları ve ilişkili etkileşimsel - sosyal sorunlar ve otistik özelliklere yol açabilir.

Okul öncesi eğtim olanaklarından yararlanabilme dil-konuşma-sosyal iletişim ve etkileşim gelişimini olumlu yönde etkileyebilir. Sosyoekonomik - kültürel düzey, annenin okuma - dil becerisi, çocukla yeterince konuşması, çocuğa kitap okuması, çocukla kaliteli zaman geçirilmesi, çocuğun sosyal-iletişim-dil becerilerinin geliştirilmesi için fırsat verilmesi, akran etkileşimi için fırsat yaratılması (izole bir yaşam sürmeme, annenin sosyal ilişkilerinin ve desteğinin yeterli olması, oyun bahçesi, okul öncesi eğitim..) çocuğun dil – konuşma – sosyal -etkileşimsel becerilerini olumlu yönde etkiler fakat annenin genç ve tecrübesiz olması, sosyal desteğinin olmaması, marital – evlilik ile ilgili sorunlar ise olumsuz etkiye neden olur. İhmal ve istismarın görüldüğü evlerde kalan çocuklar ve anneleri genelde bu bahsedilen konularda dezavantajlı konumda olabilirler.

Hayatın ilk yıllarında ev içindeki nicel (sözcük sayısı ve sık veya az konuşma) ve nitel (dilin konuşmanın zengin veya fakir içeriği) açıdan zengin uyaranın daha sonraki dil – konuşma - sosyal iletişim - etkileşim becerileri ile ilişkili olduğu açıktır. Birlikte kitap okuma ve annenin kitap okuyor olması bu uyaranın içindedir. Okul öncesi eğitimin katkısında öğretmenin çocukla ilişkisinin kalitesi ve aynı şekilde nicel / nitel açıdan iletişimin yoğunluğu önemli aracı değişkendir.

Sosyoekonomik düzeyin ve aile yapısına ilişkin faktörlerin dil – konuşma - sosyal iletişim - etkileşim becerileri üzerine olan etkilerinde kaotik aile ortamı aracı değişken olmaktadır. “Ev içi kaos terimi”; sürekli bir düzenin olmadığı, günlük aktivitelerin öngörülemediği, sık bakımveren değişikliğinin olduğu, sık taşınma-mekan değişikliği, ev halkına dahil olan veya ayrılan üyelerin sıklığı, gürültülü ve uyaranın optimalin üzerinde olduğu stabil olmayan ve rutin uygulamalar içermeyen ortamları tanımlamaktadır.

AMA DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI GÖSTEREN ÇOCUKLARIN ÖNEMLİ BİR KISMINDA, OTİZMDE OLDUĞU GİBİ BU PSİKSOSYAL RİSK FAKTÖRLERİNE RASTLANMAZ, YANİ DİL VE KONUŞMA SORUNLARINDA GENETİK, KALITIMSAL, NÖROBİYOLOJİK FAKTÖRLER DAHA ÖN PLANDADIR.

Yalnız çocukluk çağı olumsuz yaşam olayları da nörobiyolojik olumsuzluklara yol açarak bir çok dil ve konuşma dahil, bir çok nörogelişimsel sorunlarla ilişkili olabilir.

Olası olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, ihmal, anne ve babanın kendi sorunlarına gömülmesi; işitme sorunlarının geç fark edilmesine, çocuğun zeka-zihinsel düzeyini, bilişsel işlevlerini, bizi diğer primat ve hayvanlardan ayıran  gençlik dönemine kadar gelişimi de devam eden beynin frontal ön bölgesi (prefrontal korteks) ile ilgili gelişmiş ileri yürütücü işlevlerin gelişimini (bizi diğer canlılardan ayıran özel yeteneklerimiz-dil gibi-becerilerimiz-daha üstün zeka işlevlerimiz gibi), ortak dikkat ve sosyal dikkat işlevlerinin gelişimini (çocuk ilişki kurmaya isteksiz olabilir ya da iletişime, etkileşime, konuşmalara odaklanamaz), etrafa meraklı ve keşfedici olmayı (anne-çocuk bağlanmasında sorun varsa çocuk dünyayı ve etrafı keşfetmeye meraklı olmaz bu da zihinsel gelişimini olumsuz etkiler) ve kısa süreli bellek kapasitesini, yeterli uyaran almayı, bağlanma güvenliği - anne-çocuk ilişkisinde sorunlara, okul öncesi eğitimden faydalanamamaya, aşırı teknoloji-ekran kullanımına, anne babadan geçen olası olumsuz genetik özelliklerin daha fazla eksprese edilmesine (ortaya çıkmasına), çocuğun nöropsikolojik-bilişsel-zihinsel ve nörobiyolojik profilini olumsuz yönde etkileyerek dil ve konuşma gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir hatta otistik bazı özelliklerin çıkmasına neden olabilir (yalancı otistik, pseudootistik özellikler, daha önceki yazılarımda bağlanma bozukluklarında bahsetmiştim).

https://ozhanyalcin.com/blog/24/cocuk-ve-ergenlerde-baglanma-kurami-baglanma-bozukluklari

https://ozhanyalcin.com/blog/18/otizm-spektrum-bozukluklari-osb-ve-otistik-ozellik-ve-bulgularin-goruldugu-diger-durumlar

DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARI GÖSTEREN ÇOCUKLARIN ÖNEMLİ BİR KISMINDA, OTİZM VE DİĞER NÖROGELİŞİMSEL BOZUKLUKLARDA OLDUĞU GİBİ PSİKOSOSYAL RİSK FAKTÖRLERİNE RASTLANMAZ. DİL VE ÖZELLİKLE DE KONUŞMA PROBLEMİ OLAN ÇOCUKLARA SAHİP AİLELER HEMEN BOŞ YERE KENDİLERİNİ SUÇLAMAMALIDIR.

ZATEN NÖROGELİŞİMSEL BOZUKLUKLARDA (riskli bebek ve çocuklar, dikkat sorunları, hiperaktivite, dil-konuşma sorunları, iletişim, etkileşim sorunları, motor koordinasyon bozuklukları, bilişsel bozukluklar, akademik zorluklar, öğrenme güçlükleri, otistik özellikler..) ÖNCELİKLİ OLAN ŞEY DURUMU “KABÜL ETME” VE SONRA DA “ZAMAN KAYBETMEDEN” GEREKLİ GİRİŞİMLERDE BULUNMAKTIR.

DOKTOR, DOKTOR GEZEREK VAKİT KAYBETMEKTENSE ÖNERİLERE UYMAK, GEREKLİ EĞİTSEL VE TERAPÖTİK GİRİŞİMLERE BAŞLAMAK EN DOĞRU OLAN ŞEYDİR. ÇÜNKÜ BEYİNİN EĞİTİM, UYARAN VE İLGİ İLE EN İYİ TOPARLADIĞI, EN PLASTİK VE HAMURSU OLDUĞU DÖNEM YAŞAMIN İLK 5-7 YILIDIR (NÖROPLASTİSİTE).

ÇOCUĞUNUZDA RİSKLİ BİR DURUM (RİSKLİ ÇOCUK) VEYA BİR BOZUKLUK TANISI (NÖROGELİŞİMSEL BOZUKLUKLAR, ÖZEL GEREKSİNİMLİ ÇOCUKLAR) KONMASI HER AİLE İÇİN ZORDUR AMA BUNUN HERHANGİ BİR SUÇLUSU YOKTUR. SİZ DE SUÇLU DEĞİLSİNİZDİR, HEKİM DE.

TANI KOYMA YETKİNLİĞİ OLMAYAN BAZI SAĞLIK ÇALIŞANLARI VEYA EĞİTİMCİLER “BU ÇOCUKTA KESİNLİKLE ÖYLE BİR ŞEY YOK, SADECE ŞU VAR…” DİYEBİLİRLER, “HAYIR O EĞİTİME DEĞİL BU TERAPİYE İHTİYACI VAR” DİYEBİLİR. OLAYA DAHA ÇOK KENDİ BAKIŞ AÇILARINDAN BAKABİLİRLER. NÖROGELİŞİMSEL BOZUKLUKLARDA TAKİP VE TEDAVİDE ORKESTRA ŞEFİ “ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSİ UZMANLARI”DIR.

SİZE DUYMAK İSTEDİĞİNİZİ SÖYLEYEN PROFESYONELLER SİZİ KISA VADEDE RAHATLATABİLİRLER, AMA UZUN VADEDE SİZE VE ÖZELLİKLE DE ÇOCUĞA GERİ DÖNÜŞSÜZ HASARLAR BIRAKABİLİRLER. ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSTİ SİZE KARŞI DEĞİLDİR, SİZİN YANINIZDADIR.

AİLELER HEMEN TANI KOYULDU DERLER VE BUNDAN YAKINIRLAR, ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSİNDE TANI KOYDURUCU TESTLER YOKTUR, SADECE TANIYI DESTEKLEYEN TESTLER VARDIR. GÖZLEM, ÖYKÜ, PSİKİYATRİK MUAYENE, AİLE ÖYKÜSÜ, ANNE-BABA İLİŞKİLERİ, PSİKOSOSYAL RİSK FAKTÖRLERİNİN VE AKLINIZ GELMEYECEK KADAR AYRINTILI FAKTÖRLERİN SORGULANMASI VE DAHA BİR ÇOK SORGULAMA, GÖZLEM VE MUAYENE İLE BİZİM BRANŞIMIZDA TANI KONUR, AYRICA OKUL, ÖZEL EĞİTİM GİBİ YERLERE GİDİYORSA ORALARDAN SÖZLÜ VE YAZILI GÖRÜŞLER ALINIR.

YETKİN BİR ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSTİ 2 YAŞ ALTI, HATTA 12-18 YAŞ ALTI BİR BEBEKTE ÇOK HAFİF BULGULAR OLSA BİLE RİSKLİ BİR DURUM VAR MI ŞÜPHELENEBİLİR. ÖRNEĞİN DENEYİMLİ BİR DERMATOLOG DA DAHA BİYOPSİ YAPILMADAN 1 SANİYEDE EN OLASI TANIYI BİLİR. SİZ SADECE KENDİ ÇOCUKLARINIZI GÖRÜYORSUNUZ BİZ ÇOK DAHA FAZLASINI.

NÖROLOJİK BİR DURUMDAN ŞÜPHELENİLMİYORSA EEG, SPECT, PET, BEYİN TARAMA, MR, CT GİBİ TEKNİKLER KULLANILMAZ. ŞÜPHELENİLİRSE ÇOCUK NÖROLOJİ, BAZEN ÇOCUK GENETİK, ÇOCUK METABOLİZMA İLE ORTAK ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLEBİLİR.

YETKİN BİR BEBEK, ÇOCUK VE ERGEN PSİKİYATRİSTİNİN MUAYENESİ DAHA ÇOCUK BEKLEME SALONUNDAYKEN BAŞLAR, İÇERİ NASIL GİRDİĞİ, NEREYE YÖNELDİĞİ, YÜRÜYÜŞ TARZI, MOTOR HAREKETLERİ, KURDUĞU İLİŞKİLER VE AKLINIZA GELMEYECEK (ANNENİN KENDİ ANNESİ KURDUĞU İLİŞKİYE KADAR…) BİRÇOK ŞEYE DİKKAT EDEREK BAZI TANILARDAN ŞÜPHELENEBİLİR VE ONA YÖNELİK DEĞERLENDİRMELERİNE DEVAM EDER.

GENE SIK KARŞILAŞTIĞIMIZ BİR DURUM “ÇOCUĞUMUZ DAMGALANIR EĞİTİM ALMASIN, İLAÇ KULLANMAYALIM…”. ÇOCUĞUNUZDA BİR SORUN OLDUĞUNUN GÖRÜLMESİ KONULMUŞ BİR TANI VEYA ALDIĞINIZ EĞİTİM VEYA İLAÇLA OLMAZ, ÇOCUĞUNUZ TEDAVİ VE EĞİTİM ALMADIĞINDA ZATEN YAŞ BÜYÜDÜKÇE ARTAN DAVRANIŞ REPERTUARI İLE YAŞITLARI İLE ARASINDAKİ FARK, DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİKLERİ, GERİLİK DÜZEYİ DAHA DA ARTAR, FARKLI ÖZELLİKLERİ VE BECERİLERİ, ÖĞRENME SORUNLARI ZATEN OKULA GİTTİĞİNDE ARKADAŞLARI, DİĞER VELİLER, OKUL YÖNETİMİ, REHBER ÖĞRETMEN VE SINIF ÖĞRETMENİ TARAFINDAN FARKEDİLECEKTİR. O ZAMAN ASIL DAMGALANMA OLUCAKTIR. EN KÖTÜSÜ DE EN DEĞERLİ YILLAR EĞİTİMSİZ, TAKİPSİZ, TEDAVİSİZ YA DA YETERSİZ – UYGUN OLMAYAN TEDAVİLERLE BOŞA GEÇTİĞİNDEN ÇOCUKTAKİ BOZUKLUK BÜYÜK OLASILIKLA DAHA KALICI, DAHA AĞIR VE DAHA KÖTÜ İLERLEYİŞLİ OLUCAKTIR.

Bu çocuklar ayrıca ileride sınırda mental kapasite, disleksi, disgrafi (özgül öğrenme bozukluğu bulguları), davranış sorunları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu geliştirmeye daha yatkın olabilirler.

Dil, konuşma, iletişim, otistik özellikler, bağlanma sorunları, uyaran eksikliği, aşırı teknoloji maruziyeti için okul öncesi dönemde yapılacak danışmanlık, müdahaleler, psikoeğitim verilmesi özel eğitim ve dil-konuşma terapilerinden yararlanılması ilerideki otizm, bağlanma sorunları, özgül öğrenme güçlüğü, davarnış sorunları, suç içeren davranışlar, akademik sorunlar, damgalanma, negatif kimlik özellikleri gelişimini engelleyebilir.

DİL GELİŞİMİNDE SICAK NOKTA: 2 - 4 YAŞ ARASI

İki – dört yaş arası çocuklarda inanılmaz bir gelişim görülür. Bu dönemde çocuklar otonomi, bireyselleşme yetisimi kazanmaya ve kendilerini ifade etmeye başlarlar. Ayrıca kendi davranışlarının sonuçları hakkında daha fazla bilgi ve farkındalık sahip olmaya başlarlar. Bu oldukça tatmin edici bir dönem olsa da yıldırıcı ve zorlayıcı da olabilir.

İki yaşından itibaren çocuklar yavaş yavaş konuşma, düşünme konusunda yetkinleşirler ve 4-5 yaşına kadar da güçlü fikirlere sahip olabilirler. İki yaş civarında çocukların dil yetileri çok büyük bir hızla gelişir. Bu dönem süresince eşyalar hakkında düşünmeye ve bu eşyaları edinmek imkansız ve şartlar buna el vermiyorsa bile onları talep etmeye başlarlar. Kısacası, gelişmeye başlayan dil ve düşünme yetileri çocuğun her şeyi kendi başına yapmayı talep etmesine yol açar (ayrılma – bireyseleşme – otonomi kazanımı).

Bireyselleşme ve ileride hayır diyebilme ile yakından ilişkili otonomi kazanma arzuları, sıklıkla istemedikleri şeyi kendi başlarına yapma veya elde etme konusunda sahip oldukları sınırlı kabiliyetlerle çatışma içindedir.

Çoğunlukla bu dönem “zorlu iki yaş sendromu” ve öfke nöbetleri ile karakterize olabilir. Tabii ki de her çocukta bu durumlar farklı ağırlıklarda olabilir. Bu dönem aslında çocuğun sağlıklı bir gelişim gösterdiğine ve bağımsız hareket etme kabiliyetinin geliştiğine bir işarettir.

TEMEL KONUŞMA VE DİL BOZUKLUKLARI

ÖZGÜL DİL BOZUKLUĞU (ÖDB)

ÖDB olan çocuklar, yaşları ve gelişim düzeylerinden beklenenen beceri düzeyinde kelimeler ve cümleler ile düşüncelerini ifade etmekte güçlük yaşarlar. Bu çocuklar kısıtlı sözcük dağarcığı ile konuşmaya çabalarlar, grameri bozuk ve kısa cümleler kurarlar. Sıklıkla durumlarını ve kendilerini tanımlamak ve ifade etmek için yaptıkları konuşmalar bütünlükten yoksun ve karmaşıktır. Sadece ifade edici –ekspresif değil alıcı – reseptif dil becerileri de geri olabilir. Böyle bir durumda bu bozukluğun daha ağır olma ihtimali daha yüksektir.

Dil becerileri yönünden yaşlarından daha küçük olarak algılanırlar. Bu çocuklar yaşıtları ile kıyaslandığında sözcükleri anlamaları ve sözcük belleklerinin gelişimi gecikmiş olabilir. Bu öocuklar normal zeka ve işitmeye sahip olsalar da beklenen yaşta konuşmanın gelişiminde yetersizlikler gözlenir. Ağır dercede ÖDB’si olan çocukların söylenenleri anlamakta da zorlukları olabilir. ÖDB olan çocuklar ileride ÖÖB (özgül öğrenme bozukluğu) geliştirmek için de risk altındadırlar. Uygun zamanda dil ve konuşma terapileri ÖÖB riskini azaltır ya da ağırlığını hafifletir, ilerleyişini daha olumlu şekle sokabilir.

“Sözcük dağarcıklarında kısıtlılık ve çeşitlilikten yoksunluk,” “yeni sözcüklerin kazanılmasında güçlük”, “geç konuşma”, “sözcük bulma, geri çağırma veya kullanma hataları”, “kısa cümleler kurma ya da cümle çeşitliliğinde kısıtlılık”, “alışılmadık sözcükler”, “jargonların kullanımı”, “dilbilgisi ve sözel anlatımın gelişiminde yavaşlık” dikkati çeker. Bu nedenle “karşılıklı konuşmalarda konuyu devam ettirme ve genişletme yetisi” kısıtlanmıştır. Bu çocuklar “kısıtlı sözle ifadeleri” yanında “jestleri kullanmada da sınırlılıklar” gösterebilirler.

Klinik şiddeti ağır olan olgular özellikle ileride ÖÖB gelişimi için risk taşırlar ve genellikle sık kullanılmayan ve soyut anlam içeren sözcükleri yavaş öğrenirler. Başkalarının sorularını, komutlarını ve yorumlarını anlamayabilirler veya karışık yönerge ve açıklamaları yanlış yorumlayabilirler. Anlama hatalarından dolayı mantıksız veya bağlam dışı, uygun olmayan yanıtlar verebilirler. Bunun ötesinde anlama güçlükleri, dikkatsizlikleri, kendilerini ifade etmekteki güçlükleri sinirlilik, öfke sorunlarına yol açabilir. 

ÖDB gelişiminde çevresel risk faktörleri de olabilir; düşük sosyoekonomik - sosyokültürel düzey, tek ebeveynli aile, geniş aile yapısı, çok sayıda küçük kardeş bulunması, gebelik ve doğum komplikasyonları, aşırı teknoloji maruziyeti, uyaran eksikliği ve yoksunluk... gibi.

KONUŞMA SESİ BOZUKLUĞU (TELAFUZ - SESLETİM BOZUKLUĞU / FONOLOJİK BOZUKLUK)

Sesletim bozukluğunun temel özelliği, kişinin yaşına, lehçesine ve gelişim dönemine uygun olarak konuşmasında beklenen düzgünlüğün ve ses uyumunun olmamasıdır. Telafuz bozuktur. Bu bozukluğu olan çocuklar yaş ve aksanlarından beklenen konuşma seslerini doğru çıkaramazlar. Sesin uyumsuz çıkması ve kullanımı, yanlış vurgulama ve seçmeler veya düzenlemelerdeki bozukluklar şeklinde olabilir. Çok farklı ağırlıklarda olabilir. ÖÖB riski dil bozukluğu kadar olmasa da gene de artmıştır.

AKICI KONUŞMA BOZUKLUĞU (KEKELEME)

Bireyin konuşmasının gerek akıcılık gerekse zamanlama yönünden yaşına uygun olmayan biçimde bozulmasıdır. Başlangıç yaşı sıklıkla 2-6 yaş arasında olur. Çoğu araştırmada kekemeliğin 7-8 yaşına kadar %80 oranında düzeldiği gösterilmiştir. Ailede kalıcı kekeleme öyküsü olanlarda, 6-7 yaş üstü kekelemesi başlayanlarda kalıcı  olma ihtimali daha yüksek olabilir.

Kekemeliğe yatkınlığı olan çocuklarda ani korku ya da korkutmaların kekemeliğin ortaya çıkmasında tetiği çeken etkenler olabileceği üzerinde durulsa da, burada başlangıcı sağlayan yatkınlıktır, yoksa çocuk başka bir stresli yaşam olayı ardından da zaten kekelemeye başlayacaktır. Kekelemesi olan çocuklarda beynin çalışmasında farklılıklar mevcuttur, yani kekeleme psikolojik olmaktan ziyade biyolojik ve mekanik bir sorundur ama doğal olarak stresle artabilir. Bu kekelemenin yoğun olarak psikolojik olduğu anlamına gelmez, fakat kekelemesi devam eden çocuk ve ergenlerde sosyal fobi, diğer kaygı bozuklukları, akran zorbalığına maruziyet, depresyona yatkınlık gelişebilir.

Kekeleyen çocuklar çoğunlukla kelimenin tamamı veya bir parçasını tekrar etme, duyulan ve duyulmayan ses uzatımları, parçalanmış ve bölünmüş kelimeler gösterirken, normal sınırlarda akıcı olmayan konuşması olan çocuklar sıklıkla tam kelime veya cümlecik tekrarı gösterirler. Ağır vakalarda konuşma zorluklarına değişik yüz, el, vücut hareketleri eklenebilir. ÖÖB riskinde artış vardır. Beyin sağ ve sol lateralizasyon kusurları ve silik nörolojik belirtiler görülebilir.

Dil ve konuşma bozukluğu, ÖÖB tanısı olan bireylerde sol el kullanımına daha sık rastlanıyor olabilir veya sağ veya sol elin hangisinin kullanılacağı 4-5 yaşına kadar gecikebilir, ama tabii ki bu bir kaide değildir.