ÇOCUK VE ERGENLERDE PSİKİYATRİK BOZUKLUKLAR İÇİN RİSK FAKTÖRLERİ VE ÇOCUKLUK ÇAĞI İHMALİ / İSTİSMARI
GİRİŞ
Toplumun dezavantajlı kısmında yer alan çocuk ve ergenler genellikle birden fazla psikososyal risk faktörü taşırlar. Bu olumsuz psikososyal faktörler, “çocukluk çağı olumsuz yaşam olayları” (ÇÇOY) ve ağır çocukluk çağı travmaları çoklu karmaşık ve iki yönlü mekanizmalarla çocuk ve ergenlerin işlevsel, üretken, kendi kendine yeten, bir yetişkin olmalarının önüne geçebilir, akademik ve mesleki hayatlarını etkileyebilir (okul terki, potansiyeli altında başarı gösterme..), onları riskli (ehliyetsiz araba kullanma, kaza veya intiharla ölüm..) ve suç içeren davranışlara itebilir (madde kullanımı, sexting, siberzorbalık...), erken yaşta gebe kalma (ergen gebeliği deneyimlemeleri) ve cinsel istismara açık duruma getirebilir, zihinsel becerilerini bozabilir (öğrenme güçlükleri, zihinsel yetesizlikler, dikkat sorunları...) ve “psikiyatrik bozukluklar” geliştirmelerine sebebiyet verebilir.
BU YAZIYI OKUDUĞUNUZDA SOSYAL HİZMET UZMANLARININ (SHU) – SOSYAL ÇALIŞMACILARIN NE KADAR ÖNEMLİ BİR İŞLEVİ VE GÖREVİ OLDUĞUNU TEKRAR ANLAYACAKSINIZ. DEVLET VE BAZI VAKIF VE DERNEKLERDE MUTLAKA ÇOK SAYIDA SOSYAL ÇALIŞMACI İSTİHDAM EDİLMELİDİR, ÇÜNKÜ SOSYAL ÇALIŞMACILARIN İLGİLENDİKLERİ KİTLENİN BÜYÜKLÜĞÜ NE KADAR AZ DAHA DOĞRUSU DÜNYA STANDARTLARINA YAKIN İSE, BAŞARI ELDE ETMELERİ VE BU ÇOCUK – ERGEN - GENÇ VE AİLELERİN HAYATLARINA DOKUNMA ŞANSLARI DAHA ÇOK ARTACAKTIR. TABİİ Kİ SHU – SOSYAL ÇALIŞMACILARA SOSYAL DEVLET OLMA GEREĞİ OLARAK GEREKLİ VE YETERLİ İMKAN, FON VERİLMESİ ÇOK ÖNEMLİDİR.
Bu bölümde bu risk faktörlerinden, nedenlerinden, ortaya çıktığında doğurduğu yaşamsal deneyimlerden, kısa ve uzun vadeli sonuçlarından bahsedeceğiz. Bu risk faktörleri, önemi ve etkileri bilinmeden çocuk ve anneye empati-sempati duymada zorluk yaşanabileceği gibi aynı zamanda olgunun doğru formüle edilmesi, anlaşılması, doğru hedefler belirlenmesi de mümkün olmayacaktır. Çünkü her olgu bireysel ve biriciktir. Bu risk faktörlerini bilerek görüşme yapma, değerlendirme, analiz etme, tedavi planlama, yol haritası çizme, müdahalede bulunmada biz klinisyenlere ve çocuk / ergen ve gençlerle çalışan ruh – zihin sağlığı çalışanlarına yol gösterici olucaktır.
Bu kısımda verilen bilginin hedefi çocukla çalışırken, çocuğun ve bakımverenin sahip olduğu risklerin ve güçlü-dayanıklı yönlerin değerlendirilmesini ve bahsedilen riskler nedeniyle gelişebilecek sorunların erken dönemde belirlenebilmesini sağlamaktır.
Gelişimsel Psikopatoloji Çerçevesinde Risk ve Koruyucu Etmenler ve Dayanıklılık üzerine yapılmış son yıllardaki gözden geçirmelerde en önemli psikososyal risk faktörleri şöyle sıralanmıştır;
- Ergenlik döneminde ebeveyn olmak (genç yaşta anne-baba olmak, hele ki aile ve sosyal destek yoksa bebekte ciddi anlamda zihinsel gelişimde bozulma ve psikiyatrik sorunlar geliştirme riskini arttırır, hele ki bebek tecavüz gebeliği sonucu doğdu ise – ki ergen yaştaki gebeliklerde sıktır - durum daha karmaşık hale gelmektedir, ayrıca erken yaşta ebeveyn olan anne ve babalarda davranış sorunları, yenilik arayışı, dürtüsellik, bipolar afektif bozukluk – manik-depresif hastalık -, zihinsel yetersizlik, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi genetik açıdan geçiş riski olan durumlara daha sık rastlanır, bu sorunlar bebeklerde de ileri yaşlarda çıkabilir, travmanın nesiller-kuşaklar arası aktarımı... ),
- Ebeveyn psikopatolojisi (ebeveynde psikiyatrik hastalık, kişilik bozuklukları, bağımlılıklar..),
- Ebeveynde kronik tıbbi hastalık, kardeşte ağır tıbbi kronik hastalık (sık hastane yatışı ve ebeveyn refakati gerekirse kasıtlı olmayan ihmal, sık bakıcı değişiklikleri, kök salamama, sık çevre – okul - akran grubu değişikliği, bağlanma sorunları, anne-baba arasında marital - evlilik sorunlarının görülme riskinde artış, çocuğun yeterli gözetiminin yapılamaması, yeterli eğitim desteği ve olanaklarından yararlanamama..)
- Katı, korkutucu, aşağılayıcı, onur kırıcı ve tutarsız ebeveyn tutumları,
- Çocuk istismarı ve ihmali,
- Yoksulluk, yoksunluk, uyaran eksikliği, eğitim olanaklarından yararlanamama,
- Kötü mahalle ortamı (çeteleşme, madde kullanımı gibi...hem suça karışma veya kurban - mağdur olma, zorbalık, istismar ve benzeri riskler hem de park gibi oyun alanlarının yetersiz olması –uyaran alamama- gibi zorluklar, düşük kaliteli okullar, okul öncesi eğitim kurumlarının yetersiz olması gibi diğer farklı riskler..)
- Göçmen-mülteci olmak (Türkiye’de ciddi bir sorun),
- Kurum bakımı altında olmak (Sevgi Evleri çok daha iyi yapılanmalar olsa da, ciddi davranış sorunları gösteren çocuk ve ergenlerin ki bu çocukların çocukluk çağı olumsuz yaşam olayları deneyimlemiş olma ihtimalleri daha fazladır halen bazı kurum ve enstitülerde kalmaları mümkündür, zaten sorunlu, dürtüsel, davranış sorunlarına yatkın bu ergenler, buralarda bir arada tutulduklarında birbirlerine saldırgan davranışlarda bulunabilirler veya zorbalık yapabilirler, birbirlerie fiziksel hatta cinsel istismar uygulayabilirler – zihinsel becerileri düşük olan çocuklarda da bu yurtlarda istismara maruz kalmaya nadir rastalanılmaz - birbirlerini kötü yönde etkileyebilirler - madde kullanımı, yurttan kaçma, fuhuşa sürüklenme gibi...)
- Aile içi şiddet,
- Suç işlenen bir ortamda yaşamak zorunda kalmak,
- Ayrımcılığa-zorbalığa maruz kalmak (mülteci olmak, LGBTQ çocuk, ergen ve gençlerin Türkiye’deki maruz kaldığı sistematik aşağılama ve ötekileştirilmesi, normal bir birey olarak kabül edilmemeleri hatta ahlak yoksunu ve hedef olarak gösterilmeleri gibi..)
- Kardeşte psikiyatrik veya zihinsel hastalık (kardeşi ile ilgili ne kadar ileride sorumluluk akıp almayacağı ile ilgili kaygılar ve diğer birçok sorun..).
- Kardeşte madde kullanımı (ev içinde sürekli belirsizlik, eşyaların satılması, saldırı – ensest kurbanı olma, anne ve babanın diğer çocuklarla yeterince ilgilenmemesi, maddi sorunlar, mahallede damgalanma ve benzeri..)
- Ebeveynlerin çocuğun yetersiz, zayıf olduğu yanları kabül etmemesi, bunlar söylendiğinde çocuğuna ve kendine hakaret olarak algılama, hekim, eğitimcilerin, ruh sağlığı çalışanlarının, öğretmenlerin hep kendilerinin karşısında olduğunu düşünme hekim hekim dolaşma ve nörogelişimsel sorunlarını görmezden gelme, psikiyatrik tedavi, takip, özel eğitimleri red etmek,
- Sosyal çevrede sorunlar; ırkçılık, ayrımcılığa maruz kalma, kültürel çatışmalar, terör-savaşa tanıklık, mülteci olma, fakirlik-yoksunluk, temel ihtiyaçların karşılanamaması, tek ebeveyne sahip olma, evsizlik, sürekli taşınma, güvensiz mahalle ortamı, isşizlik ya da sürekli işe girip çıkma, doğal afetler,
- Çocuğa yaşına uygun sınırlamalar koymamak (11 yaşında gece yarısından sonra eve gelmesine ses çıkarmama gibi, süpervizyon eksikliği ya da yeni patolojik nesil anne-babalık gibi yaklaşımlar nedeni ile). Çocuğu aşırı sınırlamak da ihmal ve istismardır, çocuğun yaşına uygun sınır koymamak ve yaşına uygun sorumluluklar vermemek de yeni nesil anne babalık değil, çocukluk çağı ihmali ve istismarıdır.
Risk faktörleri yalnızca birey ve aile düzeyinde değil, diğer ekolojik modellerde de ortaya çıkıyor olabilir. Örneğin akran grubu seviyesindeki risk (suç işleyen-madde kullanan akran alt kültürü..) ve muhit (kötü mahalle ortamı, mahallede yaygın suç, etrafta ciddi madde kullanımı oranları..) ruhsal bozukluk oluşmasına dair süreçleri etkileyebilir. Ayrıca, aile ve diğer sosyal kurumlar arasındaki etkileşimler ve düzenleyici özellikler makro seviyede de etkilere sahip olabilir.
Pek çok gelişimsel risk faktörü psikiyatrik bozukluklarla birebir ilişkide değildir, öte yandan pek çok olumsuz sonuçla da ilişkili olabilir. Örneğin yoksulluk, aile içi şiddet ve ebeveyn psikopatolojisinin birleşimi, pek çok çocukluk dönemi psikiyatrik bozukluğu ile ilişkili olabilir. Belli risk faktörleri ise, farklı gelişim dönemlerinde farklı etkilere neden olabilir. Örneğin güvenli bağlanma erken dönem gelişimi için daha önemliyken, bilişsel süreçler ve motivasyon-güdülenme çocuklukta, davranışa bağlı ebeveyn normları ise ergenlik döneminde daha önemli olabilir.
DUYGUSAL İSTİSMAR VE İHMAL
“Duygusal istismar” çocuğa karşı aşırı düşmanca, cezalandırıcı davranma, tehdit etme, çocuğu aşağılama, korkutma yoluyla sözel olarak istismar ederek, çocuğun ruhsal, duygusal ve gelişimsel sorunlar açısından risk altında olmasına neden olmak;
“Duygusal ihmal” ise çocuğun duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması ve sevgi gösterilmemesi nedeniyle ruhsal, duygusal ve gelişimsel sorunların gelişmesi açısından risk altında olmasına neden olmak olarak tanımlanabilir.
Yetişkinler, ebeveynler, bakımverenler ve vasilerin duygusal istismara yol açan davranışları şunlardır ve bunlar maalesef toplumda büyük bir ihtimalle nadir değildir:
- Yalnız bırakma,
- Hor görme,
- Birisinin ilgisini çekmek için kullanma,
- Sık olarak eleştirmek,
- Önem vermeme, Aklında tutmama
- Aşırı baskılama,
- Alaycı konuşma, dalga geçme, alaya alma
- Korkutma, tehdit etme
- Aşırı koruma – kollama, sıkılması ve mutsuz olmasına hiç izin vermeme.
Ayrıca, bazı çalışmalarda aile içi şiddete tanıklık eden çocuklar duygusal istismara maruz kalan çocuklar arasında belirtilmektedir ve “unutulmuş”, “ortada bırakılmmış” veya “görünmez” kurbanlar olarak adlandırılmışlardır. İleride sorun çıkaran çocuk ve ergenler daha önce bahsedildiği gibi o soruna kadar tamamen görünmez çouklar olabilir.
Duygusal istismarı tanımlamak zor olduğu için ve gereğinden az bildirildiği ve aile içinde ortaya çıkması nedeniyle atlandığı için, kategorik bir sınıflandırma yapılmıştır ve bu sınıflandırma sayesinde, bu çerçevede sorunu değerlendirmek için çocukla ilişkili tüm birimlerin dahil edilmesi mümkün olmuştur.
“Çocuk İstismarı Amerikan Profesyonel Topluluğu”nun “çocuk ve adölesanın psikolojik kötü muamelesi hakkında hazırladığı rehber”de, altı tipte psikolojik kötü muamele tanımlanmıştır;
1) Yok sayma; çocuğu düşmanca tavırla reddetme ve çocuğu değersizleştirme
2) Dehşete düşürme; çocuğu bir şey istediğinde terketme, zarar verme veya ölümle tehdit etme
3) İzole etme; çocuğu tüm günlük aktivitelerinden ve diğer çocuklardan uzaklaştırma
4) Sömürme/yozlaştırma (mesela çocuğu uygunsuz davranışlar ve suç işlemesi için teşvik etme)
5) Duygusal yanıt vermeyi reddetme; çocuğun duygusal ihtiyaçlarına karşı duyarsız kalma
6) Çocuğun her türde sağlık, tedavi, eğitim ihtiyaçlarını ihmal etme.
Görüldüğü gibi, duygusal istismar her türde çocuk istismarı ve ihmalinin merkezinde yer almaktadır. Her türde istismar ve ihmali bir araya getiren bir “şemsiye terim” olarak düşünülebilir. Ayrıca en yaygın ve yıkıcı istismar tiplerinden birisidir. Bununla birlikte, ne yazık ki, fiziksel ve cinsel istismardan daha az zarar verici olarak değerlendirilmektedir, bu konudaki çalışmalar uzun zamandır sınırlı kalmıştır. Çocuğun ihmali de ayrıca bir istismar olarak kabul edilmektedir.
Duygusal istismar ve ihmal bir arada değerlendirilmektedir ve “ebeveynler veya çocuğun bakımında sorumluluğu olduğu varsayılan diğer akrabaların çocuğun beslenme, sağlık, barınma, eğitim ve korunma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamaması” olarak tanımlanmaktadır. Bu temel ihtiyaçlar altı gruba bölünmüştür;
1) Dokunulma: temas yoluyla sıcaklığı sürdürmek, teşvik etmek ve ifade etmek.
2) Güven: çocuğun sağlığına ilgi göstermek, çocuğa yiyecek ve içecek vermek ve çocuğu korumak.
3) Düzen ve yapı: çocuk için bir örnek oluşturmak, çocuğun yapabileceği ve yapamayacaklarının sınırlarını belirlemek ve belirtmek.
4) Sosyalleşme: çocukla birlikte zaman harcamak, dış dünya ile ilişkilerinde aracı kişi olmak ve gerekli çevreyi sağlamak.
5) Teşvik: Çeşitli deneyimleri kullanarak ağrı, memnuniyet ve neşe gibi duyguları ifade etmesini sağlamak.
6) Kişinin kendisini değerli bulması: çocuğu dinlemek ve kendisini bir birey olarak görmesine olanak tanımak.
İstismarın aksine, ihmal kesin sınırları olan bir sendrom değildir. İstismarı ihmalden ayırt etmede esas nokta istismar da bir aktivite varken, ihmalin pasif bir eylem olmasıdır. İhmalin semptomları ve bulguları ve yasal tanımlaması belirsizdir.
ŞİDDETE MARUZ KALMA
Aile içi şiddete maruz kalma şekilleri
- Çocuğun doğrudan şiddete tanık olması
- Çocuğun dolaylı olarak şiddete tanık olması (aile içi şiddete bağlı gürültüleri duymak bakım verenin vücudunda şiddete bağlı izleri görmek)
İHMAL
- Gözetmekte ve yönlendirmede yetersizlik/fiziksel yaralanma: bakım verenin bazı riskli davranışları sonucunda çocuğun hayatını tehlikeye sokacak ya da yaralanmasına neden olucak durumları içerir (çocuk yanındayken alkollü araba kullanma, çocukla birlikteyken tehlikeli ve suç olan davranışları yapma).
- Gözetmekte ve yönlendirmede yetersizlik/cinsel istismar: bakım verenin riskli olduğunu ya da olabileceğini bilmesi gerekli durum ya da kişilerden çocuğu koruyamamasını içerir (tanımadığı komşuya yollamak, pornografik materyalleri ortada bırakmak).
- Fiziksel İhmal: Çocuğun yemek, giyim gibi temel ihtiyaçlarının yetersiz karşılanması, hijyeni bozuk veya riskli yaşam koşullarında yaşaması (hayvan istifçisi anne ile yaşamak, ciddi hijyen sorunları...).
- Tıbbi İhmal: Bakım verenin çocuğun tedavisini sağlayamaması, tedaviye ulaştıramaması, izin vermemesi ya da tedaviyi reddetmesi (aşı karşıtlığı, alternatif tedavi yöntemi, gereksiz diyetler uygulama, bebeklikte vegan beslenme...).
- Ruhsal Tedavinin Sağlanamaması: Özellikle özgül öğrenme bozukluğu (ÖÖB), davranış problemleri, uyum sorunları ya da gelişimsel sorunlar gibi okulla ilgili sorunları da içeren durumlarda tedavi ettirmeme ya da tedavide işbirliği yapmama, durumu kabüllenememe (özel eğitimi kabül etmeme, DEHB ilaçlarını çocuğa vermeme, -ebeveynde artmış riski olan tedavi edilmemiş DEHB tanısı da çocuğun hayatını olumsuz etkiler ayrıca, çocuğun DEHB tedavisini düzgün bir şekilde almasının önüne geçebilir, tedavi edilmemiş veya sadece aralıklarla tedavi edilmiş DEHB’si olan çocuklarda gidişat daha kötüdür ...).
- Suç İçeren Davranışlara İzin Verme: Bakım verenin doğrudan çocuğun suça karışmasına göz yumması veya yeterince denetleyememesi (tüm aile madde satmak, yaşı küçük az ceza alır veya almaz diye suç işletmek..).
- Terk Etme, Bırakma: Ebeveyn kaybı veya evi terk etmesi, velayet hakkından vazgeçmesi ya da çocuğa bakamama.
- Eğitim İhlali: Çocuğu okula kayıt ettirmeme ya da okul devamsızlığına göz yummak (Anne evde şiddet görüyorsa bazen çocuk ve ergenler annelerinin güvenliği için okula gitmeyi reddebilirler, bu duruma davranışsal bir sorun değil, travma ile ilişkili bir bozukluk-TSSB gibi yaklaşmak daha doğru olacaktır).
Babadaki olası antisosyal özellikler, sorumsuzluk, annenin depresif olması ve kendi derdine düşmüş olması çocuk ve ergenlerde her türlü ihmal riskini arttırıyor olabilir.
VELAYET SAVAŞLARI ve ÇOCUKLAR
Velayet savaşı, diğer ebeveyne karşı kasıtlı olarak çocuğu yabancılaştırma - karalama kampanyaları, özellikle ağır ebeveyne yabancılaşma - yabancılaştırma sendromunda çocuğun hayat boyu diğer ebeveyn ile ilişki kurması mümkün olmamakta, genelde yabancılaştıran ebeveyn de genelde patolojik kişilik örüntülerine sahip olduğundan, ileri derecede duyarlılığı olan bu çocuklarda ileride tedaviye dirençli kişilik bozuklukları ve psikiyatrik hastalıklar gelişeceğini tahmin etmek zor değildir.
Boşanma sürecinde bu zorlukların yaşandığı durumlarda sosyal hizmet imkanları çok iyi olan ülkelerde durum çocuğun her iki ebeveynden alınmasına ve devlet korunmasına alınmasına kadar gitmektedir. Medyaya da yansıyan ağır velayet savaşlarında ve ağır ebeveyne yabancılaşma sendromlarında genelde ebeveynlerde de ileri derecede kişilik sorunları olduğundan kendi tecrübeme göre yapılacak fazla bir şey olmadığı ve süreç uzadıkça çocuk daha da ortada kalıp patolojik hale geldiğinden, çok inkarsere olgularda bu yöntem denenebilir. Böyle bir karar her iki tarafın da sarsılıp tekrar ne yaptıklarını sorgulamalarına yol açabilir. Bu düzeyde ağır durumlar çocukluk çağı ihmali ve duygusal istismarı ile yakından ilişkilidir.
FİZİKSEL İSTİSMAR
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre “fiziksel istismar”; çocuğun ebeveynleri ya da bakmakla yükümlü kimselerin kasıtlı eylemleri sonucunda fiziki zarar görmesi ya da buna müsaade edilmesi olarak tanımlanmaktadır.
Fiziksel İstismar örnekleri olarak; elle vurma, tekme atma gibi dövme türleri, sallama ve sarsma, ısırma, nefessiz bırakma ve boğma, haşlama veya yakma, zehirleme sayılmaktadır.
Çocuğa sağlığını, gelişimini ya da onurunu zedeleyecek şekilde fiziksel güç kullanılmasıdır, çocuğun kaza dışı nedenlerle yaralanması da denilmektedir.
- Sarsma, itme, fırlatma (“sarsılmış bebek sendromu”, çekiştirme, sürükleme..)
- Elle vurmak (tokat atmak, kafaya vurma, kalçaya vurma..)
- Yumruk, tekme atmak, ısırmak (dirsek, kafa gibi vücudun diğer bölgeleriyle vurmayı da içerir
- Bir objeyle vurma (sopa, kemer, cetvel, falaka... ya da bir objeyi fırlatma)
- Diğer fiziksel istismarlar (boğma, zehirleme, duvara asma, bıçaklama...)
Fiziksel İstismarda Çocuğa Ait Risk Faktörleri;
- Konuşma ve dil bozuklukları,
- Öğrenme güçlükleri,
- Davranış bozuklukları,
- Çocukluk çağı psikiyatrik hastalıkları,
- Konjenital anomaliler,
- Zihinsel yetersizlik,
- Fiziksel engeller,
- Kronik veya tekrarlayan hastalıklar,
- Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu – DEHB tanısı,
- Planlanmamış hamilelik,
- İstenmeyen çocuk olması
Fiziksel İstismarda Ebeveyne Ait Risk Faktörleri;
- Genç ya da tek ebeveyn olmak,
- Düşük eğitim düzeyi,
- Çocuk için gerçekçi olmayan beklentilerin olması (zihinsel yetersizliği olan çocuktan abartılı başarı beklemek),
- Çocuk gelişimi hakkında bilgisizlik (özellikle ergen annelerde olabilir, zihinsel yetersizliği olan annelerde sıktır, borderline-sınırda kişilik bozukluğu olan annelerde çocuklarındaki bazı normal gelişimsel zorlukları, kendilerine başkaldırı olarak algılayabilirler...),
- Normal çocuk davranışlarının negatif algılanması (depresif anneler, histrionik-narsistik-borderline-sınırda-antisosyal kişilik sorunları olan anneler...),
- Çocukken kişinin kendisinin istismar ya da ihmale maruz kalmış olması,
- Ebeveynde madde ve alkol kullanımı,
- Psikiyatrik hastalıklar (ebeveynde psikopatoloji, özellikle tedavi edilmemiş olanlar ya da ebeveynin hasta olduğunu kabül etmediği olgularda (– içgörü azlığı) bu durum çocuklar üzerinde ciddi sıkıntılar yaratabilir..)
Fiziksel İstismar İçin Çevresel Risk Faktörleri;
- Evdeki yabancı ergen veya yetişkin erkek,
- Aile içi şiddet ya da partner şiddeti,
- Hayvan zulmü (evde bunu yapan antisosyal, psikopatik özelliklere sahip davranım bozukluğu tanısı olan bir abi olması mesela, kardeşlere ağır fiziksel şiddet uygulama ile ilişkili olabilir),
- Akut ya da kronik aile stresörleri (örneğin, boşanma ya da kişilerarası çatışma, hastalık ya da iş kaybı),
- Yoksulluk, yoksunluk
- Sosyal izolasyon (özellikle annenin etrafı düşmanca algılaması ve etraftan, komşulardan aileden gelen yardımları kabül etmemesi, annenin diğer insanlara güvenmemesi, annede paranoid algılar, ayrıca sosyal izolasyon ve etrafla fazlaca görüşmeme ensestin sonucunda da sık olarak görülür...)
Olumsuz ve dezavantajlı kısımlardan çocuk ve ergenlerin büyük bir çoğunluğu sadece aile içi-anneye şiddete tanık olmamış, direkt babadan, hatta depresif, çaresiz anne tarafından da fiziksel istismara uğramış olabilirler.
“Ebeveyn yaşamın yükünün, ailevi-sosyal sıkıntı ve kaygılarının fazla olduğu durumlarda ya da tedavi edilebilir ya da edilemez psikopatolojisi bulunduğunda öfke kontrolsüzlüğü nedeniyle çocuğuna fiziksel şiddet uygulayabilmektedir”.
Bazen özellikle kültürel ya da nesiller arası aktarım nedeniyle çocuğun iyi terbiye edilmesi için çocuğa fiziksel şiddet uygulanmasının gerekli olduğuna ebeveynler de bulunmaktadır.
Fiziksel istismarın yol açabileceği sorunlar;
- Ciddi yaralanma
- Ölüm
- Hayat boyu sakat kalma
- Mental retardasyon –Zihinsel Yetersizlik
- Sarsılmış Bebek Sendromu
- ÖÖG benzeri belirtiler
- Bağlanma bozuklukları-Pseudootistik özellikler (yalancı otistik özellikler veya otizm özellikleri olmadan empati yapamayan, rijid, kallöz olan, esnek davranıp düşünemeyen, emosyonel-duygusal davranamayan, acıma duygusu olmayan, başkaları için üzülemeyen, başkaları üzerinde yaptığı olumsuz davranışların omlar üzerineki olumsuz etkisini anlamayan, küçümseyen ya da önemsemeyen, bu konuda sorumluluk almayan, kallöz, emosyonel ve empatik olmayan kişilik, mizaç, tutum özelliklerine sahip olmak..)
- DEHB benzeri bulgular
- Davranım Bozukluğu
- Suç işleme
- Öz saygı eksikliği
- İntihar, kendine zarar verme
- Empati ve hoşgörü gösterememe
- Dünyayı düşmanca algılama, insanlara zarar verme
- Antisosyal kişilik bozukluğu
- Depresyon, anksiyete bozuklukları
SARSILMIŞ BEBEK SENDROMU
- Sarsma ile oluşan ölümcül olabilecek bir ciddi fiziksel istismar türüdür
- Subdural hematom (kafa içinde, beyin, beyincik ve beyin sapında görülebilen ciddi sorunlara – ölüm, sakat kalma - yol açabilecek, genelde birden fazla kanama odağı – beyin kanaması)
- Dıştan travma olmadan kafa içi kanama
- Retinal hemorajiler (%15 tek, %85 çift taraflı) (göz dibinde kanama odakları – göz doktorları / oftalmologlar tarafından gözlenebilir)
- Difüz aksonal injury (beyin bölgelerini birbirine bağlayan liflerde, genelde beyin beyaz cevherinde oluşan hasar – nörolojik ve uzamış psikiyatrik bulgulara yol açabilir..)
- Sıklıkla 6 ay altı bebeklerde ama 3-5 yaşa kadar görülebilir
- Letarji (uykuya meyil, kas tonusunda azalma, yorgun, halsiz görünen bebek), kusma (kanamaya bağlı kafa içi basınçta artış ve beyin ödemine bağlı), nörolojik-bilişsel-genel durumda bozulma, konvülziyon (nöbet geçirme), koma
- Posterior interhemisferik subdural hematom daha sık
- Subdural hematom %80 çift taraflı
- 1/3 ölüm, 1/3 ağır nöropsikiyatrik sekel, 1/3 çok hafif nöropsikiyatrik sekelle sonuçlanır
CİNSEL İSTİSMAR
- Penetrasyon (vajina veya anüsün penis, parmak ya da bir nesne ile penetrasyonu)
- Penetrasyona teşebbüs etme
- Oral seks veya oral sekse zorlama
- Siberzorbalık üzerinden cinsel istismarda bulunma veya siberzorbalık ardından gerçek yaşamda cinsel istismar için zorlama ya da cinsel istismarda bulunma
- Cinsel içerikli konuşma (pornografi materyali üzerinden yüz yüze veya telefon, internet üzerinden cinsel içerikli konuşarak, teşvik etmeye, ikna etmeye çalışma, özendirme, tuzağa düşürme, teklif etme)
- Röntgencilik (voyeurism)
- Teşhircilik (eksizbiyonizm)
- Frotterizm (Sürtünmecilik)
- Çocuğu cinsel amaçlı kullanma (çocuk pornosu, fuhuş için kullanma)
Bu çocuk ve ergenlerin babalarında antisosyal özellikler, alkol uygunsuz kullanımı bağımlılığı, madde kullanımı (ki sıklıkla olabilir) varsa ayrıca cinsel istismara da maruz kalmış olabilirler. Babanın anneyi cinselliğe zorlamasına da tanık olmuş olabilirler.
Uzun süreli ve sık istismar öyküsü, güç kullanılmış ve penetrasyonun olduğu cinsel ilişki ve çocuğun baba veya üvey babası tarafından cinsel açıdan istismar edilmiş olması; cinsel istismar kurbanlarındaki psikolojik belirtilerin daha yoğun ve şiddetli görülmesine neden olmaktadır.
Erkek çocuklarında da sıktır, fakat saklanma olasılığı yüksektir. Evde babanın olmadığı durumlarda erkek çocuklarında cinsel istismar riski artmaktadır. Cinsel istismara maruz kalan erkek çocuklarının istismara genelde ev dışında uğradıkları (çalışan çocuklar, çocuk işçiliği, okul dışında kalan çocuklar, ucuza çalıştırılan mülteci çocuklar...), çoğunlukla akraba olmayan ancak çocuğu tanıyan birileri tarafından yapıldığı, gene istismarın penetrasyon içeren ve tekrarlayıcı nitelikte olduğu bildirilmektedir (ağır tekrarlayıcı cinsel istismar).
Cinsel istismarın çocuk üzerine olan etkilerinin ağırlığını belirleyen etmenler:
- Kurbanın yaşı (9-12 ay arası çocuklar bile etkilenirler) (olayı ne olarak agıladı?, olay ona nasıl yansıtıldı? Oyun? Sevgi gösterisi? Özellikle seçildiğini hissederek çocuğa önem verdiği yanılgısı yaratmak......)
- İstismarın şekli (penetrasyon olup olmaması), süresi, sıklığı,
- Aile içi olup olmaması, saldırganın daha önce tanıdığı bir kişi olup olmaması,
- Şiddet-tehdit kullanımı,
- Fiziksel hasar boyutu,
- Uzun süreli hürriyetten mahrum bırakma olup olmaması,
- Öldürmeye çalışmanın ya da ölüme terk edilmenin olup olmaması,
- Çocuğun zihinsel-duygusal-ifade edici dil gelişim düzeyi,
- Daha önceki ruhsal özellik ya da bozukluklar,
- Travma öncesi mizaç - kişilik özellikleri,
- Ailenin verdiği (olumlu, olumsuz, yapıcı, kabül edici, red edici, suçlayıcı, utandırma....) tepkiler,
- Kişiyi halen görüp görmeme (mahkemede görme de psikojenik sıkıntıları arttırabilir),
- Tekrarlama riski,
- Saldırganın tehdit için elinde materyal olması (çıplak foto, video... tekrarlama riskini arttırır...)
- Sevgi göstergesi ya da oyun olarak empoze edilip edilmediği (splitting-bölme savunma mekanizması kullanımı, seven sevilen biri aynı zamanda onun canını acıtıyor, kötülük yapıyor, o kişiyi iyi ve kötü diye ayırıyor, çocukta ileride travmatik borderline-sımırda kişilik bozukluğu gelişimi, cinsel istismarın tekrarlama riski – poliviktimizasyon, reviktimizasyon..) (veya bu benim başıma gelmedi gibi bir savunma mekanizması çözülme, disosiasyon belirtilerine yol açar, unutkanlıklar, farklı, tutarsız davranışlarda bulunma...)
- Aile içinde bilindiği halde saklanması (kurbanda ileri derecede psikopatoloji – psikiyatrik hastalık, intihar, kendine zarar verme riski)
- Annenin bildiği halde saklaması (kurbanda ileri derecede psikopatoloji – psikiyatrik hastalık, intihar, kendine zarar verme riski, suç işleme, davranış sorunları)
BEBEK RUH SAĞLIĞINI ETKİLEYEN POTANSİYEL RİSK FAKTÖRLERİ
Aile ile ilişkili Çevresel Faktörler
- Düşük sosyoekonomik düzey, yoksulluk, yoksunluk, fakirlik
- Düşük anne eğitim düzeyi
- Aile içi şiddet öyküsü
- Maternal/paternal depresyon
- Ebeveynlerde suç öyküsü
- Ebeveynlerden birinin cezaevinde olması
- Cezaevinde kalan çocuk olmak
- Ebeveyn sağlık problemleri
- Ebeveyn psikolojik bozuklukları
- Ailede psikiyatrik bozukluk öyküsü
Çocuğa ait Faktörler
- Prematür doğum
- Düşük doğum ağırlığı (2500 ama özellikle 1500 gram altı)
- Zor mizaç ve/veya bakımverenle ile zayıf uyumluluk
- Toksik stres faktörlerine maruz kalma (alkol, madde, sigara, travmatik olaylar, kurşun, antiepileptikler, misoprostol maruziyetleri, teratojen diğer maddelere maruz kalma..)
- Bilişsel-zihinsel sorunlar
- Genetik durumla ilişkili davranış bozuklukları
KÜÇÜK ÇOCUKLARDA RİSK FAKTÖRLERİNİ BELİRLEME
Çocuğun gelişim öyküsünde sorgulanması, dikkat edilmesi gereken noktalar;
- Temel alışkanlıkları (uyku, beslenme..),
- Psikomotor gelişimi,
- Dil – zihinsel - bilişsel gelişimi,
- Sosyal iletişim ve etkileşim paternleri,
- Mizaçsal-duygusal özellikleri (korku ve kaygılar, öfke nöbetleri, huzursuzluk, mutsuzluk, içe kapanıklık, aşırı sosyal olma- aloof – disinhibe bağlanma – seçkisiz bağlanmalar, zor ısınma, çocuğun problemli davranışlarını saldırgan babaya benzetmek, çocuğun huylarını ailede sevilmeyen birine benzetmek..),
- Davranış gelişimi (aşırı hareketlilik, stereotipi gibi tekrarlayıcı davranışlar, aşırı mastürbatuar davranış, pika, ruminasyon, inatlaşma, kazalara yatkınlık, korkusuzluk, acıya duyarsızlık, parmak emme, tırnak yeme, saç koparma, kendine zarar verme),
- Travma öyküsü (fiziksel istismar/ihmal, duygusal istismar/ihmal, tıbbi ihmal, sık kaza geçirme, sık acil başvurusu, açıklanamayan tıbbi belirtilerle hastane hastane gezme, cinsel istismar, kazalar, operasyonlar, yanık, uzun süre hastane yatışı..),
- Genel tıbbi öyküsü (ilaç kullanımı, prematürite, tıbbi hastalığa bağlı gerileme-regresyon, tıbbi hastalık veya hastanede yatışa bağlı huy-davranış değişiklikleri, cinsel bölgelerde siğil ve diğer lezyonlar..),
- Teknoloji kullanım paterni ve maruziyeti,
- Otistik özellikleri veya bağlanma sorunlarının olup olmadığı sorgulanmalıdır.
Gelişimsel süreçte dikkati çeken duraksamalar, gerilemeler veya gecikmeler not edilmelidir. Çocuğun ve ailenin güçlü yanları da belirlenmeye çalışılır. Öykü derinleştirildiğinde çocuktaki problemli davranışlarla nasıl başa çıkıldığının, hangi etmenlerin başa çıkmada yardımcı olduğunun sorgulanması, aile yapısı ve çocuğun güçlü yönleri, çevresel ve sosyal destek sistemleri hakkında bilgi verir.
Saldırgan baba ise çocuğun baba ile ilişkisi haricinde, baba tarafındaki akrabalarla ilişkisi öğrenilir. Örneğin aile apartmanında oturmak, geniş ailede yaşamak bazen bir risk faktörü, bazen koruyucu bir faktör olabilir. Sorunlu davranışların nasıl ve neden ortaya çıktığı hakkında annenin görüşünü almak, annenin sorunla ile ilgili bilgi ve yargılarını farketmek önemlidir. Annenin bu sorunlu davranışları nasıl yorumladığını ve nasıl müdahale ettiğini öğrenmek ailenin sorun çözme yöntemleri yanı sıra kültürel yapısı hakkında da önemli fikirler verir.
Çocukların davranışları; “anne babanın ebeveynlik becerileri ve ebeveynlik stilleri”, “kendi yetiştiriliş biçimleri ve kendi ebeveynleri olan ilişkileri (“nesiller arası aktarım”)”, “anne-babanın psikopatolojik özellikleri olup olmadığı”, “anne-babanın kişilik ve mizaç özellikleri”, “çocuğun mizaç özellikleri”, “kimlik - kendilik gelişim süreçleri”, “ebeveynlerin mizacı ile çocuğun mizacının ne kadar örtüştüğü ve ebeveynlerin beklenti ve özellikleri ile ne kadar uyumlu olduğuna (“imge bebek”) bağlı” olarak gelişir.
ÇOCUKLUK ÇAĞI İHMAL VE İSTİSMARININ DAVRANIŞLAR ÜZERİNE OLAN ETKİSİ
Küçük çocukların kötü muameleye maruz kalmları bir çok davranışsal sorunların gelişmesine katkıda bulunur. Erken çocukluk döneminde kötü muameleye maruz kalma ya da aile içi şiddete maruz kalma en sık olarak TSSB belirtilerinin gelişmesine neden olmaktadır. İhmal ve istismarın yaşamın erken dönemlerinde başlaması ve süreğen olması çocukta TSSB belirtilerinden daha çok gelişimsel, bilişsel gecikmelerin hakim olmasına neden olabilmektedir.
Erken dönemde uzun süreli karmaşık psikososyal travmalar ve şiddete maruz kalma;
- Gelişimsel gecikmelere,
- Bilişsel, afektif, dil, motor, sosyal becerilerde gecikmelere,
- Dikkat sorunlarına,
- Daha düşük sözel IQ’ya (psikoz ve bipolar –manik depresif hastalık - gelişme riskinde artış),
- DEHB veya benzeri belirtilere,
- Sınırda mental kapasiteye,
- İletişim-dil problemlerine,
- Özgül Öğrenme Bozukluğuna (ÖÖB) okuma-yazma-matematik becerilerinde sorunlara (disleksi, disgrafi, diskalküli) yol açabilir ve bu çocuklar daha çok özel eğitim ihtiyacı gösterirler.
Çocukluk çağı ihmal, istismarı ve psikososyal travmaları genellikle psikolojik iyilik halinde ve psikiyatrik klinik görünümde dalgalanmalara ve birçok alanda çoklu bozulmalara yol açabilir. Küçük çocuklarda travmatik yaşantılar, ihmal istismar en çok “kendini düzenleme”, “kontrol etme”, “kendini baskılayabilme”, “duygularını düzenleme” becerisinde yetersizliklerle kendini gösterebilir, bunlar da “saldırganlık gösterme”, “kendine zarar verme” ve “riskli davranışlara” yol açabilir.
- Öğrenme zorlukları ve bilişsel sorunlar: Gene olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, ihmal ve istismarı; nesne sabitliğinin oluşmasında sorunlar, dikkatin düzenlenmesi, görevlere odaklanma ve tamamlamada zorluk, yürütücü işlevlerde bozulma, planlama, seçim yapabilme ve öngörü-tahminde bulunma kapasitesinde yetersizlik, yeni bilgiler işlemlemede zorluk, psikomotor yavaşlık, sorumluluklarını anlama ve akılda tutma, ilgiyi sürdürebilmede zorluk, öğrenme güçlükleri, dil gelişiminde problemler ve tüm bunlara bağlı “akademik başarısızlık” ve ahlaki değerlerle ilgili akıl yürütmede, zaman ve yer oryantasyonunda sorunlar görülebilmektedir.
- Kişilerarası ilişkilerle ilgili algısı / kendilik algısında bozulmalar: Çocuk istismarı ve ihmaline uğramış kişilerde, bakım ve sevgi devamlılığının olmaması, dahası belirsiz ve öngörülemez oluşu, zayıf benlik duygusu, ayrılığa tepki vermeme, beden algısında bozulmalar, düşük benlik saygısı, utanç, suçlanma, suçluluk ve yaşama olumsuz, karamsar, depresif bir bakış açısı ile bakma, intihar girişimleri ve saldırganlığa yol açabilir
- Duygusal alanda zorluklar: Çocuk istismarı ve ihmali kendine zarar verme ile de ilişkili olabilecek “disosiyatif deneyimler” (amnezi - unutkanlık, depersonalizasyon – vücudunu tanıyamama ya da vücudunun değişmesi hissi, derealizasyon – etrafı tanıyamama, nerde olduğunu anlayamama, etrafın, çevrenin değiştiği hissi, travmatik yaşantıyla ilgili bellek sorunları – disosiyatif amnezi), “duygu düzenlemede sorunlar”, “kendilik düzenleme, zorlukları”, “duyguları adlandırmada ve ifade etmede zorluklar”, “içsel durumların farkındalığına varmama ya da onları tarif etmede zorluklar”, “ihtiyaçlarını ve isteklerini anlamada, aktarmada zorluklar”, “davranış kontrolünde bozulma”, “dürtü kontrol sorunları”, “kendine zarar verici davranışlar”, “saldırganlık”, “uygunsuz kendini yatıştırma davranışları (kendine zarar verme gibi – psikolojik acıyı, fiziksel acı ile bastırma veya kendini cezalandırma amacı ile)”, “uyku ve yeme bozuklukları”, “karşıt olma davranışları ya da aşırı uyum”, “cinsel oyun veya davranışlarda travmanın yeniden canlandırılması, oyuna, resime vurulması”, “anksiyete bozuklukları (ayrılık anksiyetesi bozukluğu)”, “TSSB”, “depresyon”, “intihar düşünceleri ve davranışları”, “borderline - sınırda kişilik bozukluğu gelişimi (travmatik kişilik özellikleri) görülebilir.
- Kişilerarası ilişkilerde sorunlar: Çocuk istismarı ve ihmaline maruz kalan çocuklar bakımverenlerle “dezorganize-güvensiz bağlanma”, “ilişkilerde sınırlarla ilgili sorunlar”, “kişiler arası ilişkilerde güvensizlik ve ve şüphecilik”, “sosyal izolasyon”, “düşük sosyal beceri”, “diğerlernin duygularını farketme, anlama ve duruma uygun duygularında ayarlama yapmada zorluk”, “diğerlerine empati, sempati duyma kapasitesinde yetersizlik”, “ilişkilerde dar bakış açısı”, “uyumsuzluk”, “karşıt olma”, “yıkıcı ve antisosyal davranışlar”, “suça karışma”, “cinsiyet disforisi”, “cinsel işlev bozukluğu”, “cinsel istismara yatkınlık”, “bağımlılık” olarak kendini göstermektedir.
Her türde istismar çocuğun fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimi üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Özellikle çocukluk döneminde maruz kalınan her türde şiddet, istismar ve ihmal çocukta derin izler bırakır, çocuğun dünyanın tehlikeli ve güvenilmez bir yer olduğunu düşünmesine ve savunmasız hissetmesine neden olur. Bu duygular kişinin gelecek hayatında olumsuz etkiler ortaya çıkarmakta ve mental gelişimini bozmaktadır.
Çalışmalar şiddetin erken yaşlarda öğrenilen bir davranış olduğunu ortaya çıkarmıştır. Şiddetin problem çözme veya cezalandırma aracı olarak kullanıldığı ailelerde büyüyen çocuk ve adölesanların büyüdüklerinde kendi eşleri veya çocukları üzerinde şiddet uygulamaları daha olasıdır.
İhmal veya istismara maruz kalan çocuklarda ayrıca;
- Büyüme geriliği,
- Uyum problemleri,
- Güvensiz bağlanma,
- Depresif ve dissosiyatif semptomlar,
- Kişilik bozuklukları,
- Post-travmatik stres bozukluğu / Travma sonrası stres bozukluğu (PTSB veya TSSB)
- Düşük IQ düzeyleri,
- Akranlarıyla ilişkilerinde bozulma,
- Düşük kendine güven,
- Akademik başarısızlık,
- Davranış problemleri,
- Suç işleme eğilimi,
- Kendine zarar verme ve intihar davranışı,
- İçe kapanma veya agresiflik,
- Gelişme geriliği,
- Yeme, beslenme ve uyku bozuklukları
- Erken yaşa uygun olmayan seksüel davranışlar gösterme gözlenebilir.
Çocukluk döneminde yaşanan ihmal veya istismarın uzun dönemli olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. Anksiyete ve depresyon, yeme bozuklukları ve yetişkinlikte şiddete eğilim çocukluk döneminde ihmal ve istismarla sıklıkla ilişkilidir.
Duygusal istismar ve ihmal oranının intihara teşebbüs edenlerde bu gibi eylemleri olmayanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çocukluk döneminde duygusal istismar intihar girişimlerinin en önemli prediktörlerinden birisidir. Başka bir çalışmada, duygusal istismar ve ihmal ile fiziksel ve cinsel istismar oranlarının intihara teşebbüs edenlerde etmeyenlere göre daha yüksek olduğu bildirilmiştir. İntihar teşebbüsü oranlarının fiziksel istismarda 5 kat artarken duygusal istismarda 12 kat arttığı belirtilmiştir.
“Aleksitimik karakteristik”lerin (duygularının, hislerinin farkında olmayan insan) çocukluk dönemi travmasıyla ilişkili olduğu bildirilmiştir ve duygusal istismar ve ihmal “aleksitimi” gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Evren ve Ögel’in madde ve alkol bağımlılığı olan olgulardaki çalışmasında, madde bağımlılığı olanlarda çocukluk döneminde duygusal istismar oranlarının daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Yaş, düşük eğitim düzeyi, düşük sosyoekonomik düzey ve bu çocukların anneleri için destek eksikliği bu konuda yürütülmüş olan en kapsamlı çalışmalardan birisi olan Minnesota Anne-Çocuk Etkileşimi Projesinde risk faktörleri olarak saptanmışlar. Bu çocukların 13 yaşına gelene kadar olan uzun dönemli takibinde, en dramatik sonuçlar duygusal istismara maruz kalan çocuklarda gözlenmiştir. Son olarak, duygusal istismarda, artmış kortizol düzeyleri saptanmıştır ve duygusal istismarın obezite, tip II diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve migren ile ilişkili olabileceği düşünülmüştür ve bu konuda halen devam etmekte olan çalışmalar bulunmaktadır.
TRAVMANIN KUŞAKLARARASI AKTARIMI
Travmatik yaşantıların ruhsal etkilerinin kuşaklararasındaki aktarımı, araştırma bulgularıyla da desteklenen bir olgudur. Travmaya maruz kalan ebeveynlerin çocuklarında psikopatolojinin ortaya çıkışında oransal olarak artış olduğu gösterilmiştir. Aileyi tümüyle etkileyen travmaların çocukta psikopatolojiye neden olma riski ebeveynin psikopatolojisi ile bağlantılı bulunmuştur.
Çocuğun doğrudan travmaya maruz kalmadığı travmalarda da, ikinci kuşakta travma sonrası stres belirtileri, depresyon ve anksiyetede artış olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Ebeveynlerde TSSB / PTSB’nin çocuklarda içe yönelim tipi ruhsal bozukluklarla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Travmanın etkilerinin ikinci ve üçüncü kuşağa aktarımının gösterilmesi bu etkinin ortaya çıkış mekanizmalarının sorgulanmasına neden olmuştur. Yapılan çalışmalar travmanın kuşaklar arasındaki aktarımının aile ilişkilerine ve ebeveynlik becerisine etki ile olduğu gibi biyolojik etkilerle de olabileceğini göstermektedir. Bu çalışmalar, travmaya maruz kalmış çocuk ve ailelere yönelik yaklaşımların planlanmasında sonraki nesillere etkilerinin de göz önünde tutulması gereğinin önemini ortaya koymaktadır.
Ebeveynlerin maruz kaldığı ve ruhsal bozukluk sebebi olacak düzeyde şiddetli stresler, çocuklarında ortaya çıkan psikopatolojiler açısından risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Stres yaşantısının bu şekilde nesiller arasında aktarımı “ travmatik yaşantıların kuşaklar arası aktarımı” olarak kabul edilir.
Travmanın kuşaklararası aktarımında sosyokültürel ve sosyalizasyon modelleri: Sosyal normlar ve inanç sistemlerinin nesiller arasındaki aktarımı bu modelin temelini oluşturur. Sosyal öğrenme ve sosyalizasyon modelleri çocukların kendilik imajlarını ebeveynlerin çocuk yetiştirme modellerine dayanarak kurduğu görüşüne dayanır. Psikanalitik modellerden farklı olarak bu model ebeveynlerin çocuklar üzerindeki doğrudan ve bilinçli etkilerini ön plana çıkarır.
Örneğin literatürde Yahudi Soykırım Kurbanları çoğu zaman yetersiz ebeveynler olarak tanımlanmışlardır. Yaşadıkları kayıpların bağlanma ile ilgili sorunlara neden olduğu ileri sürülmüştür. Çocuklara verdikleri mesajlar genellikle “dikkatli ol” ya da “kimseye güvenme” şeklinde olup çocuğa sürekli yaklaşan tehlikeleri hatırlatmaya yöneliktir.
Ebeveynlerin reddedici ya da aşırı koruyucu olduğu; aşırı izin verici veya aşırı sert olduğu; çocuğa yönelik disiplinde tutarsızlık olduğuna dair çalışmalar mevcuttur. Bu açıdan ebeveynlik pratiklerine ilişkin tutarlı bir bulgu olduğunu söylemek mümkün değildir.
Travmanın kuşaklararası aktarımında aile sistemleri ve iletişim modelleri: Ebeveynin yaşadığı travmanın bilinçli veya bilinçdışı iletişimi daima bir aile sistemi içinde yer alır. Çocuklar aile dışındaki kişilerle pek az temas kurabilirler. Bu tür kapalı sistemlerde ebeveynler ve çocuklar birbirlerine sıkı sıkıya bağlı iken çocuklar da ebeveynlerinin sağlığı konusunda aşırı hassas olabilir. Çocuklar ebeveynleri, ebeveynler çocukları acı veren yaşantılardan korumaya çalışır. Karşılıklı özdeşimler sonucu ebeveynler çocukları üzerinden yaşarken çocuklar da ebeveynlerin travmasını vekaleten yaşayarak büyürler. Bu tür ailelerde ayrılma bireyleşme ve bağlanmaya ilişkin sorunların ortaya çıkması beklenir bir durumdur.
Travmaya maruz kalan ebeveylerin çocuklarının ebeveyn rolüne çok erken geçtiği ve hayat boyu ebeveynlerinin bakımını üstlendikleri de görülür. Ebeveynle bu şekildeki rol değişimi “savunmacı bakım verme”, “narsisistik ebeveynlik”, “iç içe girme”, “ebeveyn çocuk rol karmaşası” gibi farklı şekillerde tanımlanır. Travma geçişini açıklarken bir “çifte bağ” kavramı da kullanılmıştır. Çocuk ebeveynle aşırı bir duygusal bağlılık içinde olup ebeveyne uygun tepki veremez duruma gelebilir.
Ailedeki travma geçişi sıklıkla sözel olmayan, çelişkili ve suçluluk duygusu yaratan bir iletişim biçimi çerçevesinde gerçekleşir. Ebeveynin subliminal etkili mesaj verme biçimi aşırı sessiz kalma ya da zihinsel aşırı uğraşıları nedeniyle çocukta yaratılan ifade edilemeyen korku, üzüntü veya incinebilirlik duygularına dönüşür.
