EBEVEYNLİK BECERİLERİ, EBEVEYNLİK STİLLERİ RUHSAL-ZİHİNSEL GELİŞİMDE RİSKLER ve YENİ EBEVEYNLİK STİLLERİ, ŞEFKAT, ÖZ-ŞEFKAT, ALTRUİZM ve EMPATİ
Anne-babaların çocuklarına karşı olan tavırları, ilişki kurma ve sınır koyma becerilerine “ebeveynlik stili” denilir. Ebeveynlik stili ile birçok psikopatoloji – psikiyatrik sorun arasında net iki yönlü ve karmaşık bir ilişki bulunmaktadır.
TEMEL EBEVEYNLİK STİLLERİ
Otoriter Ebeveynlik Stili
Katı kurallar ön plandadır. Esneme pek yoktur. Kurallara uyum göstermeme durumunda ceza sık verilen bir yaptırımdır. “Ödül”, “övgü” ve “takdir”den çok “ceza”, “eleştiri”, “küçümseme” vardır. Eleştiri, davranışa yönelik olma ve kaygı içermekten ziyade kişiliğe hakaret şeklinde olabilir ve öfke içerir (yani “çalışmamandan dolayı endişeliyim” yerine “tembelsin, kime çektin bilmiyorum” demek gibi).
Ebeveynler kuralların konulma nedenlerini çocuğuna aktarmada güçlük yaşarlar, yanlış yaptıklarını bilseler de, geri adım atmazlar, özür dilemezler yani aslında sosyal beceriler açısından çocuğa yanlış örnek olurlar. Tam tersine böyle sert ve korkutucu davranışların çocuklarına zarar vermediklerini düşünürler ya da verdiğinin farkında olsalar da bunu önemsemeyebilirler.
Ebeveynler bu tarz uygunsuz sert, empatik olmayan ve esnekliğin, toleransın olmadığı, korkutucu ebeveynlik stillerinin çocuklarında yarattığı tahribat konusunda da kendilerini sorumlu görmeyebilirler. Yani bu tarz ebeveynlik stiline sahip bazı ebeveynlerde kişilik bozuklukları veya diğer davranışsal bozulmalar ve dürtüsellikle giden psikopatolojiler – psikiyatrik sorunlara rastlanabilir. Genellikle ebeveynler “Ben sırf öyle istediğim için” türü kısıtlı ve esnek olmayan, mantıksız, irrite edici açıklamalarda bulunabilirler.
Anne babalar, hata yaptıklarını, bazen gereksiz ve mantıksız yere sert davrandıklarını kabul etmezler yani aslında çocuğa sosyal davranış açısından kötü örnek ve rol model teşkil ederler.
Çocuğun, ebeveynin taleplerini sorgulamadan uygulanması istenir. Kimlik gelişimine ve ayrı bir birey olduğuna saygı duyulmaz, ebeveynler narsistik olabilir, çocuğu uzantısı olarak görebilirler (örneğin bu tarz bir stil kadın ergenlerde anorexia nervoza gelişimi riskini arttırabilir).
Otoriter ebeveynlerin çocuklarından beklentileri çocuğunun gelişimine, güçlü yanları ve zorlandıkları alanlara uygun olmayabilir ve çocuktan beklentileri sıklıkla fazlaca yüksek olabilir. Bu çocukta kaygı yaratabilir (sınav kaygıları, performans kaygıları ya da bu kaygıları reddetmek için tümden derslere çalışmayı bırakmak…).
Çocuğuna karşı düşük sıcaklık ve az şefkat gösterirken aynı zamanda cezalandırıcı ve korkutucu şekilde davranabilir. Korkutuculuğun özellikle çocuklar üzerinde daha fazla olumsuz etkisi olabilir. Bu kişilerin çocuklarında pek çok psikiyatrik, ruhsal, zihinsel, psikolojik, bilişsel sorun görülebilir. Kaygı, utangaçlık ve içe kapanmaya yatkın olabilirler veya tam tersi agresyona yani saldırganlığa da yatkın olabilirler
Demokratik Ebeveynlik Stili
Otoriter ebeveynden farklı olarak bu ebeveynler çocuğuna kuralların ne işe yaradığını anlatır, yani ayrıca bu kurallar konusunda daha kolay esneyebilirler. Çocuğunun ihtiyaçlarına önem verir ve bunlara karşı yönelik hassas ve duyarlıdırlar. Çocuğundan beklentileri, çocuğun gelişimine, karakterine, kapasitesine, zorluklarına, varsa özel gereksinimlerine ve yapısına daha uygundur.
Çocuğun beklentileri karşılayamadığı durumlarda cezalandırıcı tutum yerine daha çok çözüm arayışına girerler ve kişiliğe hakarette bulunmazlar, olay veya durumu eleştirebilirler, bu eleştiriler yıkıcı değil yapıcı ve yol gösterici olabilir, durum ile ilgili öfkelerini değil kaygılarını yansıtabilirler ve “ben” dilini kullanırlar.
Çocuklarının hayatına müdahale etmek ve gereksiz yere sınırlandırmaktan çok, çocuklarını yönlendirmeyi ve onlara rol model olmayı tercih ederler, destekleyicidirler, hatalarını kabul ederler, yeri geldiğinde özür dilerler ve geri adım atarlar. Çocuklarına uygun rol model olurlar. Böyle yetişen bireyler, tahmin edileceği üzere sorumluluk sahibi, duygularını yönetebilen, problem – stres – kaygı – engellenme - mutsuzlukla daha kolay baş edebilen, dayanıklılığı yüksek, ruhsal sorun gösterme olasılığı düşük, zihinsel – bilişsel becerileri genellikle gelişmiş olan çocuk ve gençlerdir.
İhmalkar Ebeveynlik Stili
Çocuklarının ihtiyaçlarını göz ardı eden ya da görse de bunları önemsemeyen, onlara empati yapamayan ebeveynlerdir. Fiziksel, maddi, manevi ve duygusal ihtiyaçlarını fark etmez ve ihmal edebilirler. Bu ebeveynlik stilindeki ebeveynler, çocuklarından beklentileri düşük ve çocukları ile iletişimleri zayıftır. Bu ebeveynler depresif, psikotik veya zihinsel olarak yetersiz de olabilirler.
Genellikle çocuklarının minimum düzeyde fiziksel ihtiyaçlarını karşılarlar ve çocuklarının yaşamlarında pek yer almazlar. Onları akıllarında tutma kapasiteleri düşüktür. Onları yeterince gözetlemezler, denetlemezler.
Bu çocuklar aile ve ev dışı istismarlara ve uygunsuz teknolojik iletişim sorunlarına yatkın olabilirler (siberzorbalık ve sexting riski). Bu tür ebeveynlik stilinde çocuğun ihmal edilmesinden dolayı uygunsuz davranışların ya da yapılması gereken davranışların yapılmamasının çocuğa istismar boyutlarına ulaşabildiği görülmektedir. Bu kişilerin çocuklarında pek çok psikiyatrik, ruhsal, zihinsel, psikolojik, bilişsel, zihinsel sorun görülebilir.
Aşırı İzin Verici - Müsamahakar Ebeveynlik Stili
Ebeveynlerin çocuklarından sorumluluk beklentileri çok düşüktür bu nedenle çocuklarına kural koymamayı tercih ederler. İzin verici ebeveynlerin çocuklarından beklentileri düşük olsa da sorumluluk düzeyleri yüksek olabilir. Çocuklarına yönelik duyarlıdır ancak iletişimleri ve ilişkileri bir ebeveynden çok arkadaş gibidir, ama çocuğun çok arkadaşı vardır ama gerçek bir anne-babaya ihtiyacı vardır.
İzin verici ebeveyne sahip çocuklar, kuralların olduğu ve otoritenin bulunduğu ortamlarda çok güçlük çekebilmektedirler. Bu nedenle sıklıkla okula uyum sorunları yaşamaktadırlar. Bu çocuklarda okul reddi olabilir, davranış sorunları, karşıt olma – karşıt gelme, dürtüsel davranışlar, her şeyi kendine hak görme ya da tam tersi gizli narsistik özelliklere eşlik eden kendini aşırı baskılama, düşük özgüven ve aşırı utangaçlık gelişebilir ayrıca kaygı – stres – mutsuzluk – engellenme - problemle baş etme becerileri düşük olabilir.
DİĞER SINIFLANDIRMALAR
Ebeveynlik stilleri arasında en sık sorun yaratanlar; “soğukluk”, “sertlik”, “yetersiz kontrol”dur.
- “Sertlik” ebeveynlerin çocuğa sözel ve/veya fiziksel şiddet göstermesi, aşırı eleştirmesi, korkutucu ve düşmanca yaklaşmasıdır (annede depresyon, kişilik bozukluğu, madde-alkol bağımlılığı...).
- “Soğukluk”, çocuğu takdir etmeme, aklında tutmama, ona yakınlık ve yeterli sevgi göstermemektedir (annedeki depresyon, kişilik bozuklukları..).
- “Yetersiz kontrol”, çocuğun nerede olduğunu, kimlerle bulunduğunu, kimlerle arkadaşlık yaptığını, ne zaman ne yaptığını ve nelerle uğraştığını bilmemektedir (annede erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu / DEHB, depresyon, kişilik bozukluğu...).
Bu ebeveynlik stilleri, şiddet ve suça yatkınlık, bağlanma sorunları, kendine özsaygıda azalma, suçluluk, utanç hislerine yol açabilir ve çocukluk çağı olumsuz yaşam olayları olan çocuk ve ergenlere babaları tarafından daha sık uygulanıyor olabilir.
Katı disiplin yaklaşımlarının uzun vadeli gelişimsel zararları uzun zamandır biliniyor olmakla birlikte pratikte bu yaklaşım bazı ebeveynler tarafından hala uygulanılmaya devam edilmektedir.
Ana hatlarıyla şiddeti değişen aralıkta fiziksel cezalandırma yöntemleri (şaplak atmak vb.) ve sözel şiddet içeren cezalandırma yöntemleri (bağırma, hakaret etme vb.) katı, korkutucu ebeveyn tutumu olarak tanımlanabilir.
“Katı” ve “korkutucu”, “sindirici” ebeveyn tutumları çocuk istismarı davranışlarına dönüşme riskini de taşımaktadır. Çocuk fiziksel istismarı, aile içerisinde en sık bir suça verilen fiziksel cezalandırma davranışı olarak başlamaktadır. Bu durumlara ihmal ve istismara maruz kalan çocuklarda daha fazla rastlanması da şaşırtıcı değildir.
Bir çalışmada bir yaş civarı fiziksel cezalandırma yöntemlerine maruz kalan çocukların ikinci yaş takiplerinde fiziksel cezalandırmaya maruz kalmayan yaşıtlarına göre daha saldırgan oldukları ve daha düşük “Bayley Testi” puanlarına sahip oldukları (genel gelişim geriliği) gösterilmiştir. Bu sonuç katı disiplin davranışlarının sadece çocuğun davranışlarını değil bilişsel fonksiyonlarını da etkilediğini göstermektedir.
Birçok çalışma özellikle katı ebeveyn tutumları ile çocukların dışsallaştırma sorunları (dışarı vurulan öfke, dürtüsellik gibi…) yaşama riski arasında anlamlı ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Çocukluk çağında maruz kalınan disiplin tutumlarının etkisi sadece çocukluk çağı boyunca görülmemektedir. Üniversite öğrencileri ile yapılan bir çalışmada depresyon ataklarının sıklığı ve atakların şiddeti ile erken dönemde maruz kalınan sert, katı, korkutucu otorite yaklaşımları arasında ilişki bulunmuştur.
Çocuğun mizacı ve ebeveynlerin mizacı cezalandırıcı otoriter davranışların ortaya çıkmasında ve sürdürülmesinde birbiri ile etkileşim göstererek çoğu zaman bir kısır döngüye yol açabilir. Çocuğun ebeveynlerinin otoritesine baş kaldırmaya başladığı 2 yaş civarında cezalandırıcı davranışların artış göstermesi de bunu destekler niteliktedir. Katı ebeveyn tutumlarına maruz kalma ebeveynlerinde ciddi davranış bozulmaları olan (antisosyal, sınırda-borderline kişilik bozukluğu, başka psikopatolojilerle komplike olmuş DEHB, madde ve alkol bağımlılığı, psikopati – sosyopati sergileme) çocuk/ergenlerde daha sık olabilir.
Katı ebeveyn tutumlarının olumsuz etkilerine karşı koruyucu bir takım faktörler de bilimsel araştırmalarda tanımlanmıştır. Ebeveynlerden birinin sıcak ve destekleyici tutum göstermesi hem çocuk üzerinde koruyucu etkiye hem de sert ebeveynlik tutumları olan ebeveyn davranışları üzerinde yumuşatıcı etkiye sahiptir. Annenin duygusal yönden çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı olması da verilen fiziksel cezalar ve çocuktaki davranım problemleri arasındaki anlamlı ilişki üzerinde hafifletici etki göstermektedir.
EBEVEYNLİK STİLLERİ HAKKINDA DİĞER ÖNEMLİ KONULAR
“Tutarsız ebeveyn davranışları” da sert otoriter tutumlar kadar zarar verici olabilir. “Tutarsızlık”; çocuk üzerindeki ebeveyn denetiminde tekrarlayıcı ve öngörülemez kırılmalar olarak tanımlanabilir.
Bir ebeveynin benzer olaylara farklı zamanlarda farklı tepkiler vermesi veya farklı ebeveynlerin benzer olaylara karşı farklı yaklaşımlar sergilemesi çocuğun çevresindeki Dünya ve kurallar hakkında iç tutarlılık geliştirmesine engel olur. Bu çocuklarda hayatlarının ileriki dönemlerinde anksiyete bozuklukları ve davranım problemleri daha sık görülmektedir. Kronik belirsizlik ve çevrelerindeki olayları kontrol edememe duygusunun anksiyeteye, istikrarsız ebeveyn tepkilerini yönlendirebilme çabasının ise davranım problemlerine yol açabileceği düşünülmektedir.
Psikososyal risk faktörleri belirgin olan çocukların anne ve babalarının aralarında ebeveynlik tutumları farklı - tutarsız olabileceği gibi, baba alkol-madde kullanıyorsa, anne depresifse kendi içlerinde de tutarlılıkları bozuk olabilir.
Ebeveynlerin çocuklarının o andaki gelişimsel ve bilişsel düzeylerine göre beklentilerini şekillendirmeleri gerekir. Bir çocuktan gelişimsel dönemine, yetenek ve kapasitelerine uygun olmayan davranışlar beklemek ve bunlar olmadığında olumsuz tepkiler vermek, ebeveyn çocuk ilişkisini ve çocuğun yeterlilik duygularını zedeler.
Çocuğa yaşından küçük gibi davranmak da regresif-daha çocuksu davranışlara, yetersizlik hissine ve/veya davranış sorunlarına yol açabilir. Gene çocuğa yaşına ve kapasitesine göre daha fazla sorumluluk hissi verilmesi de kaygıya, yetersizlik hissine, başaramayacağı yönünde kaygı ve umutsuzluğa yol açabilir. Gene böyle sorunlu ailelerde özellikle en büyük kız ergen kardeşten annenin aşırı beklentisi olabilir (bu çocukta nedeni açıklanamayan, tıbbi, bedensel bulgular, bayılmalar gelişebilir – konversiyon - somatizasyon).
Çocuğa gerçekçi olmayan, aşırı yüksek hedefler konması, bu hedeflere ulaşılamaması durumunda ise çocuğun aşağılanması ve beğenilmemesi çocukta yetersizlik duygularına yol açar. Yetersizlik duyguları depresif bozukluklar, kaygı bozuklukları, utanç, suçluluk, sosyal anksiyete bozukluğu, sınav kaygısı, obsesif kompülsif bozukluk (OKB), davranış sorunları, kendine zarar verme ve intihar davranışları, bedensel psikolojik belirtiler, konversiyon ile ilişkili olabilir.
Yetersizliğin ve gerçekçi olmayan yüksek hedeflerin içselleştirilmesi sonucunda birey ancak mükemmel olması durumunda kendini “iyi” hisseder. Sadece başarılı olduğu zaman ebeveynleri tarafından sevileceğini öğrenebilir. Bu da ayrıca bağlanma sorunlarına da yol açabilir. Kendi başarılarını küçümser veya tesadüfe bağlar, olumsuz, başarısız yönlerini daha kolay görür, onlara odaklanır, daha depresif ve umutsuz, karamsar hisseder, olumsuz deneyimleri genelleştirir, olumsuz deneyimlerin sonuçlarını abartır, felaketleştirir. Başarılarını tesadüfe bağlayabilirler. Kendine çifte standart uygulayarak tek bir sınavda başarısız olan bir arkadaşını teselli ederken, aynı durumda kendini ileri derecede eleştirip, suçlayabilir. Tüm bunlar da yukarıda geçen bozuklukların gelişimine ve diğer risklere, sınav kaygısı benzeri performans anksiyetesi özelliklerine yol açar.
Çocuğun duygularının reddedilmesi (“erkek adam korkar mı?”), aşağılanması (“bizim ailede senin gibi korkak birisi yok herkes cesur, sen kime çektin bilmiyorum”), uygulamaya çalıştığı çözüm yolları ve baş etme stratejileri ile dalga geçilmesi (“hee öyle yap da arkadaşların seni içlerine almasın, seni salak sanırlar valla”), ancak aşırı tepkiler verdiğinde veya sağlık problemleri olduğunda ona yanıt verilmesi, sadece öyle durumlarda önemsenmesi (örneğin çocuk bağırıp kendisini yerlere yattığı zaman veya kusup, başı ağrıdığı zaman) çocukta normal tepkilere ve duygulara karşı duyarsızlık oluşmasına neden olur.
Çocuğun en yakınında olan anne-babasına güvenememesi, diğer insanlara olan güven duygusunu da zedeler. Sevilmez biri olduğu, diğer insanlardan aşağıda olduğu hissine, suçluluk, utanç duygularına, başarısız olduğu duygularına kapılır, bunlar ebeveyn-çocuk bağlanmasını bozar bu da ileride diğer insanlarla kuracağı ilişkilerde de sorunlar yaşamasına yol açabilir.
Eğer anne baba yukarıda belirtildiği şekilde tepkiler verirse, çocuk duygularını isimlendirmeyi, ifade etmeyi, düzenlemeyi, başa çıkmayı (stres – kaygı – problem – mutsuzluk –engellenme ile başetme becerisi), bu duygusal tepkilere yol açan sorunlara çözüm bulmayı, alternatif çözüm yolları ve alternatif problem çözme teknikleri geliştirmeyi başaramaz. Duygu ve düşüncelere aşırı önem atfedebilir. En küçük kötü düşünce aklından geçtiğinde veya olumsuz duygu yaşadığında paniğe kapılır, o sırada bununla baş edemeyeceği duygusu gelişir. Aşırı duygularını bastırma veya duygu patlamaları arasında gidip gelebilir. Bunlar “depresyon”, “intihar/kendine zarar verme davranışı”, “kaygı bozuklukları”, “utanç-suçluluk hissi”, “sosyal anksiyete bozukluğu”, “davranışsal sorunlar”, “alkol-madde bağımlılığı” ve diğer “ciddi akademik”, “sosyal”, “ailesel”, “kimliksel”, “mesleki” sorunlara yol açabilir. Bu sorunlar ve diğer nevrotik özelliklere psikososyal risk faktörleri belirgin olan ve devlet bakımında kalan çocuk ve ergenlerde daha sık rastlanıyor olabilir.
GÜNÜMÜZDE ÇOCUK YERİŞTİRMEDE DİĞER BELLİ BAŞLI SORUNLAR VE RİSKLER
Ayrıca anne ve babadaki kaygılar, evham, her şeyin kontrolü altında olmasını isteme, invazif – aşırı girici – müdahale edici çocuk yetiştirme tutumları ayrıca ebeveynlerdeki narsistik - histrionik özellikler, kişilik bozukluklarına, mükemmeliyetçiliğe, takıntılara, obsesif - kompülsif semptomlara ikincil aşırı koruma-kollama, sınır koymama, çocuk mutsuz olursa buna dayanamayacağını düşünme, çocuğa aşırı abartılı narsistik yatırım, çocuğu kendi uzantısı olarak görme, aşırı helikopter anne-baba gibi davranmak, fazlasıyla proje çocuk gibi davranıp çocuğun ne istediğine odaklanmamak, okul öncesi eğitimi sosyalleşme ve oyun oynanan değil, çocukların becerilerinin yarıştırıldığı bir ortam olarak algılayan, ana dil yetkinliği kazanmadan çocuğuna yabancı dil öğretme derdine düşmüş, yarışmacı, rekabet eden ebeveynler olmak, çocuğunun hep farklı ve özel olduğuna inanma ve ona herkesin öyle davranmasını istemek, internet ve sosyal medyada çocuk yetiştirmekle ilgili her şeye inanıp hatalı davranışlarda bulunma ya da çocuğa olan yaklaşımların sürekli değişmesi, ileri derecede kendi içlerinde ve kendi aralarında tutarsız ebeveyn tutumları, çocuğa hiç sınır koymamanın çocuğu çok özgüvenli yapacağına dair inanç çocuğun sorunlarının hep kendilerince çözülmesi, akran sorunlarında ebeveynlerin sürekli müdahale etmesi, karşı tarafın suçlanması, sorunların dışsallaştırılması, çocuğun mutsuz olmasına, sıkılmasına, olumsuz bir duygu yaşamasına asla izin verilmemesi, çocuğun haksız olabileceğine inanmama ve çocukla ilgili tüm sorunları eksternalize etme-başkalarını suçlama (öğretmen kötü, okul yetersiz, akranları zorba... gibi), yani kısa vadede çocuğu sürekli mutlu etme, sıkılmasına izin vermeme günümüzde sık görülen bu tarz ebeveynlik stillerinin abartılı uygulamaları maalesef çocukta tüm hayat boyunca sürecek ciddi psikolojik-psikiyatrik sorunlara yol açabilir, özellikle de çocuk doğuştan zor mizaçlı ise ve dayanıklılığı düşük ise.
Ayrıca aile büyüklerinin ve yakın akrabaların da yakında oturması, iç içe yaşanması (patolojik çocuk yetiştiren aile apartmanı alt tipi) ve bu akrabaların hiç sınır koymadığı, ya da anne ve baba otoritesinin hiçe sayıldığı durumlarda da ciddi sorunlar baş gösterebilir.
Tüm bu bahsedilen olumsuz nedenlerin yol açtığı sorunlar arasında en göze çarpanlar ; özgüvenli görünen ama içi boş narsistik bir balon gibi her an patlamaya hazır, altta derin bir güvensizlik hisseden, öfkeli olmanın özgüven olduğuna inanan ama bir sorun olduğunda hemen pısan, ya da aşırı çekingen olan, tam tersine narsistik kırılganlığı çok fazla, kendine güvensiz, problem, stresle, engellenme, mutsuzluk, kaygı ile baş etme becerisi düşük, empati - zihin kuramı – sosyal becerileri sorunlu, altruistik - özgeci olamayan, kendine ve başkalarına şefkat gösteremeyen, her şeyde kendini haklı gören, sorumluluk duygusu az, hemen panik olan, intihara, intiharla etrafı tehdit etmeye yatkın, intihar dışı kendine zarar verebilen, sosyal becerileri eksik, empati yapamayan, dünyanın kendi etrafında döndüğü yanılsamasından çıkamamış, haz peşinde koşan, nerede dürtülerini doyuracağını bilemeyen, ortam ve bağlama uygun davranamayan, dürtüsel, öfke kontrol sorunları yaşayan, çabucak strese ve telaşa kapılan bundan dolayı sık sık ölüm düşünceleri aklına gelen ya da sinir-öfke nöbetleri geçiren, red edilmeye duyarlı, alıngan, kırılgan, etrafınca sevilmeyen, sorumluluk almayan ya da sorumluluklarını sanki başkası için yapıyormuş sanan, özbakımına dikkat etmeyen ya da güvensizlik nedeni ile materyalizm, para harcama, dış görünüş ve giyinişine gereksizce önem veren, derinlemesine değil sığ zevklere sahip, sıkıntıya gelemeyen, boş zamanlarını nasıl değerlendireceğini bilemeyen bu yüzden bağımlılıklara da yatkın, kısa yoldan, çaba harcamadan para kazanmak isteyen, sık iş değiştiren, çabuk hayal kırıklığına uğrayan ve pes eden, doyumsuz, insanlarca okulda, işyerlerinde sevilmeyen, depresyon, kaygı, saplantılara, takıntılara yatkın, takıntı, kaygıları ile etraflarını yöneten, davranış bozukluklarına ya da ileri derecede çekingenlik gelişmesine yatkın sürekli depresif hisseden, romantik ilişkilerinde sorun yaşayan, potansiyelinin altında akademik ve mesleki ilerleme gösteren, hep mutlu olması gerektiğine inanan ama gerçek yaşamın anne-babalarının kendilerini hazırladıkları Dünya gibi olmadığını anlayınca sürekli mutsuz olan kendinden ve çevresinden, insanlardan çabuk vazgeçen çocuk, genç ve yetişkinlerin yetişmesi riski.
Çocuğa yaşına uygun sınırlamalar koymamak da (11 yaşında gece yarısından sonra eve gelmesine ses çıkarmama gibi, süpervizyon – gözetim - denetim eksikliği ya da yeni patolojik nesil anne-babalık gibi yaklaşımlar nedeni ile) çocuğu aşırı sınırlamak da ihmal ve istismardır, çocuğun yaşına uygun sınır koymamak ve yaşına uygun sorumluluklar vermemek de yeni nesil anne babalık değil, çocukluk çağı ihmali ve istismarıdır.
YENİ NESİL EBEVEYNLİK VE ÖZŞEFKAT, ALTRUİZM - ÖZGECİLİK
Şefkat gösterebilme kendimiz ve başkalarının acıları ile yüzleşmek için cesur olmayı gerektirir. Günümüzün materyalist ve yarışmacı toplumunda ve aynı anda birden çok yapmaya çalışan, hızlı yaşayan, anda olamayan, farkındalıkları düşük ve gelecek planları ve geçmişe aşırı fikse insanlarında ruh sağlığı problemlerinin artması bu sistemin pek de doğru ya da en azından insanlara pek yararlı olmadığını göstermektedir ve insanlar yeni perspektifler kazanma, zorluklarla mücadele etmeyi öğrenmek için bile hostil - düşmanca ve irritabl – irrite edici, saldırgan yöntemler kullanmaktadır (spor salonuna gitmeliyim, o meditasyona gidiyorsa ben de gitmeliyim, kendime zaman ayırmalıyım..). Yani rahatlamak ve eğlenmek için bile yarışmacı tutumlar takınmak (herkes oraya kahvaltıya gidiyor) bunlar yapılamadığı zaman kişinin kendini kötü hissetmesine, bunlara ilgisi olmayan insanlar olduğu zaman da hemen onları garip ve anlaşılmaz bulmaya şartlanmaktadır.
İnsanlar çocuklarını yarışmacı ve rekabete dayalı büyütmekte, çocuklarının diğerlerinden farklı ve üstün olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır. Herkes çocuğuna zeka testi yaptırmak istemekte, okullar çocuklardan zeka testi istemekte, çocuklar kreşe mülakatlar ve gelişim testi sonucu ile alınmaktadır. Çocuklar için hobi olması gereken spor kursları gibi şeyler mutlaka çocuk istemese de gidilmesi gereken şeyler olarak görülmektedir. Niye kendi çocuğu geri kalsın? Ama onun istediği ne, hayatında onun için değerli ve önemli olan şeyi o mu yoksa siz mi bulmalısınız?
Ayrıca ne hikmetse çocuk üzerinden para kazanılma derdi ile spor, müzik, resim, dans kursuna giden her öğrenci istisnasız başarılı ve üstün yeteneklidir. Çocuk iyi olmasa da sürekli övülmektedir, övülmelidir. Çocuk bir şeyde başarısız olursa bu onun için bir yıkım haline gelmektedir. Yenilemez, hep kazanmalıdır. Ayrıca sıkılmaya hiç vakitleri olmamalı, her anları bir aktivite ile doldurulmalıdır. Böyle olunca çocuk sıkılmanın korkunç bir şey olduğuna ve üstünden gelinemeyecek bir durum olduğuna inanmaya başlar
Çocuklarını yoğun program içine sokan anne ve babalar çocuğun oyun oynamasına fırsat vermemekte, kreşlerin oyun oynanan, sosyal ilişki kurulan değil, yabancı dil, robotik kodlama, quantum yaklaşımları benimseyen ve bale öğreten kurumlar olmasına özen göstermektedir.
Bu yoğun programda aynı zamanda çocuk ders çalışmalı ve kitap okumalıdır. Niye kitap okumuyor? Ne zaman okuyabilir ki? Böyle bir toplumda bırakın başkalarına sürekli başarısızlık korkusu yaşayan ve yaşatılan utanç içinde bir insanın kendine şefkat gösterebilmesi mümkün müdür?
Şimdi karşı tarafa bakacak olursak toplumlarda psikopatolojik ebeveynler de artmaktadır, toplumdaki gelir uçurumu özellikle ülkemizde gitgide artmaktadır yani bir yanda aşırı narsistik tutumlarını çocuklarına yansıtan ebeveynlerin çocukları varken, bir yanda da çok yüksek sayıda çocuk duygusal ihmal ve istismar, fiziksel ve cinsel istismar, ensest, kötü mahalle ortamı, yoksulluk ve yoksunluk, uyaran eksikliği ile boğuşmaktadır. Bu çocuklar şefkat yaşamadıklarından nasıl kendileri ve başkalarına şefkat gösterebilirler?
