Image

EBEVEYNLERDEKİ ALKOL - MADDE KULLANIM BOZUKLUKLARI, FETAL ALKOL SENDROMU, GEBELİKTE MADDE KULLANIMININ VE ERİŞKİN DEHB, DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI İLE GİDEN KİŞİLİK BOZUKLUKLARININ ÇOCUKLARA ETKİSİ

Bu yazımda anne babalardaki, bakımverenlerdeki alkol ve madde kullanım bozukluklarının (bağımlılıklarının) çocuklar ve ergenler üzerine olumsuz psikososyal etkilerinden ve anne karnında bu maddelerin kullanımının (en bilineni “fetal alkol spektrum bozukluğu) fetüs ve çocuklar üzerine etkilerinden bahsetmeye çalışacağım. Konu bağımlılık ve ebeveyn psikopatolojisi (ebeveynlerdeki ruhsal hastalıklar) olunca madde ve alkol kullanım bozuklukları ve diğer ciddi davranışsal sorunlarla sıklıkla bulunan erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), borderline-sınırda kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu olan ebeveynlerin çocukları üzerine olumsuz etkilerinden de bahsetmek istedim.

EBEVEYNLERDEKİ ALKOL-MADDE KULLANIM BOZUKLUKLARI ve ÇOCUK – ERGENLER ÜZERİNE ETKİLERİ

Giriş

Gebelik sırasında anne madde veya sigara, alkol kullanmışsa, bunun sıklığı ve çocuğun gebeliğin kaçıncı evresinde bu toksik duruma maruz kaldığı çocuğun intrauterin- rahim içi-fetal- doğum öncesi- doğum sırası ve sonrasındaki etkilenmesinin derecesini belirler. Bu etkiler opioid-eroin kullanımında daha çok yeni doğan döneminde ortaya çıkabileceği gibi, yoğun sigara, kokain ve alkol kullanımının çocuğun tüm yaşamını etkileyecek tıbbi ve nöropsikiyatrik sonuçları da olabilir.

Gebeliklerinde alkol, sigara, madde kullanımı göstermiş anneler genelde kaotik ilişkilerden gelen, dürtüsel, borderline-sınırda-antisosyal özellikler gösteren bireylerdir. Bundan dolayı bu çocuklar hem genetik, hem de kötü çevresel ve psikososyal ortam nedeni ile psikopatolojiler açısından risk altındadırlar (genetik-psikososyal-epigenetik-çevresel-toksik etkiler). Zihinsel yetersizlikler, öğrenme güçlükleri, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), içe yönelim ve dışa yönelim sorunları sergileyebilirler.

Sürekli olarak alkol ya da madde etkisi altında olan bir ebeveyn ile yaşamak zorunda olan çocuk sürekli olarak belirsizlikleri tahmin etmeye çalışmaktadır ve küçük yaşlardan itibaren ebeveynlerini ve insanları güvenilmez, tutarsız, hostil - düşmanca ve öngörülemez, kestirilemez davranışlar sergileyen bireyler olarak algılamaya başlar. Bu sebeplerle travma sonrası stres bozukluğu, davranış sorunları ve antisosyal özellikler, madde kullanımı görülmesi nadir değildir. Bu çocuklar genelde ihmal ve istismara da maruz kalırlar. Dünyayı düşmanca algılarlar ve sürekli tetikte olmak zorunda hissederler. Korkusuzluk ya da abartılı korku davranışları, bağlanma bozuklukları gösterebilirler.

Ev içi kaos durumu ya da marital – anne babalardaki evlilik sorunları sorunlar sıktır. Annede alkol ve madde kullanımı olması durumunda gidişat daha kötüdür. Bu annelerde erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı da sıklıkla bulunur.

Gebelik dönemi ve sonrasında alkol ve madde kullanımı olmasa da, annedeki önceki dönem yoğun kullanım, çocukta psikopatoloji gelişimi açısından psikososyal ve genetik bazı risklerle bağıntılıdır.

Hamileliğinde sigara içmiş annelerin çocuklarında 5 yaşında daha belirgin hiperaktivite ve dikkat bozukluğu bulguları olduğu saptanmıştır. Gene inutero (rahim içi – gebelik dönemi) sigara maruziyeti yaşam boyu hipomani (bipolar afektif bozuklukta görülen dönemlerden biri) ve psikotik bulgu (gerçeği değerlendirme yetisinin bozulduğu bulgular, sanrılar, paranoyalar, hallüsinasyonlar gibi..) gelişimini arttırıyor olabilir.

Ebeveynlerinde alkol bağımlılığı olan çocuklarda dışa yönelim sorunlarının (davranış problemleri) daha çok alkol kullanımı ile, içe yönelim (duygusal) ve sosyal ilişki sorunlarının ise daha çok ebeveynde eşlik eden diğer psikopatolojilerle ilişkili olduğu öne sürülmüştür

Opioid-eroin ve metamfetamin bağımlısı olan ebeveynlerin çocuklarında da ergenlik öncesinde daha sık DEHB, majör depresyon, obsesif-kompülsif bozukluk (OKB), yaygın anksiyete bozukluğu (YAB), özgül fobi ve ayrılma anksiyetesi bozukluğu (AAB) görüldüğü bildirilmiştir.

Bu çocukların fiziksel, duygusal, cinsel istismara maruz kalma, ihmale uğrama olasılıkları da gözetim eksikliği ve toksik durumlardaki (alkol madde etkisinde olma) kontrolsüz davranışlar nedeni ile tahmin edilebileceği gibi daha yüksektir.

İstenmeyen-plansız çocuk, ergen gebeliği ya da cinsel istismar sonucunda doğmuş bir çocukta durum daha karmaşık hale gelmektedir ki maalesef bu risklere ebeveynlerinde alkol-madde bağımlılığı olan bireylerde daha sık rastlanmaktadır.

Bu çocukların kurum bakımına girme riskleri, kötü mahalle ortamında yaşama oranları, suça sürüklenebilecekleri bir ortamda bulunma (üstelik ebeveyn gözetimi-süpervizyonu ve ihmali nedeni ile suça sürüklenme ve davranış bozukluklarına kolay yönlendirilmeye de yatkındırlar), suç işlemiş ve cezaevinde olan bir ebeveyne sahip olma olasılıkları da daha yüksektir.

Ebeveynlerinde alkol-madde kullanım bozukluğu olan çocuklarda aşağıda sayılan çocuklarda psikopatoloji gelişimi açısından bildirilen risk faktörlerinden birçoğu bulunur;

  • Ergenlik döneminde ebeveyn olmak,
  • Katı ve tutarsız ebeveyn tutumları, Gözetim -Süpervizyon eksikliği
  • Çocuk istismarı (fiziksel, duygusal ve cinsel) ve ihmali,
  • Yoksulluk,
  • Kötü mahalle ortamı,
  • Göçmen-mülteci olmak,
  • Kurum bakımı altında olmak,
  • Suç işlenen bir ortamda yaşamak zorunda kalmak (hele çocukta tedavi edilmemiş DEHB varsa kolay yönlendirmelerle bu çocuk suça sürüklenebilir),
  • Ayrımcılığa-zorbalığa maruz kalmak.
  • Düşük sosyoekonomik düzey, yoksulluk, yoksunluk, fakirlik
  • Düşük anne eğitim düzeyi
  • Aile içi şiddet öyküsü
  • Maternal/paternal depresyon
  • Postpartum depresyon-psikoz (doğum sonrası depresyon ve psikoz - gerçeği değerlendirmenin bozulduğu, sanrılar, paranoyalar, şüphecilik, hallüsinasyonlarla giden bebek bakımını olumsuz etkileyen hatta bebeğe zarar verme ile bile sonuçlanacak ağır bozukluklar – örneğin şeytan doğurduğuna inanıp – bebeği öldürme - infantisid)
  • Ebeveynlerde suç öyküsü
  • Ebeveynlerden birinin cezaevinde olması (çok ciddi damgalanma, stigmatizasyon, izolasyon, dışlanma, zorbalığa maruz kalmaya neden olabilir)
  • Cezaevinde kalan çocuk olmak
  • Ebeveyn sağlık problemleri (madde-alkol kullanımına bağlı tıbbi bozukluklar bazen oldukça ciddi olabilir ve bakım verme kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir)
  • Ebeveyn psikolojik bozuklukları – Anne babada psikopatoloji
  • Ailede çok ciddi, kötü gidişatlı psikiyatrik bozukluklar (madde kullanım bozukluğu olan ebeveynlerde davranış sorunları ile giden DEHB, antisosyal ve borderline-sınırda kişilik bozukluğuna ama ayrıca gene çocukları çok olumsuz şekilde etkileme potansiyeli olan ebeveynin intihar ile kaybedilmesi, ağır ve kötü gidişli travma sonrası stres bozukluğu, ebeveynde bipolar afektif bozukluk veya şizofreni gibi veya benzeri ağır bozukluklara da sıklıkla rastlanır – hem önceden yatkınlıkları vardır hem de madde kullanımı bu bozuklukların ortaya çıkma olasılığını arttırır)
  • Okuldan ayrılma, erken yaşta çalışma
  • Eğitim eşitsizlikleri
  • Gelir adaletsizlikleri
  • Erken yaşta çalışmaya başlama (inhalan ve solventlere – bali, tiner ve diğer beyin üzerine toksik etkilere maruz kalma, ciddi mobbing ihtimali, fizikssel-duygusal istismar hatta cinsel istismar risk psikopatoloji riskini ve genetik açıdan yatkın oldukları madde kullanımı riskini arttırabilir, çocuk işçiliğinin önlenmesi bu yüzden çok önemlidir)
  • Prematür-erken doğum
  • Düşük doğum ağırlığı (2500 gram altı ama özellikle 1500 gram altı zihinsel sorunlar, dikkat-öğrenme problemleri, çeşitli psikopatolojiler, otistik özellikler, zihinsel yetersizlikler, körlük için risk teşkil eder)
  • Zor mizaç ve/veya bakım verenle ile zayıf uyumluluk
  • Toksik stres faktörlerine maruz kalma (alkol, madde, sigara, travmatik olaylar, kurşun, antiepileptikler, misoprostol maruziyetleri, teratojen diğer maddelere maruz kalma..)
  • Bilişsel-zihinsel sorunlar
  • Genetik durumla ilişkili davranış bozuklukları
  • Gene ülkemizde seçimle ya da tercih ile ilişkisi olmayan gender dysphoria – cinsel kimlik bozukluğu, LGBT çocuk ve ergenler toplum, hükümetler, din adamları ve diğerleri tarafından kutuplaştırıldığı, hain ilan edildikleri hatta semitizm ile suçlandıkları, marjinalize edildikleri için toplum dışına itilmektedirler. Bu yüzden bu bireylerin maalesef ülkemizde madde alt kültürüne kaymaları daha kolay olmaktadır.
  • Sosyal çevrede sorunlar; ırkçılık, ayrımcılığa maruz kalma, kültürel çatışmalar ayrıca savaşa maruz kalma, mülteci statüsünde bulunma ve bunlarla ilişkili olabilecek cinsel istismar ve ergen gebeliği deneyimleme, fuhuşa sürüklenme – terör - savaşa tanıklık – işkenceye uğrama – kaçırılma - köle olarak satılma – zorla çocuk ve ergen yaşta evlendirilme – ebeveyn kaybı – ölüme, yaralanmalara tanıklık etme – yaralanma – ebeveyn kaybı (tüm bunlar da travma sonrası stres bozukluğu ve travmatik – borderline - sınırda kişilik özellikleri geliştirmeye yol açabilir bunlar da çocukta uygunsuz alkol kullanımı ve madde kullanım bozukluğuna yol açabilir), fakirlik-yoksunluk, temel ihtiyaçların karşılanamaması, tek ebeveyne sahip olma, evsizlik, sürekli taşınma, güvensiz mahalle ortamı, isşizlik ya da sürekli işe girip çıkma, doğal afetler, velayet savaşı

Görüldüğü ve kolaylıkla tahmin edilebileceği üzere yukarıda çocuklar için sayılan biyopsikososyal risk faktörlerinin birçoğuna ebeveynlerinde alkol – madde bağımlılığı (alkol kullanım bozukluğu, madde kullanım bozukluğu) olan çocuk ve ergenlerde sıklıkla rastlanır.

“Fetal Alkol Sendromu” veya “Fetal Alkol Spektrum Bozuklukları”

Fetal dönemde yoğun alkole maruz kalmış çocuklarda tüm yaşam boyu etkileri süren tıbbi, nöropsikiyatrik bulgularla giden “fetal alkol sendromu” veya “fetal alkol spektrum bozuklukları” görülebilir. Bu bozukluklarda santral sinir sistemi hasarı, nörogelişimsel bozukluklar, dil ve konuşma bozuklukları, davranış sorunları, bilişsel bozulmalar, yürütücü işlev sorunları, öğrenme güçlükleri, sosyal beceri ve etkileşim sorunları görülebilir.

Fetal alkol spektrum bozukluğu olan çocuklarda;

  • Bu çocukların IQ’ları genelde 60-75 aralığındadır ama bu şart değildir, daha yüksek de olabilir,
  • Okuma güçlüğü ve daha belirgin aritmetik beceri sorunları,
  • Dikkat-konsantrasyon sorunları,
  • İnatçılık, sosyal geri çekilme, sosyal olarak uygunsuz davranışlar,
  • Çok kolay ağlama ve gülme,
  • Yüksek anksiyete belirtileri, dürtüsellik,
  • Suisidalite, irritabilite, uygunsuz cinsel davranışlar, suça yatkınlık, depresif bulgular
  • Konuşma içeriği kısıtlı olsa da sürekli konuşma ihtiyacı, garip-ilginç konulardan bahsetme,
  • İlgi çekme isteği, dikkatleri üzerine çekmekten hoşlanmak, konuşurken sürekli araya girme, suça yatkınlık
  • Aloof-garip-egzantrik tarz iletişim, bazı otistik özellikler, bazen uzak durma ama kısa süreli çok arkadaş canlısı olma, insanları yabancılamama gibi akademik, bilişsel ve davranışsal bulgular görülebilir (bağlanma bozukluklarına benzer şekilde, bu direkt toksik - rahim içi etkilenme dışında doğum sonrası çocularına ciddi ihmal gösterme eğiliminde olabilecek alkolizm sorunu olan annelerden de kaynaklanabilir).

Gebelik Döneminde (İntrauterin – Rahim içi- Fetal Dönemde) Diğer Maddelere Maruziyetin Bebek -Çocuk Üzerine Etkileri

  • Kannabis-Esrar-Ot-Marihuana: Çocukta DEHB, Depresyon, Anksiyete bozuklukları
  • Kokain: «Long term growth restriction» (uzun dönemli büyümede, kilo alımında ve boy uzamasında sınırlılık), daha sonra obezite
  • Nikotin-Tütünü-Sigara: bebeklikte daha zor sakinleştirilebilme, DEHB, IQ etkilenmese bile öğrenme ile ilişkili problemler ve akademik sorunlar, özgül öğrenme bozukluğu ya da benzeri bulgular (disleksik-disgrafik özellikler, diskalküli - okuma, yazma, matematik-cebirde güçlükler, dil bozuklukları, fonolojik farkındalık sorunları, işitsel dikkatte bozulma) depresyon, anksiyete, davranım bozukluğu (sadece ilk trimesterda / ilk 3 ayda maruziyet bile bu bulgulara yol açar)
  • Opioidler, eroin: «neonatal abstinence syndrome» (NAS) (yenidoğan yoksunluk sendromu), DEHB bulguları, davranış sorunları, motor ve bilişsel bozulmalar
  • Fetal solvent sydrome – fetal dönemde solvent-inhalan (bali-tiner-çakmak gazı, yapıştırıcı) maruziyeti: DDA (düşük doğum ağırlığı), facial dysmorphology (yüzde anomali, yüzde morfolojik, kozmetik görüntüde anomaliler, bu çocuklara ek genetik incelemeler ayırıcı tanı için gerekebilir), NAS (yenidoğan yoksunluk sendromu), kas tonusu anomalileri (sertlik – rijidite – spastisite veya hipotoni- kas tonusunda azalma – pelte gibi olma)
  • Metamfetamin: Ülkemizde kullanımı maalesef kontrolsüzce artmaktadır. Gebelik sırasında metamfetamin maruziyeti bilişsel gecikme, depresyon, DEHB, davranış sorunları, agresyon, öğrenme güçlükleri, özgül öğrenme bozukluğu benzeri bulgular, motivasyon-iradi bozukluklar
  • Fensiklidin: mikrosefali (kafa çevresinin küçüklüğü), DDA (düşük doğum ağırlığı), nörodavranışsal sorunlar, bilişsel gelişimde gecikme
  • «Neonatal Abstinence Syndrome» (NAS) (yenidoğan yoksunluk sendromu) şu maddelerle ortaya çıkabilir; opioidler, metamfetamin, barbitüratlar, kokain, benzodiazepinler, alkol, inhalan/solventler
  • «neonatal abstinence syndrome» (NAS) (yenidoğan yoksunluk sendromu): santral sinir sistemi belirtileri, nörolojik bulgular, respiratuar-solunum sistemi, GİS-gastrointestinal-sindirim sistemi bulguları, hipotoni (kas tonusunda azalma), rijidite (kas tonusunda artma), tonus anomalileri, vücut ısısı regülasyonunda sorunlar, emme-beslenme güçlükleri, nöbetler, yatıştırılamama, ince ve yüksek sesle ağlama, uyuyamama, taşipne-sık nefes alıp verme, solunum zorluğu yatıştırılamama, sık hapşırma, çok çabuk irkilme

Madde bağımlılığı olan ebeveynlerin bir kısmında ise erişkin DEHB, borderline kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, kallöz, emosyonel ve empatik olmayan özellikler mevcuttur.

EBEVEYNLERDEKİ DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

Giriş

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) bir kişinin kendi yaş ve gelişim dönemine, cinsiyeti ve akranlarına göre dikkatini görev ve sorumluluklara vermede güçlük yaşaması veya çok hareketli, konuşkan, aceleci, dürtüsel olması durumudur. DEHB’de dikkat bozukluğu ve hiperaktivite (aşırı hareketlilik) / dürtüsellik olmak üzere iki temel sorun alanı vardır.

Dikkat Bozukluğu; kişinin yaşına, cinsiyetine, akranlarına, sosyal ve kültürel özelliklerine oranla, konsantre olmada güçlük çekmesi, unutkan olması, işlerini organize etmekte zorluk yaşaması, bir işe konsantre olduktan sonra basit bir uyaranla çok kolay dikkatinin dağılması veya başka bir uyarana dikkatini verememesi (hiperfocus-patolojik aşırı odaklanma), dikkat-sabır gerektiren işlerden kaçınması ve sık sık dikkat hataları yapmasıdır.

Hiperaktivite/dürtüsellik; kişinin yaşına göre çok daha hareketli, aceleci, konuşkan olmasıdır. Çocuklarda sürekli bir yerlere tırmanma, motor takılmış gibi koşuşturma, sessizce oynayamama, sürekli söz kesme, araya girme, izinsiz konuşma, sırasını bekleyememe hiperaktivite ve dürtüselliği akla getirir.

Ergenlik ve yetişkinlikte DEHB %60-75 oranında devam eder. Erişkin DEHB vakalarında dikkat, planlama ile ilgili zorluklar, mesleki ve akademik sorunlar, evlilik sorunları (marital problemler), dürtüsellik, öfke kontrol sorunları, ayrıca içsel huzursuzluk, anksiyete ve irritabilite ile devam eden hiperaktivite özellikleri görülebilir. Toplantılarda oturmakta zorlanabilirler. Oturdukları yerde kıpır kıpır olabilir. Bu durum anksiyete ile karışabilir ama erişkin DEHB olgularında depresyon, anksiyete bozuklukları, kişilik bozukluklarına çok sık rastlanır. Erişkin DEHB’de psikiyatrik komorbidite – eştanı istisna değil nerdeyse kuraldır. Hatta eştanı DEHB bulgularını gölgeleyebilir, tanıyı zorlaştırabilir.

Ergenlik ve yetişkinlik dönemindeki DEHB’de ayrıca;

  • Zamanı iyi kullanamama
  • Öncelikleri belirleyememe
  • Dağınıklık,
  • Düzensizlik
  • Sakarlık, koordinasyon güçlükleri
  • Uyku sorunları, uyku ve uyanıklık döngülerini düzenleyememe
  • İştah sorunları
  • Aile ve arkadaşlarla ilişki sorunları
  • Yaşadıklarından sonuç çıkaramama

 

Ebeveynlerdeki DEHB’nin Çocuk ve Ergenler Üzerine Etkileri

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) en fazla genetik geçişin görüldüğü psikiyatrik bozukluklardan biridir. Ebeveynde DEHB olması aile içi etkileşim, ebeveynlik stili ve becerilerini, çocukların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Dikkat bozuklukları ve dürtüsellik, yetişkinin aile yaşantısında önemli yer tutan planlama, organizasyon becerilerini negatif yönde etkiler ayrıca hem erişkin hem de çocuk psikopatolojisi için risk teşkil eden işsizliğe de yol açabilir. Sürekli iş ve çevre değişiklikleri de, çocukta sürekli akran ortamı, okul çevresi, sık bakım veren değişikliklerine sebebiyet verebilir. Bu durumlar çocuğun yaşantısını olumsuz yönde etkiler.

DEHB’li erişkinlerde sosyoekonomik sorunlar direkt psikopatolojiye yol açabileceği gibi, ayrıca çocuklarının tıbbi ve ruhsal sorunları için yardım almalarının önüne de geçebilir. DEHB için psikolojik tedavi alan anne ve babaların disiplin yöntemlerinin daha tutarlı ve olumlu yöne kaydığı, çocuklarını daha fazla övdükleri, çocukları ile daha fazla iletişim kurdukları ve konuştukları bilinmektedir.

Yetişkinlerde DEHB’ye sıklıkla eş tanılar da eklenir bu durum aile içi işlevselliği düşürür. Özellikle madde ve alkol bağımlılığı, antisosyal kişilik bozukluğu ve depresyonu olan olguların çocuklarında da hem genetik hem de psikososyal açıdan (kötü mahalle ortamı, suça karışmış ebeveyn, anne ya da babanın hapiste olması, ihmal, istismar, eğitime önem verilmemesi, yoksulluk-yoksunluk, düşük sosyoekonomik düzey..) DEHB, davranım bozukluğu ve diğer psikopatolojilerin gelişimi açısından ileri derecede risk vardır.

Ebeveynlerdeki DEHB, çocuktaki DEHB’nin psikofarmakolojik ve davranışsal tedavisinin başarısını düşürebilir. Gene ebeveynler kendi çocukluklarında sergiledikleri davranışları, çocuklarında gördüklerinde bunları normal kabul edebilir ve tedavi arayışı içinde olmayabilirler. Tedavi arayışı içinde olsalar da organizasyon ve planlama sorunları nedeni ile kendisi ve çocuğun uygun ilaç ve tedaviyi almasında zorlanabilirler. İlaç uyumları genelde düşüktür. 

Ebeveynlerdeki DEHB’nin başarılı tedavisi, çocuklardaki tedavi başarısı oranlarını da arttırmaktadır. Ebeveynlerde DEHB tedavisi bu bireylerin ebeveynlik becerilerini ve aile içi işlevselliklerini olumlu yönde etkilemektedir, olumsuz tepkiler azalmaktadır ve bu da çocuktaki psikopatoloji riski veya ağırlığını azaltmaktadır.

Yetişkin DEHB’si olanlar çocuklarının öğretmenleri ile iletişim ve işbirliği kurmak, ruh sağlığı çalışanlarının önerilerini yerine getirmek ve çocuklarına davranışçı tedavileri uygulamakta da zorlanırlar. Çocuklarının eğitimleri ile daha az yakından ilgili olabilirler.

Özellikle DEHB tanısı olan anneler çocuklarına daha hostil - düşmanca, korkutucu olarak yaklaşabilmektedir. Bu durum çocukta depresyon ve diğer içe yönelim ve dışa yönelim bozukluklarına yol açabilir.

Yetişkin DEHB’si olan bireylerin çocuklarında daha şiddetli DEHB semptomlarına rastlanır. Annelerdeki DEHB çocuklarında davranım bozukluğu gelişmesi riskini arttırır ve daha ağır dikkat sorunlarına yol açar, paternal – babadaki DEHB ise tüm DEHB bulgularının daha şiddetli olmasına ve gene davranım bozukluğu gelişmesi olasılığını arttırır. Çocukta hiperaktivite bulguları ve ebeveyn antisosyal davranışları arasında genetik bir ilişki varken, çocuklarda davranım bozukluğu gelişmesi daha çok psikososyal ve çevresel faktörler üzerinden olmaktadır. Özellikle annedeki DEHB aile içi kohezyonu çok daha olumsuz yönde etkilemektedir. Paternal – babadaki DEHB’de eğer anne olumlu ise aile içi işlevsellik yükselir ve çocukta psikopatoloji riski minimuma iner.

Ebeveynlerdeki yüksek dikkat sorunları sadece kendilerinin değil çocuklarının da sosyal ilişkilerini bozmaktadır, ayrıca bu çocuklarda daha fazla anksiyete bozukluklarına rastlanmaktadır.

Ayrıca DEHB’si olan ebeveynlerin bazen daha gevşek disiplin yöntemleri olabilmekte, çocuklarının nerede ve kimlerle olduklarını daha az merak edebilmektedirler. Bu durum çocukları travmalara açık hale getirebilir. DEHB’si olan ebeveynler çocuklarının olumsuz negatif duygusal tepkilerine abartılı tepkiler verebilmektedirler. Çocuklarının yaşadıkları olumsuz deneyimler sırasında daha az destekleyici olabilmektedirler.

DEHB tanılı anneler çocuklarının aktivitelerini daha az düzenleyebilmekte, onlara uygun sosyalleşme ortamı sağlayamamaktadırlar. Ebeveynlerin yüksek dürtüsellik, düşük organizasyon becerileri ev içinde sürekli bir kaos ortamının yaşanmasına sebebiyet vermektedir.

DEHB’si olan ebeveynler çocuklarının yaşadığı olumlu ve olumsuz deneyim ve aktivitelere daha duyarsızdırlar. Bu tarz durumlarda DEHB’si olmayan ebeveyn ile ilişki kurmak ve işbirliği kurabilmek çok önemlidir. DEHB’si olan bir eşe sahip olan ebeveynin düşük psikopatoloji düzeyi ve olumlu tutumları çocuklarda psikopatoloji gelişmesi için önleyici olabilir. DEHB’si olan bir eşe sahip olan ebeveynde de psikopatoloji gelişme olasılığı daha yüksek olduğu için, bu ebeveynin ruhsal durumunun da takip edilmesi ve desteklenmesi çok önemlidir.

Paternal - babadaki DEHB erkek çocuklarında kombine görünümde DEHB ile ilişkili, dikkat eksikliği görünümünde olan tiple ilişkisiz bulunmuştur. Hem DEHB hem de depresyonu olan ebeveynlerde ebeveynlik becerileri daha çok bozulmakta, aile içi etkileşim daha sorunlu hale gelmektedir. Bu ebeveynlerin çocuklarında DEHB dışında karşıt olma-karşı gelme davranışlarına da sık olarak rastlanmaktadır. Bu davranışlar depresif belirtilerle de korele olabilir. Ayrıca çocukta DEHB yanında karşıt gelme bozukluğu gelişmesi ebeveynlerdeki depresif belirtileri ve yetersizlik duygularını daha da arttırmaktadır.

DEHB’si olan annelerdeki hiperaktivite, dürtüsellik ve bunların ebeveynlik stiline yansımaları çocukta DEHB yanında komorbid olarak karşıt gelme bozukluğunun gelişimine katkıda bulunabilir.  DEHB’si olan ebeveynlerdeki yüksek anksiyete düzeyleri, antisosyal özellikler, kişiler arası yoğun sorunlar, çocuğa karşı düşmanca ve korkutucu tavır alma, çocukta davranış  sorunları ve davranım bozukluğu ortaya çıkma olasılığını arttırmaktadır.

DEHB’li ebeveynlere sahip çocuklarda, yüksek ev içi kaotik durum, çocukluk çağı agresyonu için önemli bir belirleyicidir. Özellikle okul öncesi dönemdeki agresyonda DRD4 geni özellikleri de bu durum için belirleyicidir. Maternal – anne kaynaklı hafif otistik özelliklere hiperaktivite – impülsivite - dürtüsellik eşlik ettiğinde, benzer bulgulara kız çocuklarında da rastlanabilir. Ebeveynlerdeki hafif otistik özellikler çocuklardaki DEHB bulgularını yordamazken, annelerdeki DEHB bulguları kız çocuklarındaki otistik özellikleri yorduyor olabilir.

Ebeveyndeki DEHB aynı zamanda çocuktaki bağlanma güvenliğini bozarak, dünyayı, kişileri ve çevreyi daha hostil algılamaya neden olur. Bu durum çocuklarda antisosyal davranışlara, empatik olmayan, duygusuz davranışlara, psikopati ve sosyopatiye yol açabilir.  

EBEVEYNLERDEKİ BORDERLİNE-SINIRDA KİŞİLİK BOZUKLUĞU (BKB)

Giriş

Duygudurumda süreğen dengesizlik, insanlar arası ilişikilerde zorluklar, sabit kendilik algısı oluşturamama, kimlik dağınıklığı ve dalgalanmaları, kronik depresyon ve boşluk-anksiyete hissi, psikotik dekompanzasyonlar, disosiyatif semptomlar, kendine zarar verme, intihar girişimleri veya intiharla tehdit etme, red edilme korkuları, kişiler hakkında ambivalans, impülsivite ile karakterize “borderline-sınırda kişilik bozukluğu”na sık rastlanır.

BKB kendilik tasarımlarındaki bütünleşmenin olmayışından kaynaklanır. Kendilik tasarımlarının affektif niteliklerinin ayrımlaştırılarak bütünleştirilmesi yetersizdir. Kendilik tasarımlarında günden güne hatta bir andan diğerine bir süreklilik oluşamaz. Kendilik öyküsü oluşmamıştır. Geçmiş, şimdi ve gelecek bir bütün olarak algılanamaz. İlişkileri zaman içinde sürdürmekte zorluklar vardır. Boşluk duygusu, sanki birisi veya bir şeyi eksikmiş duygusu ve kimlik difüzyonu söz konusudur. Kimlik difüzyonunun belirtileri olarak, karşıt karakter özellikleri, kendiliğin geçici süreksizliği, otantisitenin yokluğu, boşluk duygusu, cinsel disfori, cinsel kimlik sorunları, cinsel yöneliminden emin olamama, marjinalliğe kayışlar, uçtan uca savrulmalar aşırı etnik ve ahlaki relativizm tanımlanmıştır.

Kişilerarası ilişkilerde, kendilik imgesinde, duygularda, yaygın değişkenlik ve erken erişkinlik dönemlerinden itibaren birçok düzlemde belirgin dürtüsellik ortaya çıkması BKB’nin temel belirtileridir. Gerçek veya hayali terk edilme durumlarından kaçınmak için çılgınca bir güç harcarlar. Olması muhtemel bir ayrılık, reddedilme veya dışsal yapıdaki bir değişiklik durumunda, kendilik imgesi, duygu, düşünce ve davranışta derin değişiklikler ortaya çıkar. Bu bireyler çevresel koşullara karşı çok duyarlıdırlar. Bazen gerçekçi ve sınırlı zaman için ortaya çıkan bir ayrılık veya planlarda kaçınılamayacak bir değişiklik olduğunda, yoğun bir terk edilme korkusu veya durumla uymayacak şiddette bir öfke yaşarlar. Terk edilmekten çılgınca kaçınma çabaları sırasında intihar tehditlerinde bulunma, kendini yaralama (nonsuicidal self injury – NSSI – intihar dışı kendine zarar verme davranışı) veya özkıyım davranışları gibi dürtüsel eylemler ortaya çıkabilir.

Sebatsız, bazen çok kaotik ve çok yoğun yaşanan insanlar arası ilişki örüntüleri vardır. İnsanlarla ilgili görüşlerinde ani ve dramatik değişiklikler ortaya çıkar. Kendilik imgesinde ve kendilik duygusunda belirsizlikle kendini gösteren kimlik kargaşası belirtileri görülür. Kendilik imgesindeki ani ve dramatik kaymalar, amaçlarda, değer yargılarında, mesleki hedeflerde hızlı değişikliklere neden olur. Disosiasyona yatkındırlar. Ayrıca cinsel kimlik, değerler ve arkadaş seçiminde de hızlı fikir değiştirirler.

BKB olan bireyler potansiyel olarak kendine zarar verme riski taşıyan dürtüsellik gösterirler. Kumar oynama, sorumsuzca para harcama, tıkınırcasına yeme, bulimik davranışlar, madde kötüye kullanımı, güvensiz cinsel ilişki, ergen gebeliği deneyimleme, pervasız araba kullanma gibi davranışlar sergileyebilirler.

Tekrarlayan özkıyım davranışları ve tehditleri, kendini yaralama davranışları görülür. Tamamlanmış özkıyım BKB olan bireylerde %8-10 oranlarında ortaya çıkar. Kendine zarar verme davranışı ikincil kazançlar, başkalarını manipüle etme, disosiasyon, duygusal acıyı fiziksel acı ile bastırma, yaşadığını hissetme, cezalandırılması gerektiği düşünceleri ve duygu regülasyonunu tekrar sağlama ile ilişkili olabilir.

Affektik dengesizlik, örneğin yoğun disfori (çok yoğun mutsuzluk), irritabilite veya anksiyete dönemleri birkaç saat bazen de bir kaç gün sürebilir. Disforik duygudurumu çoğunlukla öfke, panik veya umutsuzluk dönemleri ile kesintiye uğrar, nadiren iyilik hali ile sonlanır. Kişilerarası streslere aşırı karşı tepkisellik geliştirme ve boşluk duygusu yaşama sıktır. Kolayca sıkılırlar, hep yapacak bir şey ararlar. Sıklıkla şiddetli ve durumla bağdaşmayacak öfke ve öfke kontrolünde zorluk yaşanır. Aşırı stres dönemlerinde geçici dissosiyason veya paranoid düşünceler ortaya çıkabilir.

BKB psikiyatrik hastalığı olan bireylerde özkıyım sonucu ölüm riski açısından en yüksek risk bildirilen bozukluklardandır ve bu oran %4-10 arasında tahmin edilmektedir. Özkıyım riski duygudurum bozukluğu, madde kötüye kullanımı, DEHB gibi eş-bozuklukların varlığında veya tekrarlayan özkıyım girişimlerinin giderek arttığı durumlarda artmaktadır.

Borderline-Sınırda Kişilik Bozukluğu (BKB) Olan Ebeveynlerin Çocuklar ve Ergenler Üzerine Olan Etkileri

Borderline kişilik bozukluğu (BKB) olan annelerdeki özellikle kişiler arası duyarlılık ve bozulma bulguları, çocukları ve aileleriyle olan etkileşimlerini bozar. Aile içinde kaotik durumlara sık olarak rastlanır. BKB olan anne ya da babada alkol ve madde kullanım bozukluğu, depresyon, travmatik deneyimler, disosiyatif (trans halinde garip – saçma davranış ve duyumlar) ve psikotik yaşantılar (gerçeği değerlendirme yetisinde bozulma, illüzyon, paranoya, sanrı, hallüsinasyon benzeri bulgular), self-mutilasyon (kendine zarar verme), intihar girişimleri ya da tamamlanmış intihar oranları yüksek olduğundan bu çocuklar ciddi genetik, çevresel, psikososyal riskler taşırlar.

Ayrılma-bireyselleşme, problem çözme, stresle baş etme düzeyleri düşüktür ve ciddi bağlanma sorunları, okul reddi, davranış sorunları, agresyon, depresif - anksiyöz özellikler, akran ilişkilerinde başarısızlık, ayrılma anksiyetesi bulguları geliştirebilirler. BKB’si olan ebeveynler çocuklarının emosyonel yanıtlarını daha fazla kişiselleştirirler ve kendilerinin suçlandığı duygusuna kapılabilirler. Çocuğun normal pedagojik gelişiminde gösterdiği bazı zorlukları kendilerine meydan okuma gibi algılayabilirler. Çocuklarından gelen olumsuz tepkileri abartılı olarak algılarlar ve daha az olumlu-sıcak emosyonel tepkiler gösterirler. Davranışları tutarsız ve ön görülemez olabilir. Böyle durumlarda çocuklarda abartılı korku yanıtları,sürekli tetikte olma, temkinli olma, hipervijilans görülebilir. Çocukta yapışma ve uzaklaşma ile giden tutarsız davranışlar görülebilir.

BKB’si olan ebeveynlerdeki depresyon, madde kullanımı ve düşük destek gösterme çocukları özellikle olumsuz etkiler. Anne ve çocuklar birbirlerinin duygusal durumlarını anlamakta zorlanırlar, anneler duyarsız olma ve aşırı intruzif – girici - müdahaleci olma arasında gidip gelebilirler. Ebeveynlikle ilişkili stres yüksektir, ebeveynlik becerilerini yetersiz bulurlar, ebeveynlikten zevk almazlar.

Aile içi kohezyon düşüktür ve ev içinde hostil bir iklim sürer. Bazen aşırı koruyucu olurken, bazen de çocuğunun kiminle ne yaptığını merak bile etmeyebilirler.

BKB’si olan bir ebeveyne sahip olan çocuklar, ebeveynlerinin ön görülemez ve kestirilemez davranışları olduğunu erken dönemlerde fark ederler. Annelerine aşırı yapışkan olma ve uzak durmak arasında gidip gelirler. Yeniden yakınlaşma krizinin çözümü uzamış ya da tamamlanamamıştır.

Ebeveynleri ile bebeklikten itibaren daha az olumlu paylaşımda bulunurlar, onlarla daha az konuşur ve göz temasından kaçınırlar. BKB’si olan ebeveynler çocuklarıyla çok az oyun oynarlar ya da oynamaktan çabuk sıkılırlar ve keyif almazlar.

Bu çocukları yatıştırmak da zor olabilir. 4-7 yaş arasında bu çocukların kendilik algıları olumsuzdur ve fanteziye daha yatkındırlar, fantezi-gerçeklik konfüzyonu (fantezi ve gerçeği ayırmada zorluk) daha fazladır, daha patolojik hayali arkadaşları vardır, oyun ve resimlerinde daha fazla travmatik içerik  ve kendi kendini cezalandırma temaları bulunmaktadır. Bu yaş grubunda ebeveynleri ile oynarken, oyun içinde roller genelde tersine döner. Oyun dışında da ebeveyn ve çocuk rollerinde değişim görülebilir. Özellikle bu yaş grubunda güvensiz-dirençli bağlanma örüntüsünün hakim olduğu söylense de dezorganize ve diğer güvensiz bağlanma örüntüleri ve güvenli üs distorsiyonlarına da rastlanır. Bu çocuklarda empati, zihin kuramında bozukluklara da rastlanır. Kendi kendini suçlama sıktır.

Ebeveynlerdeki BKB en çok ve temel olarak çocuktaki duygu ayarlaması ve duygusal regülasyonu bozar. BKB’si olan annenin bazen duyarsız, bazen aşırı reaktif (olaylara fazla abartılı tepkiler verme, duygudurumda ani dalgalanmalar) olan duygusal tepkileri özellikle güvensiz-dirençli bağlanma örüntüsü gelişimine zemin hazırlar. Bu çocukların bazılarında aşırı korkusuz, kendini tehlikeye atan davranışlar ve aşırı öfke davranışı gözlenebilir. Gene dikkat sorunları da emosyonel - duygusal regülasyon sorunları ile ilişkili olarak ortaya çıkabilir. Bu çocuklarda bazen aşırı odaklanma, bazen de çok çabuk dikkatin dağılması gözlenebilir.

Özellikle BKB’nin nesiller arası aktarımına sık olarak rastlanır. Annenin genellikle kendi annesinden ayrılma-bireyselleşmesinde sorun olabilir ve çocuğunun otonomisini kazanmasını kendisine tehdit veya terk edilme olarak algılar. Bu deneyimler ve diğer travmatik örüntüler nesiller arasında aktarılır ve bu durumdan da en çok kız çocukları etkilenir. Babalardaki kişilik bozukluklarından da çocukları en çok etkileyeninin BKB olduğu iddia edilmiştir.

Annelerdeki A kümesi kişilik özelliklerinin de (şizotipal / egzantrik, şizoid / yalnız olmaktan hoşlanan, insanlara ilgisi olmayan, insanların onum hakkında ne düşündüklerini önemsemeyen, paranoid) BKB haricinde sıklıkla anne-çocuk etkileşimine zarar verdiği öne sürülmektedir.

BKB’si olan ebeveynlerinde alkol-madde kullanım bozukluğu, intihar girişimleri, self mutilasyonları (kendine zarar verme), tamamlanmış intiharı bulunan ve ev içinde şiddet deneyimleyen çocuklarda travma sonrası stres bozukluğuna sık olarak rastlanır. Çocuktaki travmatik kişilik örgütlenmesi, BKB benzeri özellikler gösterebilir. Ebeveynlerde BKB yanında antisosyal özellikler olması ve annede depresyonun eşlik ettiği durumlarda, çocuktaki psikopatoloji oranlarının en yüksek düzeyde olduğu (içe yönelim, dışa yönelim bozuklukları, alkol madde kullanımı, suça karışma) tespit edilmiştir.

Borderline-Sınırda Kişilik Bozukluğu Olan Ebeveynlerinde de Çok Sık Görülebilen Tamamlanmış İntiharın Çocuk ve Ergenler Üzerine Etkileri

Ebeveynin intiharı sonucu çocuk hem birincil bakım verenini hem de sevdiği, önem verdiği bir kişiyi kaybetmektedir. Öncesinde ebeveyn psikopatolojisi nedeni ile aralarında bozuk ilişki varsa, çocuklar bu durumda daha fazla kendini suçlama, öfke, agresyon davranışı gösterebilmektedirler. Komplike yas oranları diğer ebeveyn kayıplarına göre daha yüksektir. Çocuk intihar girişimine tanık olduysa bu durum çocuk için çok daha travmatik bir durumdur ve daha ciddi sonuçlar doğurur. Bu çocuklar depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gelişimi açısından risk altındadırlar. Bu çocuklar depresyon, dürtüsellik açısından genetik olarak da yüklü olabilirler, bunun üstüne eklenen suçluluk ve damgalanma deneyimleri, çocuğu daha duyarlı ve riskli hale getirir. Ebeveyn intiharı aile içi işlevselliği bozar, eğer sağ kalan ebeveyn sağlıklı ise çocuk bu durumdan daha az etkilenir. Erken dönemde ebeveyn intiharı deneyimleyen çocuklarda bipolar afektif bozukluk gelişiminin daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Annenin intiharı çocukları daha olumsuz etkilemektedir. İntihar sırasında çocuğun yaşı ne kadar küçükse çocuğun yaşadığı psikososyal olumsuzluklar da o kadar fazla olacaktır. Olay öncesi ve sonrası ailenin işlevselliği, çocuğun ev ya da okulunun değişip değişmediği, olay sonrası göç olup olmadığı gibi pek çok faktör çocukta psikopatoloji gelişimi için belirleyicidir. Çocuklarda depresyon oranlarının normal popülasyon risk oranlarına dönmesi, ebeveyn intiharından 12 yıl sonra gerçekleşmektedir. Şiddet içeren intihar davranışı sonucu ebeveynini kaybetmiş çocuklar bu durumdan daha olumsuz etkilenirler.

Bu çocuklarda öğrenme güçlükleri ve akademik başarısızlığa da sık olarak rastlanır. Çocuklara ebeveynlerinin kendilerini bırakmak istemedikleri ama yaşadığı ruhsal sıkıntılar ve acılar nedeni ile kendi canlarını aldıkları ve bu durumun kendisi ile ilgili olmadığı anlatılmalıdır. Şiddet içeren intihar girişimlerinin çocuklara ayrıntılarının anlatılması ise çocuğu olumsuz şekilde etkileyebilir.

EBEVEYNLERDEKİ ANTİSOSYAL KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ VE BOZUKLUĞU

Giriş

Antisosyal kişilik bozukluğu olanlarda şu bulgulara sıklıkla rastlanır;

  • Tutuklanmaya neden olacak fiilleri işlemiş, hukuka uygun sosyal kurallara riayet etmemek (bir ebeveynin cezaevinde olması çok önemli psikososyal bir risk faktörüdür, soyutlanma, dışlanma, damgalanma, marjinalizasyon, kutupsallaştırmaya, depresif ve anksiyöz özelliklere yol açabilir. Suç işlemiş bir annenin yanında hapishanede büyüyen çocuklar hem genetik, hem psikososyal strsörler, hem de her alanda yaşadıkları yoksunluk nedeni ile ciddi psikopatolojiler açısından risk altındadırlar);
  • Takma isimler kullanma, yalan söyleme ya da şahsi menfaat için diğer insanları kandırarak hilekarlık yapmak;
  • Ani tepkiler göstererek, geleceği planlayamamak, iradi sorunlar, başarılı olmayı umursamama (çocuğunun okul durumunu da takip etmeyecektir);
  • Başkasının ya da kendinin emniyetini umursamamak (çocuklarını gözetmeme, ahlaki değerleri öğretmeme, nerede, kiminle olduklarını merak etme, çocuklarda çok ciddi olumsuz sonuçlara yola açar);
  • Ayrıca yaptığı davranışların sonucunun kötülüğünü anlayamama, hatalarından sorumluluk duymama, yaptığı kötü şeylerin diğer insanlara o kadar da zarar vermediğini düşünme ya da düşünse bile önemsememe (fiziksel ve / veya cinsel istismar, saldırı, ensest riski);
  • Fiziki olarak dövüşme, saldırıda bulunma, saldırganlık ve sinirlilik halinde olmak (suç işlemek);
  • Aynı işyerinde uzun süre çalışmak ya da mali mükellefiyetlerini sürekli olarak ihmal etmek (iş yerinde sebaatkarsızlık erişkin DEHB’nin de bir belirtisidir ayrıca DEHB özellikle çocukluk ve ergenlikte tedavi edilmediğinde etiketlenme, kişinin kendinin etiketlemesi, dışlanma, akademik başarısızlık, kötü arkadaş gruplarına kayma, kimlik sorunlarına yatkınlık kolay yönlendirilme-kandırılma sonucunda riskli davranışlar ve hüküm giyme, gelişen ek psikiyatrik bulgular, duyguları düzenleyememe, dürtüsellik, öfke kontrol sorunları, hafif zihin kuramı defisitleri, nöropsikolojik bozukluklar, depresyon, anksiyete, intihar ve suça sürüklenme davranışlarına yatkınlık nedeniyle nadir olmayarak sınırda-borderline kişilik bozukluğu ve/veya antisosyal kişilik bozukluğu özellikleri gelişebilir);
  • Başkasına zarar verme, kötü davranışlar sergileme, umursamaz olmak, sosyopati, psikopati, empati kuramama, rijid-katı düşünme paterni, başkasının gözünden olaya bakamama, duygusallaşamama, duygusal olmayı zayıflık görme, başkaları için üzülememe ya da onları umursamama, empati kuramama, başarı-performans kaygısı olmama (çocuklarının okul durumları, devamlılıkları, başarıları, başarısızlıklarını takip etmezler-nesiller arası akademik yetersizliğin geçişte payı vardır) (kallöz-rijid unempathic, unemotinal özellikler – CUEUE – katı-sert, empatik ve duygusal olmayan davranış bozukluğu özellikleri ki daha kötü gidişatla ilişkilidir);
  • Kişilerin hırsızlık yapma ya da yalan söylemede ısrarcı olması;
  • Ceza hukuku alanında devamlı sorunlar yaşamak;
  • Başkalarının haklarını ihlal etmeye devam etmek;
  • Madde ve alkol bağımlılığı (madde ve alkol kullanım bozuklukları) (suç işleme riskini daha da arttırır);
  • Sıkça kavgaya karışma, saldırgan olma, şiddete başvurmak;
  • Sürekli olarak endişeli olma, moral bozukluğu yaşama ve sinirli olmak, kin tutmak, öc almak isteme;
  • Başkalarını hatta çocuklarını suça, fuhuşa sürükleme ve bundan pişman olmama;
  • İntihar girişimleri, intihar dışı kendine zarar verme (narsistik kırılganlık, agresyon ve saldırganlığın sadece kendine değil kendine de yöneltme, depresyona yatkınlık);
  • Paranoid düşüncelere yatkınlık, aşırı kıskançlıklar, homofobi (çocukluk çağı olumsuz yaşam olaylarına ikincil insanları, çevreyi hostil-düşmanca algılama ile ilişkili olabilir);
  • Özellikle madde kullananlarda psikotik dekompanzasyonlar – gerçeği değerlendirmede bozulmalar, paranoya, aşırı kıskançlık, sanrılar (suç işleme, kadın cinayetleri...).

Ebeveynlerdeki Antisosyal Kişilik  Bozukluğunun Çocuk ve Ergenler Üzerine Etkileri

Daha önce bahsedildiği üzere suç işlemiş bir annenin yanında hapishanede büyüyen çocuklar hem genetik, hem psikososyal strsörler, hem de her alanda yaşadıkları yoksunluk, uyaran eksikliği, psikopatoloji riski fazla olan yetişkinler arasında büyüme, akran etkileşiminden-oyundan mahrum kalma, antisosyal özellikleri ya da travmatik geçmişleri olan kadınlar arasında büyümek zorunda kalmak, sirkadien ritm bozuklukları, ev ortamından, okul öncesi eğitimden, diğer sosyal destek sistemleri ve akrabalardan uzak kalma, hareketliliğini doğru şekilde kanalize edememe, aktivite azlığı, uyku sorunları, kalabalık ortamda büyüme, kavga ve geçimsizliklere şahit olma olasılıkları (travmatik yaşantılar), kısıtlanma, suçlu hissetme, cezalandırılmış gibi hissetme, annede depresyon veya diğer psikopatoloji riski, bağlanma sorunları, uygunsuz insanlar arası ilişkiler ve daha bir çok neden ile ciddi psikopatolojiler açısından risk altındadırlar. Ülkemizde bu konuda farkındalık artmakta , bu çocuklar için uygun olanaklar yaratılmaya çalışılmaktadır (çocuk dostu ortamlar, okul öncesi öğretmenler, kreşler...).

Antisosyal özelliklere sahip bir ebeveyn tarafından büyütülmek çocuk için her alanda yaralayıcıdır. Empati, sevme yeteneği olmayan,  sorumluluk duygusu az, vicdani özellikleri gelişmemiş bu ebeveynlere sahip çocukların duygusal, sosyal, bilişsel gelişimlerinde bozulmalar gözlenir. Bu çocuklarda travmatik deneyimler sıktır. Bu çocuklar sıklıkla kendilerini yalnız ve insanlarla anlamlı ilişkiler kurmaktan uzakta hissederler. Ebeveynin getirdiği genetik, psikososyal ve çevresel olumsuz faktörler de çocukta antisosyal özellikler gelişmesine yol açabilir.

Antisosyal ebeveynler çocuklarına uygun disiplin uygulayamazlar, bazen çok gevşek bazen çok sert olabilirler, çocuğu istismar edebilirler ya da istismara açık halde bırakabilirler, çocuğun nerede ve kiminle olduğunu merak etmezler, çocuğun temel ihtiyaçlarını görmezden gelirler. Bu çocuklar genelde her alanda ihmal ve yoksunluğa maruz kalmış olabilirler, suç içeren davranışlara teşvik edilmiş olabilirler.

Özellikle performans anksiyetesinin olmadığı kallöz-emosyonel olmayan-empatik olmayan özelliklere sahip antisosyal ebeveynler (kallöz-rijid unempathic, unemotinal özellikler – CUEUE – katı-sert, empatik ve duygusal olmayan davranış bozukluğu özellikleri) çocuklarının başarılarını takdir etmezler ve onları başarılı olma konusunda da teşvik etmezler ve çocuklarının eğitim imkanlarından yeterince yararlanmasının önüne geçebilirler.

Kallöz-emosyonel olmayan-empatik olmayan özelliklerin genetik olarak geçtiği ve çok küçük yaşlardan itibaren bulgu verdiği iddia edilmektedir. Bu özellikler otistik özelliklerle de karışabilir. Bu özellikler bu yaş grubunda korkusuzluk ve çok ağır karşı gelme bozukluğu olarak bulgu verebilir. Bu özelliklerin genetik geçişinde oksitosin reseptör geninin önemli olabileceği ileri sürülmüştür.

KAYNAKLAR

-Özhan Yalçın, Bakırköy RSHEAH ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Klinikleri Seminer, Asistan ve Stajyer Yayınlanmamış Seminer ve Ders Notları.

-Özhan Yalçın, Bölüm: Oyun Çağı Çocuğu ve Ebeveyn Psikopatolojisi. Eds Elvan İşeri, Esra Güney, Yasemin Taş Torun. Oyun Dönemi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği Yayınları, Yayın No 10, Ankara, 2017