ERGENLİK DÖNEMİ, KİMLİK GELİŞİMİ VE KİMLİK GELİŞİMİNDE AKSAMALAR
Giriş-Tanımlamalar
Ergenlik döneminde kişi kimlik duygusu geliştirir. Ancak kimliğin oluşumu bu dönemde başlamaz ve bu dönemde de sona ermez. Kimlik gelişiminin en üst düzeyde ve en hızlı olduğu dönem ergenliktir. Kimlik sosyal, mesleki, toplumsal, cinsel rollerle ilişkilidir. Kimlik içsel bütünlüğün ve sürekliliğin ifadesidir ve egonun (benin ifadesi) en önemli süreç ve görevlerinden biridir.
Kimlik duygusu anne gibi önemli kişilerin tanınması ile bebeklikte başlar ancak ergenlik döneminde özdeşimlerin bittiği yerde (ebeveynlerin mükemmel olmadığının algılanıp kişinin kendine özgü bir kişilik, kimlik yapısı geliştirmesi, bu süreçte akran gruplarının öne çıkması normaldir-rol denemeleri-uygun kimlikleri giyip çıkarma-kendine uygun olanları elekten geçirip kendine özgü bir kıyafet dikme-yani biricik kimlik yapısı geliştirme) işlevsel hale geçer. Eski özdeşimler ergenlik döneminde ayıklanıp elekten geçirilir ve kişinin kimlik yapısı oluşur.
Kimliğin 4 farklı yönü vardır:
1) Bireysellik (kişinin ayrı ve farklı-biricik bir yapı olarak varolması)
2) Bütünlük (değişmezlik)
3) Süreklilik (zaman geçse de ortama ve zamana uyum sağlaması)
4) Toplumsal-sosyal-cinsel-mesleki rol
Kendilik ise; fiziksel-ruhsal bütünlük halidir. Diğer kişilerden (nesnelerden) kendini ayırt etmekle ilişkilidir. Kendisi ve başkaları ile ilişkileri bağlamında kendini nasıl gördüğü ve tanımladığıdır. İçsel imge denebilir. Kendilik ayrıca insiyatif alabilme ve sağlıklı idealler-ihtiraslar oluşturabilme ile ilişkilidir (ego ideali, ideal kendilik, değerler, amaçlar, hedefler belirleme gibi).
Ergenlikte kişinin bedeninde, hormonal, cinsel organları ve üreme sisteminde hızlı değişimler olur fakat pediatri ve psikiyatri camiası için en önemli kuramcılardan biri olan Erikson bu bedensel olgunlaşmanın sadece genital-cinsel-erotik içerikli bir karmaşaya yol açmadığını, bu dönemde yaşanan karmaşanın daha çok psikolojik ve sosyal içerikli olduğunu da belirtmektedir.
Erikson’a göre kimliğin oluşumunu sağlayan iki kaynak vardır. Birincisi ergenin, çocukluk çağı özdeşimlerini (kız çocuğunun anneyi, erkek çocuğun babayı taklit etmesi, özdeşim kurmaları, onlara özenmeleri, onları mükemmel olarak algılamaları) kabul etmesi ya da kabul etmemesidir. Dolayısıyla kimlik oluşum süreci bebeklikte başlayan çocuklukta süren ergenlikte yükselişe geçen ve yetişkinlikte de devam eden bir süreçtir. Ergen, artık anne ve babasının mükemmel olmadığını anlar. Artık onlar da herkes gibi hatalar yapabilirler.
İkinci kaynak ise ergenin içinde yaşadığı tarihsel ve sosyal bağlamdır. Ergen cinsel kimliğini mesleki tercihini ve toplumdaki yerini bu dönemde belirlemeye çalışır. Erikson bu çabayı “kimlik bunalımı” olarak adlandırır. Mesleki kimlik, kimlik sorunları olan ergenlerde en kolay müdahale edilebilecek bir alan olabilir.
Toplumsal roller açısından gençler genellikle yetişkinlerin standartlarını reddederler ve akran gruplarının değerlerini benimserler. Akran grupları acımasız ve katı olabilir. Erikson’a göre bu özellik kimlik bunalımına karşı bir savunmadır. Kişi akran gruplarına girmek veya onlar tarafından kabül görmek için daha önce yapmadığı daha riskli davranışlara kayabilir. Anne babayı beğenmez. Onların öğrettikleri yollardan farklı yollara sapabilirler. Mültecilerde bu süreç daha da sancılı olabilir.
Erikson’a göre gençleri asıl tedirgin şey,bir meslek kimliği oturtma konusundaki yetersizliktir.
Gelişmiş toplumlarda mesleki kimlik oluşturma daha güç ve daha uzun zaman aldığı için ise kimlik duygusunun oluşumu da güçtür.
Erikson’a göre ergenlik bir “askıya alma dönemi”dir. Bu dönemde gençler edinmiş olduğu özellikleri yetişkinlerin özellikleri ile karşılaştırır Ergenlik, kişinin gerçekte kim olduklarını ve içinde yaşadıkları toplumsal hayata nasıl uyum sağlayacaklarını anlamak için kendiliğin ruhsal özelliklerini keşfetmeye ve sorgulamaya başladıkları bir dönemdir. Bu dönemin ruhsal toplumsal özelliği “kimlik duygusunun gelişimi” ve “kendilik tasarımlarının bütünleşmesi”, zaman ve uzamdan ayrımlaşmış olarak algılanmasıdır (zaman, mekan değişse de kişinin kendilik yapısı aynı kalır, her ortamda süreklidir ve farklı davranmaz).
Kişilik, yapısal ve gelişimsel etkenler ile toplumsal deneyimlerden kaynağını alan bireyin kendine özgü yaşam tarzı ve uyum modellerini belirleyen, tekrarlayan düşünce, duygu ve davranış kalıplarıdır. Mizaç-huy ise daha çok doğumsal-genetik kökeni belirgin olan bir yapıdır.
Kimlik gelişiminin cinsel, mesleki, akademik, toplumsal, ailesel bir çok yönü olabilir. Kişi mimar olmak isteyebilir, cinsel yönelimi heteroseksüel veya eşcinsel olabilir ve kendini belirli bir cinsiyetten olarak tanımlayabilir, birinin oğlu, birinin eşi, birinin babası olabilir gibi.
Kimlik gelişimi durağan ve gelişime kapalı değil, ergenlik sonrası yaşlarda da değişimler gösterebilen dinamik bir süreç olmakla birlikte sonraki değişmelerin sınırlı ve yüzeyde kaldığı, temel yapısının değişmediği de belirtilmektedir.
Akthar’a göre gelişmiş ve yapılanmış kimliğin özgün özellikleri şu şekilde belirtilmiştir
- Kalıcı aynılık duygusu ve değişik kişilere karşı aynı kişilik özelliklerini gösterebilme,
- Kendilik duygusunun sürekliliği,
- Doğallık ve içtenlik, samimiyet, spontanlık,
- Gerçekçi bir beden imajı, (anoreksia nervozada gerçekçi bir beden imajı yoktur, ergenlikte patolojik düzeyde olmayan vücut, yüz, vücut ağırlığı ile uğraşı olabilir, ama bazen bunları yeme bozukluğu ya da beden dismorfik bozukluğundan ayırmak zor olabilir)
- İçsel dayanıklılık duygusuna bağlı olarak yalnız kalabilme (self-soothing-kendi kendini yatıştırabilme, bağlanma sorunlarının çözümü, problem, kaygı, depresif duygu durum, stresle daha etkili başedebilme, engellenme ile baş edebilme, dayanıklı ve güçlü alanlarını kuvvetlendirme...),
- Belirli bir kümenin-topluluğun değerleriyle uyumlu olabilme ve içselleştirilmiş bir üstbenlik (esnek ve aşırı katı olmayan vir süperego-vicdan, aşırı cezalandırıcı olmayan otokontrol, yoksa depresyon, kaygı bozuklukları ve obsesif-kompülsif bozukluk-OKB gelişir).
Ergenin bunlardan dolayı daha ketum olması, sır saklaması, odasına izinsiz girilmesinden rahatsız olması, odasında vakit geçirmek istemesi, ebeveynleri beğenmeme, onlardan utanma, onların her istediğini yapmama, karşı gelme, akran gruplarının ön plana çıkması normal süreçlerdir. Bunlar abartılı olursa tabii ki de bir Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanından destek alınabilir (gence dürüst davranarak, onun mutluluğu, başarısı gibi nedenleri sayarak, istediği zaman bırakabileceğini söyleyerek, huy-mizaç-karakter değil, davranışlarını, öfkemizi değil çocuğumuzla ilgili kaygımızı ön plana çıkararak, ben dili kullanarak –“çalışmıyorsun, tembelsin, sen hiçbir yeri kazanamazsın” değil de onun yerine- “çalışmaya çalıştığını ama yeterince çalışamadığını düşünüyorum sınavdan düşük not almandan endişeleniyor ve üzülmenden korkuyor” demek gibi yöntemlerle yardım almaya yönlendirilebilirler).
Kimliğin yapılanmasında “sağlıklı ayrılma bireyleşme süreci”nin yanı sıra, ergenin çocukluğunda yaşadığı, gelişimini engelleyen örselenmeleri yeniden gözden geçirerek işleme görevi vardır. Ergenler çocukluk özdeşleşmelerini irdeleyerek onları değiştirebilme, işine yarayanları tutarak işine yaramayanları bırakabilmelidir. Ergenlikte kendisi ve çevresi hakkında düşünme yetisinin de gelişmesiyle birlikte, çocukluk döneminde içselleştirilen değerler, özdeşleşilen rollerle bütünleştirilmeye çalışılır. Bu yeniden gözden geçirme aile içinde yaşanan çarpıklıkları başka bir çerçevede yeniden tanımlayıp kavramlaştırarak, bütünleştirmesi kendi tarihini, geçmişini, deneyimlerini olumlu ve olumsuzlukları ile kabul etmesine de aracılık etmektedir.
Winnicott’a göre ergenlik cinayet zamanıdır, ergen kendi içindeki daha önceki özdeşimleri öldürür, primer-birincik nesne temsillerini, çocuksu kavrayışlarını öldürür, artık çocuklukta olduğu gibi herşeyi hemen kabullenmez, sorgulari Önceki özdeşimler gözden geçirilip, eleme, ayıklanma yapılır. Erikson’a göre; özdeşimlerin bittiği yerde kimlik kazanılır, bu da ergenlik dönemi sonunda olur
Marcia’nı Kimlik Gelişimindeki 4 Hipotezi
Kimlik kazanımı-başarılı kimlik statüsü: alternatif roller denenmiş, sonuçta kimlik gelişimi oluşmuştur, kendini, ailesini, arkadaşlarını olduğu gibi görür ve kabullenir, hem toplumun bir parçasıdır, ama hem de ayrı-biricik-hür bir bireydir, arkadaşlarına hayır diyebilir, isteklerini erteleyebilir. Araştırmayı tamamlamışlardır, gereksiz üzerlerine aldıkları kimlikleri çıkarmışlar, hepsinden gerekli olanları alıp, kendilerine has bir kavrayış ve kimlik oluşturmuşlardır. Rasyonel, mantıklı ve yaratıcıdırlar.
Moratoryum-askıya alınmış kimlik statüsü: askıya almada, anksiyete yüksektir, kişi kimlik arayışını durdurmuş olabilir ya da halen arayış içindedir, kimlik kazanımı ya da kimlik dağınıklığı ile sonuçlanır. Uyum ve isyan arasında gidip gelir, ikinci ayrılma-bireyselleşme ve ikinci yeniden yakınlaşma krizi henüz çözülmemiştir.
İpotekli kimlik statüsü: anksiyete düşüktür, özellikle ebeveynlerden ya da kültürden gelen kimliği üzerlerine giymişlerdir, araştırma, sorgulama yaşamamışlardır. Sıkıntılı görünmezler ama ilerde ciddi psikopatolojiler çıkarabilirler. Ebeveyn ya da diğer otorite figürlerinden sorgulamaksızın edindikleri amaçlar, inançlar ve değerler sistemi vardır.
Dağınık kimlik statüsü: bazıları dertsiz-tasasız, bazıları yoğun anksiyöz-ambivalan/kararsız/çelişki içinde görünebilir. Kimlik kazanımı olmamıştır, kendilik duygusu tam oturmamıştır, borderline-sınırda kişilik özellikleri gelişebilir, bazıları ciddi psikopatolojiler sergiler, amaçlar belirsizdir, afektif instabilite görülebilir, gerçekçi değildir, neye inandığı, ne istediği, kim olduğu yönünde halen kafası karışıktır ve uçlar arasında savrulabilir, marjinal davranışlar sergileyebilirler.
Ergenlik döneminde düşünce yapısında beş temel değişim gözlenir:
- Ergenlikte çocuklukta olduğu gibi sadece gerçek olanla değil, aynı zamanda olası olanla da ilgilenilir.
- Soyut kavramlar (sistemler, ölüm ve sonrası, sevgi, estetik değerler vb.) daha iyi anlaşılır. Düşünme üzerine düşünme daha çok görülmeye başlar. Düşünce ve duyguların daha çok farkına varılır. Metafiziksel, siyasi, felsefi, dini düşünceler üzerinde daha çok durulur.
- Tek bir konuyla sınırlı kalmayıp, çeşitli alanlarla ilgilenmeye eğilim gösterirler.
- Mutlak gerçeklik kavramının yerini görecelilik alır.
Ergenlik Dönemleri ve Görülebilen Özellikler
Erken Ergenlik 12-14 yaş
- Cinsellik, beden ile ilgili uğraşlar
- Mastürbatuar davranışlar
- Sınırları test etme, ebeveynle çatışma, otoriteye karşı gelme
- Sözel ifade artsa da kendini daha çok eylemlerle ifade etme
- Ebeveynlere kabalık gösterme, onları beğenmeme, utanma
- Regresyona-gerilemeye eğilim (iki ileri bir geri gitme)
- Akran grupları genelde kendi cinsiyetinden
- Aileden uzaklaşma, akran gruplarına yaklaşma başlar
- Kişisel gizlilik ve mahremiyet ihtiyacı (oda, günlük..)
- Sigara, alkol, madde denemeleri gözlenebilir
Orta Ergenlik 14-17 yaş
- Kızlı-erkekli akran grupları
- Cinsel kimlik ve yönelimle ile ilgili sorgulamalar
- Kimlik arayışı (kıyafet değiştirir gibi..)
- Dini, politik, felsefi ilgiler
- Sürekli değişen rol modelleri ve idealler
- Gelecek planları
- Aşk ve tutku hisleri
- Dış görünüşün sorgulanması
- Ölüm-sonsuzluk-intihar gibi metafiziksel, varoluşsal sorgulamalar
- Bağımlılık ve bağımsızlık arasında gidip gelme (bazen kendisine çocuk, bazen de yetişkin gibi davranıldığından yakınabilir)
- Kendilik algısında zayıflık, kötümserlik ile gerçek dışı yüksek beklentiler, iyimserlik arasında gidip gelmeler
- Afektif instabilite-duygusal dalgalanmalar
- Ebeveyn ilişki sorunları ve onları küçümseme
- Egosentrik-benmerkezci düşünce (her şeyi en derin yaşayanın kendisi olduğuna inanma…)
- Ölüm algısında gerileme (bu benim başıma gelmez…..riskli deneyimler)
- Mesleki kimlik ile ilgili düşünceler başlar
Geç Ergenlik 17 yaş ve üzeri
- Daha sağlam kimlik yapısı
- Doyumu, hazzı erteleyebilme
- Stresle baş etme düzeyinde artış
- Kendisi ve ebeveynlerini olduğu gibi kabul etme
- Ebeveynlerine tekrar yaklaşma
- Aile olgusunun tekrar değer kazanması
- İç görü gelişimi
- Sınırlarını bilme
- Toplumsal kuralları kabul ya da onları değiştirmek için olgun adımlar atabilme
- Cinsel kimlikte netleşme
- Daha tutarlı aşk ilişkileri ve daha sorumlu cinsel davranışlar
- Tutku ve aşk duygularında olgunlaşma
- Mizah yeteneğinin gelişimi, sözel olarak kendini ifade edebilmede artış
- Amaçlar belirleme
- Daha sağlam mesleki kimlik gelişimi ya da mesleki gelişim için daha ciddi adımlar atabilme
Ergenlikte Yeniden (ikinci) Yakınlaşma Krizi
Yeniden yakınlaşma krizi ergenlikte tekrar sahnelenir. Kriz sağlıklı olarak aşıldığında geç ergenlik döneminde genç birey ailesini olduğu gibi kabul etmeyi öğrenir. Ergenin hem bağımsız hem de aileye bağımlı olması, hem kendi kanatlarıyla uçup, hem de ailesinin kendisinin arkasında durmasını istemesi arasında gidip gelmesi bu krizin görünümleridir.
Post-Modern ve Aşırı Küreselleşme Döneminde Kimlik Gelişimi
Küreselleşme ve postmodern zamanlar, bireyin kimliğinin “çoğul kimlik” çerçevesinde yapılanmasını getirmektedir. Aslında, farklı toplumsal rollerin kolajı olan kimlik, küreselleşme ile daha da “çoğul kimlikler”eve “parçalanmış hayatlar”a dönüşmektedir. Postmodernitenin özünde bulunan “anything goes” yani “herşey mübah”, “hem o hem de o” mottosu, parçalı bir kimlik yaratmaktadır. Modern zamanların ruhu ile başlayan “tükettiğin kadar varsın” ilkesi, postmodern zamanlarda da bireyin kimliğinin tüketimle var olması ile devam etmektedir. Postmodern koşullarda, kimlikler sürekli bir değişim hali içindedirler. Bireyler, bir alt-kültür grubu ve heyecanından diğerine özgürce geçebilirler. Daha önce farklı kategorilerde yer almış olan her şeyi karıştırıp, birbirine uydurabilirler.
Küresel kültür, bütün dünya ülkelerini etkilemektedir. Besin, müzik ve moda alışverişi bağlamında, evrensel hayat tarzı imajının itici gücü “tüketici” olmaktadır. Nescafe içen, Benetton’dan giyinen, Hyundai marka arabası ile McDonalds’a doğru yol alırken, Amerikan-İngiliz rock müziği dinleyen tüketici. İnternette “Chat” (sohbet) yapan, bunalıma girdiğinde antidepresan ilaç kullanan “Küresel İnsan”. Günümüzün post-modern veya geç-modern dönüşüm sürecinde, modern/endüstriyel toplumların simgesi haline gelen toplumun her alanında varlığını hissettiren rasyonelleştirme (akla uydurma bazen bahane bulma, gerekli olduğuna inanma, bu dünya için arzularını denetim altına alma ve çok çalışma gibi püritan değerler, işlevselliklerini kaybetmeye başlamıştır. Ortaya “hayatın tadına bak” diyen, hedonist/narsisist özelliklere sahip yeni bir etik çıkmaktadır. Başka bir söylemle, kapitalizmi yaratan modern bireyin “ideal tip”i olan püritan, yerini karşıtı olan, arzularını öne çıkartan hedonist (hazcı) tüketiciye bırakmaktadır.
Küreselleşme ve postmodern zamanlar, bireyin kimliğinin “çoğul kimlik” çerçevesinde yapılanmasını getirmektedir. Küreselleşme ve postmodern yapılanmalardan en fazla gençlik kesimi etkilenmektedir. Küresel medya ve internet vasıtasıyla gençlik, küreselleşmenin aktörü olmaktadır. Aslında, farklı toplumsal rollerin kolajı olan kimlik, küreselleşme ile daha da “çoğul kimlikler”e dönüşmektedir. Postmodernitenin özünde bulunan “anything goes” yani “herşey mübah”, “hem o hem de o” mottosu, çoğul bir kimlik yaratmaktadır. Modern zamanların ruhu ile başlayan “tükettiğin kadar varsın” ilkesi, postmodern zamanlarda da bireyin kimliğinin tüketimle var olması ile devam etmektedir. Giderek hakimiyetini daha çok artıran “tüketim toplumu”, Daniel Bell’in ifadesiyle, “gündüz püritan, gece playboy” tipini yaratmıştır. Hem geleneksel hem de modern kültürü yaşayan, eklektik bir kültürü taşıyan esnek birey günümüzün kişilik tipini meydana getirmektedir. Bu çerçevede, postmodern kültür, hem dindar olmayı hem de hedonist (hazcı) yaşam tarzını üretebilmektedir.
Post-Modernite ve Sosyal Medyanın Ergenler ve Gençler Üzerine Etkisi
Unutulmamalıdır ki sosyal medya uygun, yararlı, geliştirici, öğretici şekilde kullanılıyorsa psikiyatrik durum üzerine olumsuz değil kesinlikle ama kesinlikle olumlu etkileri olmaktadır.
Kimlik kazanımındaki post-modern etki gençlerin ailelerinden daha fazla ve uzun ekonomik destek görmeleri, daha uzun onlarla birlikte yaşamaları, daha geç eve sahibi olmaları, kök salma ve aidiyet isteğinde azalmaya yol açabilir. O yüzden kimlik ve psikososyal kuramlarla çalışan klinisyen ve araştırmacılar eskiye göre “ergenlik” ve “genç yetişkinlik” arasında yer alan “oluşmakta olan genç yetişkinlik dönemi”nden bahsetmektedir. Küresel etkiler, ekonomik durum, yaratılmaya çalışılan ekonomik etkiler, toplumsal etkiler, sosyal medya etkisi ve kuşaksal etkiler nedeni ile şu an yetişkin olan nesil araba-ev sahibi olmuş, para biriktirmiş son nesil olabilir. Çocuk ve gençler hedonistik-hazcı etkileri nedeni ile sosyal medya tarafından yönlendirilerek, ellerinde bulunanı hemen tüketme ve herkesle çevrimiçi paylaşma eğilimine girmiştir.
Kimliğin gelişmesi için de önemli önkoşullardan biri otonomi gelişimidir. Diğerlerine nispeten bağımsız bir bireyin kimliği daha nettir. Ekonomik ya da sosyal olarak diğerlerine bağımlı olmaya devam ettikçe (bazen annenin çocuğun ayrılma-bireyselleşme-otonomi kazanımını tehdit olarak algıladığı, cezalandırdığı, duygu sömürüsü yaptığı durumlar da olur burada annede sınırda-borderline-histrionik kişilik organizasyonu olabilir ve annenin, kendi annesi ile 18-36 ay arasındaki birinci ayrılma-bireyselleşme döneminde sorunlar görülmüş olma ihtimali vardır) o kişinin kimliğinin unsurlarından biri de söz konusu bağımlılık ilişkisi olacaktır. Kendi parasını kazanmayan bir genç ekonomik özgürlüğe ancak ebeveynlerinin verdiği harçlık kadar sahip olabilir. Ekonomik açıdan daha fazla özgürleşen bir bireyin de seçim yapacağı alternatifler artacak ve bu seçimleri kişinin kimliğini daha net bir şekilde yansıtabilecektir. Bu gözle bakıldığında kişinin kim olduğunu belirleyen en önemli unsurlardan biri de diğerlerine bağımlı olduğu alanların sayısı ve niteliğidir.
Sosyal medya ayrıca gençlerin beden algılarını bozmuş ve beden dismorfik bozukluğu, vücudunu beğenmeme, anorexia nervoza, bulimik davranışlar, gereksiz obezite cerrahisi, küçük yaşta estetik ameliyatlar, patolojik beden algıları, herkesin sıfır değil, sıfırın altında bedene sahip olması gerektiği yanlış algılarının artmasına yol açmıştır. Sosyal medyada yaşarken anı yaşayamamanın zaten direkt kendisi gençlerin zihinsel-ruhsal durumları ve gelişimleri üzerine olumsuz etkide bulunmaktadır.
Post-modern sosyal medya gene herkesin her an mutlu olması gerektiği mottosunu pompalamaktadır, ama bu mümkün olmadığından kişiler daha fazla hayal kırıklığına uğrarlar ve (mutluluk tuzağı) daha fazla mutsuz olurlar. Genç ve ergenler her an mutlu olmaya çalışmak yerine, olumsuz duyguları da kabül etmelidirler.
Diğer yararlı tutumlar arasında; kaygı, mutsuzluk, korku gibi olumsuz duygular normalize etmek, bunları mutluluk gibi normal duygular gibi görmek, olumsuz duygular ortaya çıkınca gelince onlarla boğuşmamak, gelip geçmelerine izin vermek, olumsuz duyguyu bastırmaya çalıştıkça ya da kaygı gibi olumsuz duyguları yaratan düşünceyi düşünmemeye çalıştıkça kaygı ve olumsuz düşüncelerin arttığını farketmek, duyguların, düşüncelerin kişiye somut bir zarar veremeyeceğini unutmamak, ne olursa olsun aklımızdan kötü düşünceler geçse de (ki bu normaldir), davranış kontrolünün bizde olduğunu unıtmamak, kaygılanmaktan kaygılanmamak, kaygılanmazsam kötü bir şey olabilir gibi inanışların gerçekçi olmadığını anlamak, her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabüllenmek yer alabilir.
Cinsel Kimlik Gelişimi
Çekirdek cinsel kimlik: hangi cinsiyetten olduğunu anlama ile yakından ilişkilidir, 18-36 ay arası şekillenir (genelde 2 yaş altı).
Cinsel rol davranışı: 2-3 yaş (hatta daha erken olabilir).
Gender stability: 4 yaş civarı, cinsiyetin sabit-kalıcı olduğunu anlama.
Gender constancy: psikolojik korunum ilkesi ile ilişkilidir, 6-7 yaş, davranış-kıyafet değişse de cinsiyetin değişmediğini kabüllenme.
Psikoseksüel gelişimin üç bileşeni vardır.
“Cinsel kimlik (gender identity)” bireyin kendisini kadın ya da erkek olarak algılamasıdır.
“Cinsel rol davranışı (gender role behaviour)” toplum içinde cinsellik açısından dışa vuran davranışların görünümüdür.
“Cinsel yönelim (sexual orientation)” bireyde cinsel duygu, istek ve davranışların belli bir eşeye ya da nesneye yönelmesidir.
Çekirdek cinsel kimlik yaşamın ilk bir buçuk-iki yılında; genel olarak cinsel kimlik duygusu ise yaşamın ilk dört yılında yerleşmektedir. Cinsel kimlik gelişimi karmaşık bir süreç olup biyolojik, bireysel, ailesel, çevresel etkenler ile bilişsel ve zihinsel gelişimin etkileşimi sonucu gerçekleşmektedir. Cinsiyetin değişmez olduğu 4-5 yaşlarında, cinsiyetin farklı cinsiyetten gibi giyinmek ve davranmak ile değişmediği düşüncesi 6-7 yaşında gelişir.
Ergenlikte duygusal gelişim açısından kazanılması beklenen beceriler
- Yoğun duyguların denetimi ve kontrolü,
- Duygusal dalgalanmaların durulması,
- Destek almaksızın kendi kendini teskin edebilme,
- Kendi duygularının farkında olma ve aşırı bir sıkıntı yaşamaksızın bu duygulara odaklanabilme,
- Kendisi ile diğerlerinin duyguları arasında ayrım yapabilme,
- Duyguların hissedilmesi ile ifade biçimi arasında uyumsuzluk olabileceğinin keşfi,
- Yoğun ya da olumsuz duyguları daha kolay katlanılabilir sembolik düşüncelere dönüştürebilme,
- Belirli bir zaman için hissedilen duygularla kendi kimliğini ayırabilme,
- Gerçek yaşantılarla duyguların örtüşmeyebileceğini fark etme,
- İnsanlarla ilişkiler sırasında güçlü duyguları da ele alabilme ve paylaşabilme,
- Empatik durumlarda güçlü duygularla baş edebilme ve uygun tepkiler verebilme,
- Duyguların kaynağı, anlamı ve işlevi hakkında daha derin bir kavrayışa sahip olma,
- Duyguların tonlarını ve farklı duyguların karışımlarını keşfetme.
ERGENLİKTE KİMLİK GELİŞİMİNDEKİ AKSAKLIKLAR
Bilişsel düzeyde bakıldığında kimlik gelişiminde bireysel hedefler ve motivasyonlar temel bir öneme sahiptir. Bir gencin bir hedefe motive olabilmesi (cinsel kimlik, toplumsal kimik, mesleki kimlik..) (mesleki kimlik üzerinde en kolay ve etkili olarak çalışılabilecek kimlik alt çeşididir-örneğin teknoloji bağımlılığı olan çocuğu yazılım, web tasarımı, oyun tasarımı, donanım, sistem kurulumu için kurslara göndermek gibi) için o hedefi içselleştirmesi gerekir. O hedefi içselleştirebilmesi için de o hedefin kendi otonomisiyle belirlendiği duygusunu yaşamaya ihtiyaç duyar.
Sağlıklı bir genç gelecek hakkında konuşma ihtiyacı duyar. Kendi idealleri, planları, korkuları, gerçekleştirmesi zor gibi görünse de ulaşmayı hedefledikleri fikirleri olur. Çoğu gençte görüldüğü gibi başkalarının hedefleri ve desteklerine sırtını dayamak çoğu zaman bir tercih değil zorunluluktur.
Gence yeterince sorumluluk verilmemesi, güven duyulduğunun gösterilmemesi ve gencin yaşadığı sorunları kendisinin çözmesi için fırsat vermeksizin ebeveynlerin çözmeye çalışması bu zorunluluk ortamını oluşturabilir. Bir hedef seçiminde otonomi hissedememek kimlik gelişimini daha en başından ketleyebilir. Öte yandan, gencin kendisi için belirlediği hedeflerinin desteklenmemesi ya da uygun ve gerçekçi bir hedefe dönüştürülmesinde yardımcı olunmaması durumunda genç hedefleri ve hedeflerine ulaşma ile ilgili kararsızlıklar ve motivasyon düşüklüğü yaşayabilir. Bazen tümüyle hedefsiz kalabilir. Hedefsizlik aynı zamanda depresif bir ruh halini de beraberinde getirir. İnisiyatif alma, karar verme güçleşir. Başkalarına bağımlılık, dolayısıyla da daha erken yaşlardaki gelişim evrelerine gerileme gelişebilir (regresyon-gerileme-çocuksulaşma, depresif duygudurum, kaygı, kimlik bocalaması, borderline-sınırda kişilik örgütlenmesi).
Arnett (1999) ergenin otorite figürleriyle yaşadığı çatışma ve sergilediği risk alma davranışları nedeniyle ergenliğin fırtına ve stres içeren bir dönem olarak tanımlar. Ergenliğin problem davranışlarının çoğu psikolojik otonomi kurma çabalarının sergilenmesi olarak görülebilir. Otonomi eksikliği, bağlılığı, fazlalığı ise yakın ilişkilerin kurulması ve benlik-kimlik duygusunun oluşturulması gibi ergenlik dönemine özgü görevlere zarar verebilir.
Erken çocukluktaki örseleyici yaşantı ve tutumlar; sevgi nesnesinin düş kırıklığına uğratıcı, ulaşılamaz, tutarsız ve müdahaleci olması; çocuğun tüm güçlülük duygusunu ani ve acı verici şekilde yıkan bir çaresizlik yaşama; birikici ya da ani örseleyici yaşam olayları nesne dünyasının “iyi” ve “kötü” olarak bölünmesine ve yoğun ikircikliliğe yol açabilmektedir (Borderline-Sınırda Kişilik Organizasyonu).
Bu bireylerin gerilemeye ve engellenme karşı direnme, kaygı ve ikircikli duygular ile başa çıkabilme yetilerinin gelişimi aksamaktadır. Bu dönemlerdeki gelişimsel aksamaların varlığında örneğin anne ile birleşme ve anne tarafından yutulma tehdidi üçüncü yaşın ötesinde hala devam ettiğinde, gizil dönem ve ergenlikte ya narsistik yönde nevrotik belirtilerin ya da sınırda kişilik özelliklerin ortaya çıkabileceği belirtilmektedir.
Kimlik duygusunda özsaygı ve özdeğer gelişimi önemlidir. Ergenin kendi kendine saygı duyması, sevmesi ve beğenisinde tutarlılık, denge ve gerçekçilik aranmakta ve bu ölçütün oluşumunda çevresel değerlerden etkilenmektedir. Ergenlerde kendini değerli bulmanın ebeveyn onayı, akran desteği, uyum ve okul başarısı ile ilişkili olduğu belirtilmiştir.
Çevresel etkileşimler içerisinde, toplum içinde bölünmelerin belirgin olduğu, yaşadığı çevre ile bütünleşmenin zor olduğu durumlarda kimlik duygusu gelişiminde güçlükler yaşanmaktadır. Çeşitli etmenlerle göç eden, azınlık olarak yaşayan ergenlerin ana kültürle ilişkilerinin farklı şekillerde olabileceği belirtilmiştir. Ergenler kendi kültürlerini reddedip çoğunluk kültürünü özümseyebilir, ayrılmış/uzaklaşmış hissederek çoğunluk kültürünün içinde yaşamaya devam edebilir, çoğunluk kültürünü tamamen reddedebilir veya çoğunluk ve azınlık kültürü ile bağlarını sürdürebilirler. Her iki kültür ile bağı korumanın, iki kültürün özelliklerini sentez ederek çift kültürlülüğü sürdürmenin ruhsal olarak sağlıklı ve uyumlu olma ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Toplumsal kimlik yapısındaki bu bütünleştirme ve sentez özellikleri yurtdışına göç etmiş ailelerin ikinci, üçüncü nesillerinde ve ülkemize göç etmiş çocuk ve ergenlerde ilgili kimlik duygusu ve uyum özelliklerine katkıda bulunacak sosyopolitik ve eğitsel düzenlemelerin önemli olduğunu da göstermektedir.
Ergenlik dönemi boyunca “Ben kimim?” sorusu defalarca sorulur. Bu soruya ilişkin işlevsel kararlar alan ergenler önceki deneyimlerini bir kimlikte bütünleştirmeye başlar. İşlevsel kararlar alamayan ergenler ise, ergenlik dönemi ilerledikçe “Ben kimim?” “Yaşamdan beklentilerim neler?” “Ne olmak istiyorum?”, “Nereye gidiyorum?” gibi sorularla uğraşmak zorunda kalırlar.
Ergenlik döneminde ergenlerin yaşadığı kimlik bunalımı, bir sonraki evreye olumlu geçiş sağlayan “kimlik duygusunun kazanılması”, “kimlik dağınıklığı” ya da “olumsuz/ters kimlik” ile sonuçlanabilir.
“Askıya alma (Psikososyal moratoryum)”, gencin yetişkin sorumluluklarınıalmaya geçişte bir tür hazırlanma ve zaman kazanma dönemidir ve bu dönemede kesinleşmiş bağlanmalar yapmadan önce, çeşitli olasılıklar denenir.
Ergen seçenekleri deneyimleme sürecinde toplum tarafından engellemelerle karşılaşırsa “dağınık kimlik” yaşayabilir. Dağınık kimlik, genç insanın çeşitli roller ve yaşantılar arasında bütünleştirme yapamaması, egoya aktarılan yoğun bilgileri örgütleyememesi sonucunda ortaya çıkar. Ergenin farklı rolleri ve yaşantıları bütünleştirememesi, dışarıdan gelen bilgileri örgütleyememesi sonucunda bazı klinik belirtiler de gözlemlenebilir.
Son olarak, “ters-negatif kimlik (negative identity)” durumundaki ergenler toplumun ondan beklediği rollere karşı gelerek aşırı uç (marjinal) rolleri ve davranışları benimser. Negatif kimlik; toplum ve sosyal ilişkilere tamamen ters bir kimlik kazanımıdır (antisosyal-suç işleyen), kimlik dağınıklığı değildir çünkü negatif olsa da bir kimlik gelişimi vardır.
Kimlik bunalımı her ergenin değişik yoğunlukta yaşadığı doğal bir süreçken bu bunalımın ağırlaşması geçici de olsa uyumun ağır bir biçimde bozulmasına “kimlik bocalaması” denmektedir. Kimlik bocalamasının da bireysel ve toplumsal etmenleri bulunmaktadır.
Kimlik bocalama ve dağınıklığı belirti ve yaşantıları ergenlik döneminde başlayıp erişkinlik dönemine dek uzanabilmekte, her türlü kişilik ve kendilik bozukluklarında görülerek bireyin uyumunu bozabilmektedir.
Kimlik dağınıklığında acı veren bir yalnızlık, yaşantılarındaki aynılık ve sürekliliğin değiştiği duygusu, yaygın ve şiddetli utanç, herhangi bir etkinlikten doyum sağlayamama, boşluk duygusu, dağılacağı kaygısı, yaşamın kendisinden uzaklaştığı, zamana egemen olamadığı, yaşayamadığı duygu ve düşünceleri, temel güven yetersizliği, kararsızlık ve kuşkular bulunmaktadır. Bu tabloya betimsel açıdan mutsuzluk, doyumsuzluk, madde bağımlılığı, riskli davranışlar, kararsızlık, amaçsızlık, davranışlardaki belirsizlik, sıklaşmış eyleme vurumlar, öfke ve saldırganlık da eklenmektedir.
Bazı bireylerdeki kalıcı bir kimlik gibi algılanan yapay-sahte kendilik oluşumların derindeki kimlik dağınıklığını örtme, gizleme işlevi de olabileceği belirtilmektedir. Bunlara gizli ve açık narsistik, sınırda, histerik, çocuksu, histrionik kişilik özellikleri eşlik edebilir.
Bütünleşmemiş ruhsal ögelerle bazı yeteneklerinin birlikteliği, beraberliği bir kimlik görüntüsü vermesi yanıltıcı olabilmekte, çalışkanlıklarına, sürekli arayışlarına ve hatta başarılarına karşın mutsuzluk, boşluk duyguları, hoşnutsuzluk, kararsızlık, yeni arayışlara gereksinim duyma, riskli davranışlar gizlenen kimlik dağılmasının belirtileri de olabilmektedir.
Kimlik bocalaması içindeki gençleri tanıma, değerlendirme ve psikoterapötik yaklaşımda, kimlik direnci, ters kimlik ve hasta kimliğine tutunma görünüm ve dinamiklerinin anlaşılması ve ele alınması önemlidir.
KAYNAKLAR
-Doç. Dr. Özhan Yalçın, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yayımlanmamış Asistan Dersi ve Seminer Notları (ANKARA).
-Doç. Dr. Özhan Yalçın, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Sağlık ve Uygulama Merkezi Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yayımlanmamış Asistan Dersi ve Seminer Notları (İSTANBUL).
- Tezan Bildik, Türkiye Klinikleri, Ergenlik Dönemi ve Ruhsal Bozukluklar, 2018.
-Korkmaz Çetin S, Tamar M. Ergenlikte Ruhsal Yapılanma: Kendilik, Kimlik ve Kişilik. Bildik T, editör. Ergenlik Dönemi ve Ruhsal Bozukluklar. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2018. p.22-6.
- Çok F, Morsünbül Ü, Atak H. Yetişkinliğe Geçiş ve Kimlik. Bildik T, editör. Ergenlik Dönemi ve Ruhsal Bozukluklar. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2018. p.27-33.
- Bayhan V. Ne Olsa Gider: Postmodern Çoğul Kimlik Modeli. Bildik T, editör. Ergenlik Dönemi ve Ruhsal Bozukluklar. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2018. p.34-9.
- Tamar M, Korkmaz Çetin S. Ergenlerde Borderline Kişilik Bozukluğu. Bildik T, editör. Ergenlik Dönemi ve Ruhsal Bozukluklar. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2018. p.207-14.
-Çobanoğlu C, Karabekiroğlu K. Ergenlik Döneminde Bilişsel, Duygusal, Ahlaksal ve Sosyal Gelişim. Bildik T, editör. Ergenlik Dönemi ve Ruhsal Bozukluklar. Ankara: Türkiye Klinikleri; 2018. p.7-12.
-Aslı Çepik Kuruoğlu, Ergenlik Dönemi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Kitabı (GRİ KİTAP), Eds Yasemen Işık, Ayla Aysev
