BOŞANMA SÜRECİ ve EBEVEYNE YABANCILAŞMA SENDROMU
Giriş
Boşanma, sadece eşler arasında yaşanan bir süreç değildir. Boşanan çoğu çiftin çocukları vardır. Bu nedenle boşanma çocuk açısından da oldukça önemli bir süreçtir. Boşanmanın, potansiyel olarak çocuğu ciddi bir şekilde etkileyebilecek bir dizi değişikliği beraberinde getirdiği belirtilmektedir.
Boşanma süreci yaşanan evlerde kalan çocukların büyük bir olasılıkla deneyimledikleri “huzursuz bir aile ortamı” da çocukta anksiyete-kaygı gelişiminde rol oynayabilir. Aile içi geçimsizlikler, ebeveynlerin boşanması ya da ayrılığının uzun dönem etkisiyle ilgili pek çok çalışma bulunmaktadır.
Cinsel ve fiziksel istismarın ve aile şiddetinin çocuktaki anksiyeteyi artırdığı bilinmektedir. Ancak anksiyetedeki bu artış her olguda kalıcılık göstermediğinden bu faktörlerin uzun dönemde bir anksiyete-kaygı bozukluğu ile ilişkilendirilmesi zor olabilir. Daha da önemlisi bu faktörler herhangi bir psikopatolojiye özgül değildir ve pek çok çocukluk psikopatolojisi için riski artırmaktadır.
Gene boşanma kısa dönemli bir süreç değildir. Genel olarak boşanma birbirini izleyen 3 evreden oluşur
- Birinci dönem, ani ve şiddetli duygusal tepkilerin gösterildiği, çocuğun ebeveynler arasında zaman zaman fiziksel şiddete kadar ulaşabilen çatışmalara da şahit olabildiği akut dönemdir. Bu dönem bazen yıllarca sürebilir ve uzun sürdüğünde travma daha ağır ve kompleks-karmaşık hal alır. Eşlerden biri veya her ikisinde de depresyon, suisidalite, paranoid düzeylere varan öfke (antisosyal kişilik bozukluğu, psikotik bozukluklar, sanrısal bozukluk, paranoid kişilik özellikleri gösteren, alkolizmi olan veya madde kullanan babalarda patolojik kıskançlık ve öfke dışavurumu daha fazla olabilir) gelişebilir.
- “Geçiş dönem”inde ise, eşler giderek birbirlerinin hayatından çıkmaya, yeni ilişkilere ve yeni çevrelere girmeye başlarlar. Bu dönemde çocuk, ebeveynin hayatında meydana gelen değişiklikler ve yeni ilişkilerle yüz yüze kalır.
- “Üçüncü dönem”in başlaması ile birlikte, hayatını tek başına sürdüren veya yeniden evlenen eşlerin yaşamlarının yeniden düzene girdiği daha tutarlı bir dönem söz konusudur. Birçok çocuk ve ergen bu dönemi yaşayamıyor olabilir (özellikle çekişmeli boşanmalar, çocukların iyiliklerinin düşünülmediği sadece rekabete, inatlaşmaya, kindarlık ve öc almaya, narsistik tutumlara odaklanılan, karşılıklı iftiraların atıldığı boşanma süreçlerinde).
Boşanma sürecinde çocukları etkileyebilecek faktörler;
Boşanmada belli noktalara dikkat edilirse çocuklar daha az etkilenebilirler fakat her çocuk mutlaka az, çok boşanmadan tabii ki de etkilenecektir.,
Boşanma sürecinde çocukları olumsuz yönde etkileyebilecek faktörlere baktığımızda;
- Ebeveyn kaybı, velayetin olmadığı ebeveyn ile olan eski ilişkinin yasını tutma
- Arada kalma
- Egosentrizm-kendini olayların merkezinde görme nedeni ile kendini suçlama (yanlış bir şey mi yaptım?)
- Anne-baba arasını düzeltmek gibi bir görevinin olduğunu düşünme (tek taraf zorluyor da olabilir)
- Ekonomik kayıplar
- Yer değişikliği
- Okul değişikliği
- Akran grubu değişikliği
- Utanç, saklama ihtiyacı, anne babanın boşanması hakkında yalan söyleme
- Belirsizlikler
- Boşanma öncesi, sırası ve sonrası daha fazla stresli yaşam olayına maruz kalma
- Boşanma öncesi ebeveynlerde psikopatoloji
- Boşanma sonrası ebeveynlerde gelişen psikopatoloji
- Ebeveynlik yetkinlik ve becerilerinde gerileme, sınır koyma zorlukları, çocuğun her istediğinin yapılması
- Ebeveynlerin kendi dertlerine gömülmüş olması
- Görüşme saatlerine uymayan çocukta rutinlerin ve yeni düzenin oturmasına izin vermeyen ebeveyn tutumları (kötü bir niyet olmayabilir)
- Aile içi şiddet sonrası boşanmalarda diğer ebeveyne karşı ikircikli/çelişkili/ambivalan duygular
- Öncesine maruz kalınan ciddi marital-evlilikle ile ilişkili sorunlar
- Çekişmeli boşanma
- Maddi bölüşme sorunu
- “Ebeveyn yabancılaşma sendromu” (ileride bahsedilecektir), karalama kampanyası
EBEVEYNLER ARASI ÇATIŞMA VE AİLE İÇİ ŞİDDETİN ÇOCUKLARDA YOL AÇTIĞI TÜM HAYAT BOYUNCA SÜREN PROBLEMLER
2018 yılından bilimsel gücü yüksek bir derlemeye göre ebeveynler arası çatışma ve aile içi şiddetin çocuklarda yol açtığı problemler şu şekilde gruplandırılmış;
- Uyku Bozuklukları (tüm yaşam boyunca süren)
- Eksternalize edici (dışavurum) problemleri; agresyon, davranım bozukluğu, suç işleme, hüküm giyme, okuldan atılma, antisosyal davranışlar, antisosyal kişilik bozukluğu, kallöz empatik olmayan-duygusal olmayan psikopatik özellikler, 3 yaşından önce başlayan çok daha ağır öfke atakları, çevreye-etrafa zarar verme, davranış-disiplin sorunlarına ikincil akademik zorluklar, madde kullanımı, daha sık, daha ağır ve daha erken başlayan sigara bağımlılığı, sorunlu alkol kullanımı, alkol kullanma yaşında düşme, davranış sorunları nedeni ile akranları tarafından damgalanma/dışlanma/günah keçisi ilan edilme, depresyona ikincil düşmanca tutumlar ve öfke kontrolsüzlüğü, ileride kendisinin aile içi şiddete maruz kalması veya aile içi şiddet uygulaması
- Internalizing (içe atım) problemleri; sosyal geri çekilme, motivasyon eksikliği, iradi bozulmalar, inhibisyon, kendini çok fazla ketleme-baskılama-kendini soyutlama, aşırı-yoğun-persistan-kalıcı üzüntü, korku-tedirginlik hali, tetikte olma hali, utangaçlık, düşük benlik saygısı, bozuk kendilik algısı, kimlik sorunları ve bunlara eşlik edebilecek ciddi davranış sorunları, anksiyete-kaygı, depresyon, suisidalite - intihara yatkınlık - ölüm düşünceleri - ölmüş olmak isteme, sürekli olarak duygusal gerginlik yaşama, somatik-bedensel-tıbbi (baş ağrısı, karın ağrısı…) yakınmalar
- Akademik-Eğitimsel Problemler; düşük akademik başarı, matematik/dil/sözel/sözel olmayan akademik becerilerde gerilik, dikkat bozukluğu, geç okuma-yazma, özgül öğrenme bozukluğu belirtileri, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu bulguları, sınıf içinde duygusal ve davranışsal sorun ve zorluklar yaşama, sınırda mental kapasite gelişimi görülebilir. Kendini suçlaması veya aile tarafından suçlanması-suçluluk hissi yaratılması daha fazla olan çocuklarda akademik başarı ve beceri çok daha düşük olabilir.
- Sosyal ve kişiler arası problemler; Sosyal ve kişiler arası beceri eksikliği, düşük sosyal problem çözme becerisi, daha dar sosyal davranış repertuarı, bağlanma bozukluğuna ikincil otizm benzeri sosyal ilişki kurma tarzı (garip derecede aşırı yakın - aloof veya uzak), sosyal olarak yetersizlik, zihin kuramı/empati sorunları, kardeş ilişikilerinde düşmanca tutumlar, ebeveynlerle çok ciddi boyutta anlaşmazlık ve tartışmalar, kallöz empatik olmayan-duygusal olmayan psikopatik özellikler, “şizoid özellikler” (çekingenlik olmadan insanlarla sosyal münasebet kurmaya istekli olmama ve bu durumdan memnun olma), akranları/okul arkadaşları ile daha fazla ciddi çatışma yaşaması veya onlardan tamamen kendini çekmesi (geri çekilmeye arada tahmin edilemeyen-ölçüsüz öfke patlamaları eşlik edebilir), ergenlikte düşük kaliteli romantik ilişki, kimse ile çıkamama veya sık sevgili-partner değiştirme, riskli cinsel ilişkiler, ergen gebeliği, ileride daha fazla ayrılık/boşanma yaşaması, daha fazla aile içi şiddet uygulama veya daha çok aile içi şiddete maruz kalma.
BOŞANMANIN ÇOCUKLAR VE ERGENLER ÜZERİNE ETKİLERİ
Evlilik sorunları yaşayan ya da boşanma aşamasında olan ebeveynlerin genellikle kaygısı çocuklarının bu süreçten ne kadar etkilenecekleri yönündedir. Birçok anne-baba ciddi evlilik çatışmaları yaşamalarına rağmen çocuklar için boşanmayı erteleme, çocukların büyümesini bekleme eğilimdedirler. Bu tarz paternler çocuk için daha yaralayıcıdır ve çocuk daha fazla bu durum ile ilgili kendini suçlar. Çocuklara asla sizin yüzünüzden, sizin iyiliğiniz için boşanmıyoruz tarzı mesajlar verilmemelidir. Çocuk boşanma sonrası ortada bırakılmamalı, suçlanmamalı, kendini bu durum ile ilgili suçluyorsa bu yanlış konuşulmalı ve düzeltilmelidir. Ayrıca çocuğun kafasının karışmaması için anne ve babanın boşanma sonrası aynı evde kalmaya devam etmeleri veya aşırı sık bir araya gelmeleri gibi şeyler çocukların kafalarını daha da karıştırır. Çocuklara asla senin bizi barıştırma gibi görevin yok, bu seninle ilgili değil mesajı verilmelidir. Tekrar bir araya gelinecekse, kesin karar verilmeden asla bu çocuğa söylenmemelidir. Çocuk ve ergenler böyle mesajlar hissederlerse aileyi bir arada tutmak için bilinçli bedensel ve psikolojik yakınmalar çıkarabilirler (psikojenik bayılma, nedeni bulunamayan tıbbi bulgular, belirtiler, konversiyon, psikojenik nöbetler, yapay bozukluklar, hastalık numarası yapma, intihar ile tehdit etme, kendine zarar verme ile tehdit etme). Görüldüğü üzere bu bulgular da oldukça patolojik kişilik özelliklerinin gelişimine yol açabilir.
Çocuklar boşanma sonrası ne olacağı, nasıl bir yaşam sürmeye devam edecekleri, ekonomik veya statü kayıpları yaşayıp yaşamayacakları, kimin yanında kalacakları, nerede yaşayacakları, okul değişikliği olup olmayacağı, velayet sahibi olan ebeveyni görüp görmeyecekleri gibi konularda daha fazla kafa yorarlar. Bu konularda çocuklara mümkün olduğunca dürüst bilgiler verilmelidir.
Boşanma hem anne-baba hem de çocuklar için zor ve sancılı bir süreçtir. Çocukların bu süreçten ne kadar etkilenecekleri, hangi yaşta boşanmanın bu etkileri en aza indirebileceği konusunda farklı bakış açıları vardır.
Sürece verilen tepki ve etkilenme düzeyi bireyden bireye değişir. Bazı çalışmalar, ergenlerin küçük kardeşlerine göre boşanmadan daha olumsuz etkilendiklerini çünkü boşanma öncesi yaşanan ana-baba çatışmalarına daha uzun süre maruz kaldıklarını, küçük çocukların ise boşanma ile ilgili problemleri hatırlamadıklarını ileri sürmektedir.
Boşanmanın çocukların uyumunu ne derece ve nasıl etkilediği konusunda iki farklı görüş vardır. İlkine göre, boşanma çocuklar üzerinde zihinsel sağlık ve kişilerarası ilişkiler açısından uzun vadeli ve yıpratıcı etkiye sahiptir. İkinci görüş ise boşanmanın çocuklar üzerinde uzun vadeli etkileri olmadığını savunmaktadır.
Çoğu araştırmacı bu iki uç görüşe karşı çıkmakta, boşanmanın çocukların uyumu üzerinde bazı olumsuz etkileri olduğu, ancak bu etkilerin evrensel değil daha çok bireysel olduğunu ileri sürmektedir. Çocuğun kişilik özellikleri, uyum becerileri, içinde bulunduğu yaş döneminin özellikleri, sosyal destek algısı, dede ve ninelerin tepkileri, anne-babanın boşanma karşısındaki tutumu gibi faktörler çocukların bu sürece uyumunu etkilemektedir.
Bazı durumlarda aile sistemindeki sorunlar, ebeveynler arasındaki uzun süreli çatışmalar ve gerilim hem anne baba hem de çocuklar üzerinde boşanmanın kendisinden daha ciddi sorunlara yol açabilir. Evlilik çatışmalarının yoğun yaşandığı, fiziksel ve duygusal şiddetin olduğu, anne ve/veya babanın belirgin psikopatolojisinin bulunduğu aile ortamlarında evliliğin sonlanması hem anne baba hem de çocuklar için uzun vadede olumlu sonuçlar doğurabilir. Bu tür aile ortamlarında çocuğun ruhsal sağlığı ve kendini güvende hissetmesi, ebeveynlerin bir arada kalmasından daha önemlidir. Aile içi fiziksel ve duygusal şiddete, anne baba arasındaki sürekli çatışma ve gerilime maruz kalmış çocukların, boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuz olduğunu gösteren çalışmalar vardır.
Çocuklar her yaşta boşanmadan etkilenirler. Ancak aynı şekilde etkilenmezler. Bu etkiler aileden aileye çocuktan çocuğa farklılıklar gösterir.
Psikodinamik kuramcılara göre, ödipal dönemde yaşanan boşanma hem cins ebeveynle özdeşimi etkiler, nesne-kişiler arası ilişkilerini bozar ve çocuğun ilişkilerindeki devamlılık ihtiyacını baltalar.
Bağlanma kuramcıları okul öncesi dönemde boşanmanın bir bağlanma figüründen ayrılığa yol açacağından önemli olumsuz etkilerinden söz etmektedirler.
Bilişsel görüş ise, okul öncesi dönemde çocuğun ayrılığı anlama kapasitesinin yetersiz olması nedeniyle, boşanmanın olumsuz etkilerinin daha fazla olacağını ileri sürmektedir. Boşanmanın çocuğu nasıl etkileyeceğinin önceden kestirilemeyeceğini, bu durumun çocuğun kendi kişilik özelliklerine, her bir ebeveyn ile olan ilişkisinin niteliğine ve anne babanın boşanma sürecini iyi yönetebilme becerisine bağlı olduğunu ileri süren çalışmalar vardır.
Yine bazı araştırmalar, çocukların boşanma karşısındaki tepkileri üzerinde çocuğun yaşının, cinsiyetinin, kişilik özellikleri ve baş etme becerilerinin, anne babanın psikolojik durumu ve boşanma sürecindeki tutum ve davranışlarının, algılanan sosyal desteğin, gelişmekte olan ülkelerde dede ve ninelerin olumlu veya olumsuz tutumlarının etkili olduğunu belirtmektedir.
Sonuç olarak, boşanma aslında bir zaman dilimi içinde gelinen son noktadır. Özellikle çocukların olduğu ailelerde aniden boşanma kararı alınmaz. O nedenle boşanmanın çocuklar üzerindeki etkilerini anlayabilmek için ailenin o aşamaya kadar yaşadıkları zorlukları, çatışma ve gerilimleri göz ardı edemeyiz.
Boşanma öncesi ve sonrası aile ilişkilerinin niteliği, çocukların sürece uyumu üzerinde etkilidir. Ebeveynler boşanma sürecinde yaşadıkları yoğun duygusal, yasal ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle çocuklarının duygularını ve ihtiyaçlarını algılamada yetersiz kalabilirler. Ancak bu durum çocukların yaşadığı olumsuz duygu ve yaşantıları olduğu gerçeğini değiştirmez. Unutulmamalıdır ki çocuklar ister küçük olsun ister ergen, ebeveynlerinden koşulsuz sevgi ve güven beklerler. Bu nedenle anne babanın boşanmayı nasıl karşıladıkları, sonraki hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdürdükleri, çocuklarına olan ilgi ve desteği devam ettirmeleri çocukların boşanmadan dolayı yaşayacakları olumsuz etkileri en aza indirecektir.
Boşanmanın özellikle ilk iki yılı çocukların en fazla etkilendikleri dönem olarak belirtilirken, zamanla bir uyum sürecinin başladığı özellikle çocuklar için ekonomik ve duygusal olumlu şartlar oluştuğunda olumsuz etkilerin azaldığı görülmüştür
Boşanma ve Ergenler
Özellikle henüz kimliğini oluşturmamış, özerklik ve bağımlılık arasında gidip gelen, ne çocuk ne yetişkin sayılan, oldukça kritik ve karmaşık dönemde bulunan ergenlerin, boşanma sürecine verdiği tepkiler ve etkilenme düzeyi son derece farklı ve bireye özgüdür. O nedenle öncelikle ergenliği ve bu dönemde yerine getirmek zorunda olduğu gelişimsel görevleri gözden geçirmek fayda sağlayacaktır.
Ergenlik farklı kuramsal yaklaşımlar tarafından farklı yönleri vurgulanarak tanımlanmasına rağmen, bütün bu tanımların ortak noktası ergenliğin hızlı ve belirgin biyolojik, bilişsel, duygusal, sosyal gelişim ve değişmelerin yaşandığı, çocukluktan yetişkinliğe bir geçiş dönemi olduğudur.
Ergenlik döneminde ergenin başlıca psikolojik görevleri; doyum sağlayıcı ve gerçekçi bir beden imajı geliştirmek, anne-babadan bağımsızlaşarak ayrılmak, aile üyeleri dışında başka kişilerle doyum sağlayıcı ilişkiler kurmak, artan cinsellik ve saldırganlık dürtülerinin uygun ifadesini ve kontrolünü geliştirmek, kimlik oluşumunu gelecek için planlar yaparak pekiştirmek olarak tanımlamıştır. Ergenin sağlıklı bir gelişim ve uyumu için bu görevlerle yüzleşmesi gerekmektedir. Ancak bunlarla tek başına baş etmek oldukça zor olduğundan aile desteği ve yönlendirmesi ergenin yükünü hafifletecektir. Boşanmanın ergenler üzerindeki etkilerini, tüm bu gelişimsel görevlerini göz önüne alarak değerlendirmek gerekir.
Ergenler boşanma olayını küçük çocuklara kıyasla daha iyi anlayabilir ve kavrayabilirler. Bu durum bazen ergenlerin uyumunu kolaylaştırabilir. Onlar için en zor bilişsel görev boşanma deneyimini kendi kimlikleriyle özellikle yakın ilişkiler bağlamında bütünleştirebilmektir. Ergenler küçük çocuklarla benzer duygular yaşamalarına rağmen verdikleri tepkiler yaş düzeylerine özgüdür.
Boşanma ile birlikte değişen aile yapısı nedeniyle günlük rutinleri bozulan ergenler bu duruma öfke, kızgınlık, kaygı, depresyon veya saldırganlık şeklinde tepkiler verebilirler Boşanma sonrası genellikle geleceği ve etrafında değişen ilişkiler konusunda karışıklık ve endişe yaşayabilirler. Uyku düzeninde, yeme alışkanlıklarında ve konsantrasyon düzeylerinde değişiklikler olabilir. Aynı zamanda duygu durum düzensizlikleri ve dalgalanmalar görülebilir.
Ergen, her iki ebeveynle olan ilişkilerini yeniden tanımlamak ve yeni duruma uyum sağlamak zorundadır. Anne babası boşanan çocukların otomatik olarak “iki evi” olur ve her biri diğerini etkiler. Bu yeni yaşam tarzı olumlu ya da olumsuz duygular yaratabileceği gibi normal ergen gelişimini özellikle kimlik oluşumu ve ayrılma-bireyleşme sürecini tehdit edebilir.
Boşanma olayından sonra ebeveynlerin kendi travmalarına bağlı olarak yaşadığı sıkıntı ve sorunlar, ergenlerin anne babaları tarafından ihmal edilmelerine, ihtiyaçlarına karşı duyarsızlığa, tutarsız disiplin tekniklerine, daha az süpervize edilmelerine-daha az kontrol edilmelerine, daha az ya da aşırı sevgi ve sıcaklığa neden olabilir. Ebeveynler aşırı baskıcı veya aşırı izin verici olmak gibi tutarsız tutum ve davranışlar sergileyerek, kimlik ve özerklik arayışı içinde olan ve sınırları zorlayan ergenler üzerinde olumsuz etki yaratabilirler. Söz dinlememe, asilik, istediğini yaptırma gibi dışa vuruk davranışlar gösterebilirler. Bazı ergenler ise ihmal ve ilgi eksikliğine bağlı mutsuzluk, üzüntü, kaygı gibi içe dönük sorunlar yaşayabilirler.
Unutulmamalıdır ki ergenlik dönemi her ne kadar aileden uzaklaşma ve özerklik dönemi olsa da ergenin anne baba ile yakın ve sıcak ilişkilere ihtiyacı vardır. 35 çalışmayı kapsayan bir meta-analizde okul başarısı, davranışlar, psikolojik uyum, benlik saygısı, sosyal uyum ile boşanma arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Tüm bu çalışma bulguları ve bilgiler ışığında boşanmanın ergenler üzerinde yarattığı etkileri şu alt başlıklarda toplayabiliriz:
- Ebeveyn rolü üstlenmek (Yetişkin ayakkabısı giymek); Ergenlerin özellikle evin büyük çocuğu olanların boşanmaya gösterdikleri en önemli tepkilerden biri, evden ayrılan ebeveynin rolünü üstlenmesidir. Bu bizim toplumumuzda daha çok baba olduğundan, etrafınızda 15 yaşında evin babası olan ergenleri görebilirsiniz. Özellikle travmatik bir boşanma yaşamış, yetersiz, güçsüz olanlar bu durumu destekler hatta büyümenin, olgunlaşmanın bir parçası olarak görürler. Ergenin evden giden ebeveynin rolünü üstlenmesi, evdeki ebeveynin yalnızlık ve destek ihtiyacını karşıladığı için ona iyi gelir. Ancak bu “sahte olgunluk” son derece tehlikeli ve uygunsuz olabilir. Bu durumda ergen kendini aşırı önemli, değerli görebileceği gibi evin otorite figürü olarak yaşından büyük tutum ve davranışlar sergileyebilir. Kendinden büyüklerle arkadaş olma, akran ilişkilerinde sorunlar, disiplin ve sınır sorunları olabilir. Geride kalan ebeveynin eşi, kardeşlerinin annesi/babası olmak ergenin yaşının çok üzerinde bir sorumluluk alması demektir. Bu bir süre sonra bu yükün altında ezilen ergende bazı davranışsal ve duygusal sıkıntılar yaratabilir. Patolojik sorumluluk hissi altında kaygı ve takıntılı davranışlar, depresif süreçler geliştirebilir. Kendini yetersiz hissedebilir. İntihar düşünceleri başlayabilir.
- Ekonomik kaygılar; Boşanma sonrası ailelerde ciddi ekonomik kayıplar yaşanabilir. Hatta bazı durumlarda hiç çalışma hayatında bulunmamış anneler işe girmek ya da geniş aileye geri dönmek zorunda kalabilirler. Yeni ekonomik düzenlemeler, boşanma sonrası uyumun önemli bir parçasını oluşturur. Ergenler içinde bulundukları dönem özellikleri nedeniyle ben-merkezcidirler (egosentrizm). Her istediklerini alma, istedikleri yere gitme, şık ve marka giyinme gibi özenti ve hevesleri vardır. Özellikle boşanma öncesi sahip olduğu yaşam standartları yüksek ise boşanma sonrası ekonomik sıkıntılar bazı ergenlerde ciddi sorunlar yaratabilir. Ortaya çıkan bu yeni ekonomik durum ve statü kaybı öfke ve agresyona neden olabilir. Hatta bazı ergenler bu durumu daha da ileri götürerek ebeveynlerle özellikle evden giden ebeveynle sadece maddi çıkar ilişkisi kurabilirler. Statü kaybı depresyon ve intihar davranışları ile de yakından ilişkilidir.
- Taraf tutma (Ebeveynle akran olma); Boşanma sonrası genellikle ergenler küçük çocuklardan farklı olarak bir ebeveyne bağlı kalırlar, ona “iyi” ve “olumlu” özellikleri yüklerken, diğerine “kötü” ve “olumsuz” özellikleri yükleyerek taraf tutarlar. Hatta bazı ergenler için bir ebeveyn o kadar kötüdür ki, görmeye bile tahammülleri yoktur. Bu durumda ebeveynlerin payını da unutmamak gerekir. Ebeveynler özellikle aldatma, şiddet gibi olaylar nedeniyle boşanmışsa, bunu yapan ebeveyne karşı hissedilen tüm olumsuz duygular çocukla paylaşılır hatta çocuk ebeveynin dert ortağı haline gelir. Bu durumda ergen kendisine aktarılan tüm olumsuz duygu ve yaşantıları içselleştirir ve “mağdur-ezilmiş” ebeveynin tarafında yer alır, adeta onun sözcüsü olur. Ancak bu taraflılık her iki ebeveyne ihtiyacı olan ergenin olumsuz duygularla baş etmesini zorlaştırır, öfke ve kızgınlığın yanında mutsuzluk, üzüntü, kendine zarar verici davranışlara neden olabilir. Aşkı ve evliliği sorgulama, ikili ilişkilerde güven sorunlarına yol açar. Boşanma olayı ergenlerde evlilik kurumuna ve aile bağına olan güveni sorgulama özellikle kadın erkek ilişkilerinde sadakat duygusunda zedelenmelere neden olabilir. Bu durumda karşı cinsle ilişkilerde güven sorunları, sık erkek-kız arkadaş değiştirme, romantik ilişkilerde bağlanma sorunları ve korkular olabilir. Yapılan bir çalışmada boşanmış ailelerden gelen ergenlerin, reddedilme korkusu ve güven eksikliği nedeniyle ilişkilerini derinleştiremedikleri, özellikle kız ergenlerin daha fazla güven sorunu yaşadığı ve romantik ilişkilerinden daha az doyum aldıkları görülmüştür.
- Ayrılma-Bireyleşme (de-idealizasyon) sorunları; Ergenlerin içinde bulunduğu gelişimsel dönemin bir özelliği de, anne babaları ile olan duygusal bağları gevşeterek onlardan ayrımlaşması ve ayrı bir birey olabilmesidir. Bunu yapabilmek için ergen, “mükemmel-ideal” ebeveynlerini de-idealize edebilmeli, hatalarını, eksiklerini bularak değersizleştirebilmeli ve bu sayede onlardan ayrılığa dayanabilmelidir. Bu süreç “ergenlikte ayrılma-bireyleşme-bireyselleşme sürecinin” doğal bir parçası olarak değerlendirilir. Ancak boşanma olayı bu süreci ergenin abartılı bir şekilde yaşamasına, ebeveynlerden birinin ya da her ikisinin “pislik”, “şeytan” olarak algılanmasına neden olabilir. Bu durumda ebeveynlerle olan duygusal bağ tamamen kopacağı için, ergende yalnızlık, aileye ve kendine yabancılaşma duyguları ortaya çıkabilir. Buna bağlı olarak, ergenlik gibi kritik gelişimsel bir dönemde kimlik bocalaması, aşırı uçlara kayma, ciddi davranım ve uyum sorunları görülebilir.
- Evden uzaklaşma (arkadaş-akran etkisi); Ergenlik döneminde ergenlerin anne babadan uzaklaşarak arkadaşlarına yönelmeleri, onlarla daha fazla vakit geçirmek istemeleri olağan bir durumdur. Ancak boşanma sonrası bazı ergenler evden ve aileden tamamen uzaklaşıp arkadaş çevresine yönelebilirler. Bazıları otorite boşluğu, disiplin ve sınır sorunları, ebeveynlerin kendileri ile olan yoğun meşguliyetleri nedeniyle evde bulamadıkları yakınlık ve sıcaklık gereksinimini dışarıda bir gruba ait olarak gidermeye çalışırlar. Bu durum bazen olumsuz arkadaş çevresine, eve geç gelme/gelmeme durumuna, alkol/madde kullanım bozukluklarına neden olabilir. Özellikle kendinden büyüklerle arkadaşlık etmek, yakınlık ve sıcaklık arayışının bir sonucu olarak erken ve uygunsuz cinsel yaşantılar ergenlerde ciddi travmalara yol açabilir.
- Okulla ilgili sorunlar; Yaşam koşullarında ve aile yapısında boşanma sonucu ortaya çıkan değişiklikler ergenlerde okulla ilgili akademik başarıda düşüklük, devamsızlık sorunlarına hatta okulu bırakmaya neden olabilir. Yapılan bir çalışmada boşanmış ailelerden gelen ergenlerde anksiyete, depresyon, düşük benlik saygısı ve okulla ilgili sorunların boşanmamış ailelerden gelen ergenlerden daha fazla olduğu bulunmuştur. Yine aynı çalışmada boşanmış ailelerden gelen kadın ve erkek ergenler karşılaştırıldığında, erkeklerde okulla ilgili sorunlar daha çok belirlenmiştir. Boşanmanın akademik başarıyı olumsuz etkilediğini ve okulu bırakma eğilimini artırdığını gösteren birçok çalışma vardır.
Özetle, boşanma ile aile yapısında ortaya çıkan değişimlere hem anne babanın hem de çocukların uyum sağlaması zor ve uzun bir süreçtir. Ancak boşanmanın etkileri ve uyum süreci aileden aileye bireyden bireye farklılıklar gösterir. O nedenle her aile ve birey kendine özgü olarak değerlendirilmeli ve kişisel kaynaklarını kullanmasına (güçlü yanlar) olanak sağlanmalıdır
EBEVEYNE YABANCILAŞMA SENDROMU
Ayrılma veya boşanma sonrası çocuğun ebeveyn reddi, genellikle ebeveyni görmeye ciddi direnç gösterme, o ebeveyne gitmek istememe gibi durumlar ortaya çıkabilir. Bu durum mahkemeyi, uzmanları ve ebeveynleri zor durumda bırakabilir. Bu reddediş normal ya da kabul edilebilir nedenlerle olabileceği gibi bir yabancılaşma durumu da olabilir.
Bu patolojik yabancılaşma durumu ilk olarak Wallerstein ve Kelly tarafından tanımlanmıştır ve narsistik kızgın bir ebeveyn ile duyarlı kırılgan bir çocuğun diğer ebeveyni incitmek, cezalandırmak için birlikte çabaladığı bir süreç olarak tanımlanmıştır. Toplum taramalarında boşanmış ailelerin çocuklarının %11-15’inde bir ebeveyne karşı yabancılaşmanın olduğu saptanmıştır. Velayet davalarında ise bu oran daha da artmaktadır.
Gardner daha sonra bir ebeveyne karşı patolojik yabancılaşma durumunu tanı konabilen bir bozukluk olarak tanımlayabilmek için Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu (EYS) kavramını ortaya koydu. (Bazı kaynaklarda “ebeveyne yabancılaştırma sendromu” olarak geçer).
Gardner 1985 yılında EYS’yi çocuğun bir ebeveyn tarafından diğer ebeveyne karşı bilinçli ve programlı bir şekilde yabacılaştırılma (beyin yıkama) sürecinin söz konusu olduğu bir bozukluk olarak tanımlamıştır. Çocuğun davranışlarına göre tanımlanacağını belirterek EYS’yi tanımlayan 8 kriterden bahsetmektedir.
EYS şiddet açısından hafif, orta ve ağır olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştır.
- Hafif: Yabancılaşma nispeten yüzeyseldir. Çocuk yabancılaştırıldığı ebeveynle iletişimdedir arada bir hoşnutsuzluk söz konusudur.
- Orta: Yabancılaşma daha yoğundur. Çocuk yabancılaştırıldığı ebeveyne oldukça yıkıcı ve saygısız olabilmektedir ve bu nedenle iletişim daha zordur.
- Ağır: Çocuk yabancılaştırıldığı ebeveyne o kadar düşmanca davranır ki iletişim nerdeyse imkânsızdır. Bazı durumlarda, çocuklar veya yabancılaştıran ebeveyn hedefteki ebeveyne karşı aşırı derecede ciddi davranış suçlamaları yönlendirebilir (şiddet, istismar ve çalmak gibi, hatta cinsel istismar), ancak bu suçlamalar kanıtlarla desteklenmez.
Cinsel istismar iddiaları boşanma sürecindeki ebeveynler arasında ortaya atılıyor ise psikiyatrik değerlendirmede EYS mutlaka akla gelmelidir. Bazen de yaşanan cinsel istismar olayının açığa çıkması ebeveynleri boşanma sürecine götürebilmektedir. İstismara uğradığını açıklayamayan çocuk için boşanma süreci istismarcı ebeveynden uzaklaşmak için bir fırsat olabilmektedir.
Boşanma durumu gerçek bir cinsel istismar olayının açığa çıkmasını sağlayabilir. Bu noktada boşanma sürecinde ortaya çıkan cinsel istismar iddialarının gerçeği yansıtabileceği de gözden kaçırılmamalıdır. Bu konuda çok ciddi, dikkatli ve detaylı incelemeler yapılmalıdır. EYS’nin tanımlanması ile birlikte aile içi istismar durumunun olduğu bazı vakalarda ebeveynin aslında gerçek bir istismarın söz konusu olmadığını, durumun EYS tablosu olduğunu iddia etmeye başladığı görülmüştür. Bunun üzerine Gardner, EYS ve istismar ayrımının yapılabilmesi için aile içinde çocuğa karşı gerçek bir istismar veya ihmal varlığı durumunda EYS tanısının geçerli olamayacağını bildirilmiştir. Fiziksel veya cinsel istismar varlığında çocukta travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ön planda iken, EYS’de bu belirtilerin görülmesi nadirdir.
EYS olgularında değerlendirme sürecinde ebeveynlerin tutum ve davranışlarındaki farklılıklar da oldukça dikkat çekicidir. Yabancılaştıran ebeveyn genellikle muayenede işbirliğine yatkın değildir; sadece kendi tercih ettiği, travma öyküsü ile başvurarak çocuğa karşı bir travma olduğuna dair izlenim bırakabildiği klinisyen ile işbirliği eğiliminde olmaktadır.
Yabancılaşan ebeveynin tarafsız bir kişi tarafından değerlendirilme isteklerini reddederler. Yabacılaşan ebeveyn mağdur durumda olduğu için bu konuda maddi manevi çaba sarf etmek ister ancak yabancılaştıran ebeveyn tarafında bu çabalar karşılık bulamaz. İstismar olgularında da istismar uygulayan ebeveyn, EYS tablosundaki yabancılaştıran ebeveyn özellikleri gösterir, işbirliğini reddeder.
EYS aslında duygusal istismarın bir türüdür ve ağır durumlarda çocuklar üzerinde kalıcı, telafisi olmayan hasarlara yol açabilir.
Boşanma sürecinde devam eden tartışmalar, yabancılaştıran ebeveyn tarafından yapılan suçlayıcı, eleştirel, duygusal içerikli manipülatif-yönlendirici davranışlar, yabancılaştıran ebeveynin duygusal gereksinimini karşılamak amaçlı çocuğun sağlıksız bir şekilde bağımlı yetiştirilmesi ve çocuğun bağımsız düşünme yeteneğinin engellenmesi duygusal istismarın parçalarıdır.
Bu duygusal istismar zaman zaman fiziksel ve/veya cinsel istismardan daha zararlı olabilmektedir. Bir çocuğun EYS olarak bildirilmesi, çocuğun ve hedefteki ebeveynin ilişkisinde hem çocuk hem de mağdur ebeveyn için ömür boyu sürebilecek bir tahribat yaratabilir.
EYS’nin etiyolojik nedeni olarak yabancılaştıran ebeveyn suçlanmaktadır; ancak yabancılaştıran ebeveynin olması bu klinik durumun ortaya çıkması için şart değil ve bazen de yeterli değildir. Gardner’in hipotezine göre ancak yabancılaştıran ebeveyn ile alıcı bir çocuk etiyolojik neden olarak gösterilebilir.
Gardner’in öne sürdüğü Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu’nun Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition (DSM-5) kitabında “Parental Alienation Disorder” - Ebeveyn Yabancılaştırma Bozukluğu olarak ruhsal rahatsızlıkları inceleyen bir komite tarafından çocukluk çağı ruhsal bozuklukları bölümüne eklenmesi önerilmiştir. EYB savunucuları, bu bozukluğun ayrılma veya boşanma sürecinde reddedilmeyen ebeveynle ortaya çıkan bir ruhsal sağlık sorunu olduğunu iddia etmektedirler.
EYS’nin çocukluk çağı ruhsal rahatsızlığı olduğunu gösteren bilimsel datanın-bilginin yetersizliğine rağmen, Bernet ve arkadaşları, 2010 Haziran’da “Annual Meeting of the Association of Family and Conciliation Courts” (AFCC)’da bir panelde EYS için tanı kriterleri önermişlerdir.
EYS’yi yeni bir ruhsal rahatsızlık tanımlamak için yeterli bilimsel verinin olmaması, EYS semptomlarını, travmadan özellikle çocuk istismarı ve aile içi şiddete bağlı gelişen ruhsal semptomlardan ayırıcı yeterli verinin olmaması ve mahkemelerin çocukların sağlıklı yetişmesi için hedefteki ebeveyn ile yeniden birleşmeleri gerekliliğini gösteren yeterli verinin olmaması Bernet ve arkadaşlarının önerilerinin reddedilmesinin sebepleridir.
Bir ruhsal rahatsızlık olarak sınıflandırılması anlamında EYS için tartışmalar uzun yıllardan beri devam etmektedir. Gardner EYS tanısını kendi yazılarından atıf ile bir ruhsal rahatsızlık olduğunu belirtmektedir.
EYS nin psikiyatrik bir tanı olmadığını savunanlar yeterli bilimsel araştırmanın olmadığını ileri sürmektedir. 2010’da EYS’nin tanı konan bir ruhsal rahatsızlık olduğu iddiasını çürütmek için Leonere Walker bir yayın çıkarmıştır. DSM-5’te resmi bir tanı olarak EYS’i benimsemenin, yalnızca ruh sağlığı profesyonellerini ve mahkemeleri karıştırmak için kullanılacağını bildirilmiştir. Bu tanımlamanın davalarda hem avukatların hem de bilirkişilerin maddi kazançlarını arttırmalarını ve boşanma davalarındaki tartışmalara ek olarak sadece nitelikli uzmanların katılabileceği tamamen yeni bir tartışma seviyesi yaratmaya sebep olacağı ileri sürülmektedir. EYS’nin psikiyatrik tanısını meşrulaştırmak için ne bilimsel ne de klinik olarak yeterli destek bulunmamaktadır. Boşanma davalarında her iki tarafın da mahkemede yeterli kanıtları sunmasına olanak verilmelidir ancak, çatışmanın ortasında kalan çocuk psikiyatrik hasta olarak etiketlenmemelidir.
Kanada’da yapılan bir çalışma, mahkemelerin, davaların yaklaşık üçte birinde babayı yabancılaştıran ebeveyn olarak tanımladığını bildirmiştir. Gardner ise Avustralya’da 5 yıllık bir dönemi içeren analiz sonucunda, yabancılaştıran ebeveyn olarak yaklaşık eşit sayıda erkek ve kadın olduğunu bildirmiştir.
Başlangıçta bir yaşam geçişiyle baş etmede geçici bir zorluk olarak görülen bir problem, etkisiz bir şekilde ele alınırsa daha uzun ömürlü olabilmektedir. Çocuğun ebeveyne yabancılaşması, ebeveynlerin ayrılmasına yanıt olarak kısa süreli geçici bir durum olarak düşünülebilmektedir; ancak Gardner, bildirdiği 33 olguda yabancılaşmanın 2 yıldan fazla sürdüğünü belirtmiştir.
Çocukken yabancılaşmaya maruz kalan erişkinlerin olduğu bir örneklemde, bozulmuş ebeveyn-çocuk iletişiminin tüm vakalarda en az 6 yıl sürdüğünü, vakaların yarısında ise 22 yıldan fazla devam ettiğini bildirmiştir. EYS’nin, ebeveyn çocuk ilişkisini bloke ettiği, uzaklaşma ve kopuş süreci yaşandığı bilinmektedir. Genelde durumu anlatan şikayet eden yabancılaştıran ebeveyn iken, aslında mağdur olan çocukları ile iletişimi kopan ebeveyn suçlu gibi yansıtılabilmektedir.
Bu gibi boşanma davalarında sadece tek ebeveynden öykü alarak kanaat vermek yanlış kararlara yol açabilmektedir. Her iki ebeveyn ile birlikte çocuğun dikkatli ve ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Gerektiği durumlarda ebeveynlerin ayrı ayrı psikiyatri uzmanı tarafından değerlendirilmesi önerilmelidir.
Ayrılma sürecinde annelerin kasıtlı olarak boşanmada taktiksel üstünlük kazanmak ya da diğer ebeveynden intikam almak amaçlı çocuklarının cinsel istismara uğradığı iddiasında bulunma ihtimalinin oldukça yüksek olduğuna dair yaygın bir yanlış algılama mevcuttur. Geniş örneklemli boşanan ebeveynlerin dahil edildiği çalışmalarda dava tabanlı çalışmalara göre kasıtlı istismar iddialarının oldukça düşük oranda olduğu saptanmıştır. 1998 yılında Canadian Incidence Study of Reported Child Abuse and Neglect (CIS_98) isimli çalışmada, tüm istismar vakalarının sadece %4’ünün kasıtlı yanlış istismar iddiası olduğu rapor edilirken, bir velayet veya boşanma davasında, kasıtlı olarak yanlış istismar iddia oranı % 12’ye yükselmektedir. Analiz sonuçlarına göre ihmalin kötü muamelenin en yaygın biçimi olduğu bildirilmiştir. CIS-98 çalışmasına göre ismi bilinmeyen kişilerin ve velayeti almayan ebeveynlerin (genellikle baba) çok daha fazla yanlış istismar bildirimi yaptığı, velayeti alan ebeveynin (genellikle anne) ve çocukların ise nadiren yanlış istismar iddiasında bulunduğu saptanmıştır.
Ebeveyn yabancılaştırmanın yetişkin çocuklar üzerindeki uzun vadeli etkilerinin incelendiği bir çalışmada katılımcıların çoğunda, düşük benlik saygısı, kendilerine ve başkalarına güven eksikliği, depresyon, uyuşturucu-alkol sorunları, kendi çocuklarına yabancılaşma ve boşanma gibi problemlerin yaşandığı saptanmıştır.
EYS olan çocuklarda davranış bozuklukları, anksiyete bozukluğu, kişilik bozuklukları, dissosiyatif bozukluk gibi birçok ruhsal bozukluk gelişebilmektedir.
BOŞANMA SÜRECİNDE YAKLAŞIM-ÖZET
Boşanma hem çocuk hem de ebeveynler için psikolojik, sosyal ve ekonomik açıdan değişikliklerin ortaya çıktığı, uyum sağlanması zorlu bir süreçtir. Bu zorlu sürece çocuğun uyumunu sağlayan ya da uyumunu güçleştiren en önemli faktörlerden biri ebeveynlerin boşanma sürecinde ve sonrasında birbirlerine ve çocuklarına karşı tutum-davranışları olmaktadır.
Boşanma sonrası hem ebeveynlerin hem de çocuğun alıştığı düzen değişmekte ve çocuğun yeni sürece uyumuyla beraber ebeveynleri ile ilişkileri de yeniden şekillenmektedir. Boşanmış çiftlerin çoğunluğunun evlilik sürecinde ciddi tartışmalar yaşadığı ve evlilik sürecinde eşler arası çatışmanın ebeveynlik davranışlarını olumsuz etkilediği bilinmektedir. Ebeveynlik davranışları eşler arası düşmanlık arttıkça daha da olumsuz etkilenmektedir. Araştırmalar da eşler arası düşmanlık arttıkça ebeveynlerin daha katı bir disiplin uyguladığını ve çocuğa karşı daha az duyarlı, destekleyici, kabullenici olduğunu bildirilmiştir. Evlilik sürecindeki çatışmalar boşandıktan sonra da devam edebilmekte ve çocuklar üzerinde oldukça ağır olumsuz etkileri olmaktadır.
Evlilik sorunları yaşayan ya da boşanma aşamasında olan ebeveynlerin genellikle kaygısı çocuklarının bu süreçten ne kadar etkilenecekleri yönündedir. Birçok anne-baba ciddi evlilik çatışmaları yaşamalarına rağmen çocuklar için boşanmayı erteleme, çocukların büyümesini bekleme eğilimdedirler. Bu tarz paternler çocuk için daha yaralayıcıdır ve çocuk daha fazla bu durum ile ilgili kendini suçlar. Çocuklara asla sizin yüzünüzden, sizin iyiliğiniz için boşanmıyoruz tarzı mesajlar verilmemelidir. Çocuk boşanma sonrası ortada bırakılmamalı, suçlanmamalı, kendini bu durum ile ilgili suçluyorsa bu yanlış konuşulmalı ve düzeltilmelidir.
Ayrıca çocuğun kafasının karışmaması için anne ve babanın boşanma sonrası aynı evde kalmaya devam etmeleri veya aşırı sık bir araya gelmeleri gibi şeyler çocukların kafalarını daha da karıştırır. Çocuklara “asla senin bizi barıştırma gibi görevin yok, bu seninle ilgili değil” mesajı verilmelidir. Tekrar bir araya gelinecekse, kesin karar verilmeden asla bu çocuğa söylenmemelidir. Çocuk ve ergenler böyle mesajlar hissederlerse aileyi bir arada tutmak için bilinçli bedensel ve psikolojik yakınmalar çıkarabilirler (psikojenik bayılma, nedeni bulunamayan tıbbi bulgular, belirtiler, konversiyon, psikojenik nöbetler, yapay bozukluklar, hastalık numarası yapma, intihar ile tehdit etme, kendine zarar verme ile tehdit etme). Görüldüğü üzere bu bulgular da oldukça patolojik kişilik özelliklerinin gelişimine yol açabilir.
Çocuklar boşanma sonrası ne olacağı, nasıl bir yaşam sürmeye devam edecekleri, ekonomik veya statü kayıpları yaşayıp yaşamayacakları, kimin yanında kalacakları, nerede yaşayacakları, okul değişikliği olup olmayacağı, velayet sahibi olan ebeveyni görüp görmeyecekleri gibi konularda daha fazla kafa yorarlar. Bu konularda çocuklara mümkün olduğunca dürüst bilgiler verilmelidir.
