DAVRANIM BOZUKLUĞU ve SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR
Giriş
Ergenlikte suç işleyen olgularda psikiyatrik bozukluklar, gelişimin bir çok yönü, kişilik, sosyal, iletişimsel, etkileşimsel özellikler, empati ve zihin kuramı, mentalizasyon-zihinselleştirme becerileri (karşısındakini anlayabilme, karşısındakinin niyet ve amaçlarını tahmin edebilme, karşısındakinin duygularını anlama, bir eylemin kendi ve diğerleri üzerinde nasıl bir etki yapabileceğini öngörebilme) ve ilişki kurup-sürdürebilme kapasiteleri, zihinsel-zeka düzeyleri, kallöz-rijid (esnek olmayan düşünce yapısı), emosyonel ve empatik olmayan (duygusuz, duyguları anlamayan ya da karşısındakilerin duygularının önemsememe) kişilik özellikleri, psikopatik özellikler, hayatın ilk yıllarının nasıl geçtiği, aile yapısı ve işlevselliği, ebeveyn psikopatolojisi (anne ve babada psikiyatrik hastalıklar), genetik yüklülük, ailede suç öyküsü ve otistik özellikler sorgulanmalı ve değerlendirilmelidir.
Ergenlerde suç işleme için koruyucu olan faktörlere baktığımızda; psikopatoloji olmaması, zeka düzeyinin normal ya da yüksek olması, çocukluk çağı olumsuz yaşam olaylarının yokluğu, travmatik deneyimlerin olmayışı, psikososyal belirgin sorunların, ihmalin olmayışı veya olsa bile depresif-travmatik-anksiyöz süreçlerle iyi başetme becerisi, yüksek problem çözme becerisi, engellenme eşiğinin iyi olması, kişilik bozukluğunun olmaması, iyi aile desteği, iyi sosyal destek, olumlu okul iklimi, iyi mahalle-akran ortamı, olumlu mizaç özellikleri, çocuğun güçlü yanlarının fazla olması, yüksek dayanıklılık yer alır.
Çocuklar ve Gençlerde Suça Yönelmenin Nedenleri
- Genetik ve biyolojik faktörler: Erkek olma, doğum komplikasyonları, zekâ düşüklüğü, dikkat-eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresif özellikler, risk alma davranışları, heyecan arama, yenilik arayışı, düşük zarardan kaçınma mizaç özellikleri ve zor mizaç, alkol ve madde kullanımı, kişisel özellikler…
- Psikososyal faktörler: Sosyoekonomik yetersizlik, aile içi çatışma, ailede suç öyküsü, ailede antisosyal davranış ve madde kötüye kullanım öyküsünün varlığı, ailede psikopatoloji öyküsü, ailenin duygusal yakınlığının ve yetiştirme tutumunun yetersizliği, istismar, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, ihmal, yoksulluk, yoksunluk diğer ebeveyn psikolojik bozuklukları…
- Çevresel faktörler: Okul çevresi, akran etkisi, akademik performans düşüklüğü, başarısızlık, göç ve medya, olumsuz okul iklimi, akran zorbalığı, kötü mahalle ortamı…
Çocuğun sosyal, ahlaki ve psikolojik gelişiminde en önemli belirleyici faktör ailedir. Toplumsallaşma, kurallar ve düzen ailede başlar ve aile içi çatışmaların yoğun olduğu ailelerde yetişen çocukların toplumsal kurallara uyma ile ilgili daha sık sorun yaşadığı bilinir. Suça sürüklenen çocukların çoğunun ebeveynlerinin suça karışma öyküsünün olması, parçalanmış veya geniş ailede büyümesi, ebeveynlerin çocuklarını ihmal etmesi, korkutucu tutumları olması veya çok katı bir disiplin uygulaması, çocuğun kötü muamele görmesi, ebeveynlerin antisosyal davranışları, sosyal desteğinin olmaması, ailelerinin düşük eğitim düzeyi ve düşük sosyoekonomik düzeyi, aile bireylerinin alkol/madde kullanımı veya ruhsal rahatsızlıklarının olması, annenin sosyal desteğinin olmaması, annenin mahallede yalnız bırakılması-dışlanması, anne-babanın çocuğun nerede-ne zaman-kiminle olduğunu gözetmeme, merak etmeme (düşük ebeveyn süpervizyonu-izlemi) gibi faktörler çocukları suça sürükleyen ailesel risk faktörleri olarak birçok araştırmada gösterilmiştir.
Bir çocuğun annesinin eğitim düzeyinin düşük olması babanın eğitim düzeyine göre çocuğun suça karışma sürecinde çok daha etkili bir faktördür, bu durum çocuk eğitiminde annenin rolünü açıkça ortaya koymaktadır. Çok genç yaşta çocuk sahibi olan annelerin çocukları ile ilişkilerinde yetersiz ve olumsuz bir iletişim içerisinde oldukları ve bu annelerin çocuklarının suç olabilecek problemli davranışlarının çok daha fazla olduğu bilinmektedir.
Çocuk suçluluğu ile çocuğun akademik başarısı arasında ilişki olduğu araştırmalarda gösterilmiştir ancak aradaki ilişki oldukça karmaşıktır. Çocuğun agresif davranışları okulda akranlarından ve öğretmenlerinden tepki almasına, okul hayatında ve akademik başarısında zorluklar yaşamasına sebep olabilmektedir. Sürekli tepki alan, damgalanan, derslerinde başarısız olan bu çocuklar zamanla suça daha meyilli hale gelebilmektedir. Her agresif ve saldırgan davranışları olan çocuk akademik başarısızlığa maruz kalmamaktadır ve başarısız olan her çocuk da suç işlememektedir. Çocukların ailesine ve okuluna bağlılığının olmaması, derslerinde başarısız olması, akranları tarafından aşağılanması veya tehdit edilmesi gibi çocuğun “akran zorbalığı”na maruz kalmasının da çocuklarda suç davranışlarını arttırdığı saptanmıştır. Düşük akademik başarının tekrar suç işleme riski ile de oldukça ilişkili olduğu bilinen bir gerçektir. Çocuğun akademik anlamda başarısız olmasına sebep olabilecek ruhsal faktörlerden çevresel faktörlere kadar birçok faktör bu süreçte rol oynamaktadır. Çocuk suçluluğunun azaltılması için çocuğun akademik başarısının artırılmasına yönelik önlemler alınmalıdır. Müdahale ve önleme programları ile agresif davranışların ve akran zorbalığının önlenmesi gerekmektedir.
Çocuk suçluluğunda göç de önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemiz, gelişmekte olan bir ülke olması nedeniyle her yıl binlerce insan kırsal kesimlerden kentlere göç etmektedir. Ayrıca Türkiye en yoğun göçmen-mülteci nüfuslarından birine sahiptir. Kentleşmeye, şehir kültürüne uyum sağlayamayan, dışlanan bireylerin sorunlarına şehirdeki yaşam şartlarının zorluğunun da eklenmesi ile birlikte suça eğilim artabilir. Ülkemizde suç oranının sosyoekonomik belirteçlerinin değerlendirildiği bir çalışmada il bazında veriler kullanılarak yapılan analizlerde gelir düzeyinin, işsizlik oranının, göç oranının, eğitim seviyesinin, nüfus yoğunluğu, doğum hızı gibi unsurların ve şehirleşmenin suç oranını belirleyen temel ve önemli faktörler olduğu saptanmıştır.
Göçmen, mülteci çocuklarda marjinal davranışlar geliştirme, negatif kimlik oluşturma, akran gruplarından dışlanmamak için madde-alkol kullanımı, suça yönlendirilmeye ve kandırılmaya yakınlık nadir rastlanılmaz.
Suçlu gençler arasında, zihinsel rahatsızlıkların oranı yüksektir. Suça karışan çocukların %65-70’inin en az bir ve daha fazla psikiyatrik tanı aldıklarını bildiren çalışmalar çoğunluktadır. Sıklık sırasında göre davranım bozukluğu, madde kötüye kullanımı, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), özgül öğrenme bozukluğu (ÖÖB), anksiyete bozuklukları, duygudurum bozukları, zihinsel yetersizlik ve psikotik bozukluklar (şizofreni gibi…) eşlik eden psikiyatrik bozukluklar arasında öne çıkmaktadır. DEHB ve ÖÖB eş tanısında suç işleme oranları daha da yüksektir. Psikiyatrik bozuklukların, yargılama becerisini bozarak ceza sorumluluğunu ortadan kaldırabileceği veya önemli derecede etkileyebileceği bilinmektedir. Ancak ceza sorumluluğunun ne denli etkilediğini belirleyebilmek için adli psikiyatrik değerlendirme gereklidir.
Hirschi’ye göre, suça meyilli olmak bir insanın doğasında vardır, bu davranış değiştirilmediği sürece devam eder ve aile, bu davranışın engellenmesinde önemli bir unsurdur. Aile, bireyin toplumsallaşma sürecinde etkin rol oynayarak çocuk için model olur. Bu süreçte, çocuğun özdeşleşme, özdeşim kurma, rol model olma, örnek alma, pekiştirme ve öğrenme yoluyla kişiliği şekillenir. Bu nedenle çocuğun suça yönelmesinde ailesel faktörler son derece etkilidir. Olumsuz aile yapısı, ailenin eğitim düzeyinin düşüklüğü, sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü, ailedeki madde kullanımı ve suç, bir çocuğun suç işlemesinde önemli risk faktörleridir.
Anne ve babaların suç davranışıyla çocuğun suç davranışı arasındaki ilişki nesiller arası geçiş yoluyla da ilişkilendirilmektedir. Bir çalışmada, nesiller arası geçişte etkili olan bireysel, ailesel ve sosyo-ekonomik risk faktörleri kontrol altında alınmasına rağmen suç davranışının nesiller arası geçtiği bulunmuştur. Bir başka çalışmada, çocukların suç davranışının anne ve baba ile değil kardeşler arası suç davranışıyla güçlü bir benzerliği saptanmış, bunun da öğrenme ve taklit etmeden kaynaklanabileceği vurgulanmıştır.
Kaplan’a göre, ergenler, aile ve okul ortamlarında geleneksel beklentilere ulaşma konusunda yaşadıkları başarısızlıkların, gerilimlerin ve bunun yarattığı aşağılanma duygusunun giderilmesi için sapkın gruplar içerisinde yer alır. Sapkın gruplar, ergenin yeni bir benlik oluşturma sürecinde rol oynar. Sapkın gruba uygun hareket etme (“negatif kimlik geliştirme”) ve birlikte suç işleme de benlik oluşturma süreciyle ilişkilidir. Bu süreçte, toplumsal denetim mekanizmasının ergenler üzerindeki etkisinin zayıflaması da onların suç davranışına eğilimli hale gelmelerinde etkili olur. Bu modelde, suçluluğu açıklamadaki en önemli faktör, akran grubuna olan bağlılıktır. Araştırmalar suç işleyen ergenlerde arkadaş faktörünün önemine işaret eder.
Suçla ilgili araştırmalarda şiddete dayalı suçların dörtte üçünün erken çocukluk dönemi başlangıçlı olduğu saptanmıştır. Erken çocukluk dönemi başlangıçlı davranış problemleri, geç çocukluk ve adolesan dönemde ciddi şiddet davranışları şeklinde kendini göstermektedir. Biyolojik açıdan dezavantajlı olmanın, katı-korkutucu ebeveyn tutumunun, sosyal normlara aykırı davranan akran gruplarına katılmanın, çocukluk ve erken ergenlik döneminde antisosyal davranışa yol açtığı vurgulanmaktadır.
Antisosyal davranış ve empati arasındaki ilişkinin varlığını gösteren bir izlem çalışmasında, 12 yaşındaki empati düşüklüğünün 16-17 yaşındaki antisosyal davranışı yordadığı ortaya konmuştur. Ergenlerde düşük empatinin, ahlaki çözülmeye ve sonunda şiddet davranışına yol açabileceğine yönelik bir yaklaşım da vardır. Bandura ve ark. tarafından tanımlanan “ahlaki çözülme” kavramında, ahlak dışı davranış gösteren bir birey, suçluluk ve utanç gibi olumsuz duygulardan kurtulmak için sosyal-bilişsel bir savunma geliştirerek davranışlarını meşrulaştırabilir. Bu durumda birey, “suçu mağdura yükleme”, “sonuçları çarpıtma”, “sorumluluğu yayma”, “insan dışılaştırma”, “sorumluluğu üstlenmeme”, “olumsuz davranışı olumlu etiketleme”, “olumsuz davranışı kıyaslama ve meşrulaştırma” şeklinde farklı savunma düznekleri kullanabilir.
Suç işleyen ergenlerde sorgulanması gereken konular arasında; aile yapısı ve işlevselliği, baskın psikiyatrik sorun ve bununla ilgili geçmiş öykü, tıbbi hastalıklar (epilepsi, beyin hasarı, kafa travması..), kullanılan tıbbi ilaçlar (kortikostereoid, antiepileptik..), özel eğitim öyküsü, alt sınıf veya kaynaştırma eğitiminde olup olmama, psikiyatrik takip ve ilaç kullamına uyum, sigara-alkol-madde kullanımı, çete üyeliği, ebeveyn psikopatolojisi, sabıka varlığı, DEHB, ÖÖB varlığı ve tedavi, özel eğitim alıp almadığı, kişilik-mizaç özellikleri, aile öyküsü (psikiyatrik soygeçmiş, suç-cezaevi öyküsü, madde kullanımı, alkolizm, intihar, cinayet işleme veya cinayet kurbanı olma..), gelişimsel öykü (zihinsel yetersizlik, dil-konuşma sorunları, uyaran eksikliği, otistik özellikler, sınırda mental kapasite, ÖÖB...), psikotik algı ve paranoid düşünceler, yıkıcı duygu durumu düzenleyememe bozukluğu, depresyon, distimi varlığı, bipolar bozukluğu düşündüren bulgular, ihmal ve istismar öyküsü şüphesi, kimlik sorunları, intihar girişimleri, kasıtlı kendine zarar verme davranışları, sosyal ve akran ilişkileri, otorite figürleri ve öğretmenlerle ilişki, okul başarısı, okula bağlılık ve okula devam etme yer alır.
Ergen suça sürüklenen çocuklarda özellikle garip özellikleri olan suçlarda prodromal şizofreni, prodromal mani, psikotik bozukluklar, şizofreni, şizoafektif bozukluk, otizm-psikoz sınırı bozukluklar,bipolar afektif bozukluk, geniş fenotip otizm spektrum bozukluğu, kleptomani, piromani, zihinsel yetersizlik, sınırda mental kapasite, yüksek fonksiyonlu otizm veya Asperger sendromu, REM uykusu davranış bozukluğu, ağır uyurgezerlik asla atlanmamalıdır.
Agresyon saldırganlık, suç işlemeye yatkınlığın ağır kişilik-mizaç sorunları, antisosyal davranışlar, düşük dürtü kontrolü, afektif-emosyonel-duygusal labilite/oynaklık, bilişsel süreçlerde bozulma ile ilişkisi bilinir ve bu sorun bozulmaların nörobiyolojik-genetik yatkınlıkları belirlenmiştir. Travmanın suç içeren davranışların nesilller arası aktarımına bakıldığında yukarıdaki genetik risk faktörlerine sahip bireylerde çocukluk çağı olumsuz yaşam olayları ve psikososyal sorunlar bu bozuk genlerin daha da fazla ve bozuk eksprese olmalarına ve beyinde değişikliklere yol açmaktadır. Yeni psikososyal sorunlar ve beyindeki nörobiyolojik defisitler arasında iki yönlü kısır döngü yaratıcı, birbirini besleyici özellikler agresyon gösterme ve suç işleme ile ilgili risk faktörlerini daha da arttırmaktadırlar.
Ergenlerde suç işleme ile ilgili en çok dürtüsellik, agresyon ve saldırganlık davranış ve özellikleri ilişkilidir. Kendi kendini kontrol edememe, engelleyememe, sınırlayamama, ileri boyutta öfke kontrol sorunları, hızlı çıkarımlarda bulunma, dünyayı düşmanca algılama, yüksek yenilik-ödül-haz-uyaran arayışı mizaç özelliği, ödülü-hazzı erteleyememe de suç işleme ve saldırganlıkla ilişkilidir.
Kişinin kendine yönelttiği agresyon, depresyona eşlik eden agresyon, impülsivite-dürtüsellik, suç ile ilişkili olsa da, suisidal olmayan-intihar dışı kendine zarar verme davranışında depresif belirtiler daha belirleyicidir.
DEHB ve davranım bozukluğunun suç ile ilişkisinin değerlendirildiği 30 yıllık bir takip çalışmasında çocukluk çağında görülen davranış bozukluğunun hem yalnız başına hem de hiperaktivite ile erişkin çağdaki suçlarla yüksek oranda ilişkili olduğu saptanmıştır, ancak çocukluk çağındaki DEHB, daha sonraki suçlarla çalışma popülasyonundaki diğer bozukluklardan daha fazla ilişkilendirilmemiştir. 5-12 yaş arasında DEHB belirtileri olan çocukların incelendiği bir çalışmada dikkat eksikliği, hiperaktivite-impulsivite veya kombine tip olması fark etmeksizin ileride daha çok suç davranışı sergilediği kanıtlanmıştır. Dikkat eksikliğinin ön planda olan DEHB tanılı kişilerin soygun haricinde tüm suçları DEHB tanısı olmayan bireylerden daha fazla işlediği gösterilmiştir.Bu grubun hırsızlık, uyuşturucu satma gibi plan gerektirecek suçlarla ilişkili olma ihtimali daha yüksektir. Hiperaktivite ve impulsivitenin ön planda olduğu DEHB tanılı kişilerin ise diğer alt tiplere göre suç davranışı çok daha fazla iken suçtan tutuklanma ihtimalinin de daha yüksek olduğu bildirilmiştir.
Çocuk suçluluğunun incelendiği bir çalışmada madde kullanımının suç davranışının en önemli yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Madde kullanımı ile suç arasında karşılıklı bir ilişki olduğu, madde kullanımının suçu arttırdığı, suça karışmanın da zaman içerisinde madde kullanımı arttırdığı bildirilmiştir. Madde kullanımı ve suça karışmanın toplumsal bağları zayıflattığı, dışlanma ve damgalanmaya yol açtığı, madde kullanımının ve suçluluğun sürmesine neden olduğu görülmektedir.
Suça karışma riski açısından zeki olmak, kadın olmak ve esnek bir mizaca sahip olmak daha az suç ile ilişkilendirilmektedir. Okul bağlamında pozitif iletişim olmasının suç davranışından en önemli koruyucu faktör olduğu saptanmıştır. Anne-baba desteğinin ve gözetiminin iyi olduğu ailelerin çocuklarında suç davranışlarının daha az görüldüğü, yasaklayıcı ve baskıcı bir aile tutumundansa destekleyici ve cesaretlendirici aile desteğinin çocukları suç davranışlardan koruyucu olduğu gösterilmiştir.
Suç işleyen ergenlerde kişiler arası problem çözme becerilerinin özellikleri
- Suç işleyen ergenlerde kişiler arası problem çözme becerileri düşüktür
- Suça sürüklenen ergenler kişiler arası problem çözme becerilerinde esnek değildirler
- Empatide ve başkalarının perspektifinden bakmada zorlanırlar
- Bir çok insan için çok basit temel bilişsel ve davranışsal beceri ve stratejilerde yetersizlik gösterirler ve bunların farkında değildirler
- Sosyal becerisizlikleri hakkında içgörüleri yoktur
- Öfkeli davranmanın zayıflık değil, güçlülük olduğuna inanırlar
- Kendi başlarına düşünme ve yeterlilikleri azdır
- Bilişsel zihinsel problemleri olabilir (sonucunu düşünememe, alternatif düşünme-çözüm yolları bulamama, başkasının gözünden olaya bakamama, dışardan nasıl itici görünebildiğinin farkında olmama...)
- Ağır vakalarda düşüncede fakirleşme, sözel çıkarımda bulunmada bozulma, düşük sözel IQ
Suç İşleyen Çocuk ve Ergenlerde Zihin Kuramı (Theory of Mind – ToM)
Basit anlatımla, diğer insanların belirli bir durum karşısında neye inandıklarına dair çıkarsamada bulunma becerisi olarak tanımlanan zihin kuramı için birçok tanım yapılmaktadır. Zihin kuramı, kendisinin ve diğer insanların niyetleri, inançları, istekleri ve duygularını içeren, akli durumlarını saptama ve bu içsel deneyimlerin dışsal davranışlarla nasıl bir ilgisi olduğunu anlama yeteneğidir. Pisula da benzer şekilde zihin kuramını, sosyal etkileşimde olunan diğer kişinin düşünce, duygu, amaç, ve niyetleri hakkında bir varsayım oluşturmak ve bu varsayım aracılığı ile onun davranışını açıklama, anlama veya öngörebilme becerisi olarak tanımlanmaktadır.
Günümüzde zihin kuramı çok daha geniş bir anlamda kullanılmakta ve insanları kanı, arzu, niyet ve duyguları olan zihinsel varlıklar olarak kavrama ve insanların davranış ve etkileşimlerini bu zihinsel durumlara göre açıklayıp yorumlayabilme becerisi olarak tanımlanmaktadır. Bu beceri ile birey, kendisinin ve diğer insanların istek, niyet, kanı gibi zihinsel durumlarını anlayabilmekte ve diğer kişilerin kendisininkinden farklı bir zihne ve zihin süreçlerine sahip olduğunu fark edebilmekte, karşımızdakinin neyi ne kadar bildiğini, bu durumda neler düşünebileceğini ve olası hareketlerinin neler olabileceğini tahmin edebilmekte, imaları, şakaları anlayabilmekte, mecazi tanımlamaları açıklayabilmekte, duyguları, jest ve mimikleri yorumlayabilmekte ve kullanabilmektedir.
Zihin Kuramı becerilerindeki bozukluklar otizm, psikopati, sosyopati, empati eksikliği, duygu gösterememe, diğerleri için üzülememe, diğerlerinin duygularının farkına varmama ya da görmezden gelme, kişinin kendi davranışlarının diğerleri üzerinde nasıl etki edebileceğini anlayamama, davranışlarının sonuçlarını kestirememe, davranışları ile ilgili sorumluluk almama, davranışlarının diğer insanları çok etkilemeyeceğini düşünme gibi suç işleme ya da davranış sorunlarına yol açabilir.
Suç İşleme ile İlgili Yakından Bir Bozukluk: DAVRANIM BOZUKLUĞU
Davranım bozukluğunun temel özellliği kişinin yaşından beklenilen toplumsal ve ahlaki kuralları ihlal ederek, sürekli ve tekrarlayıcı bir biçimde başkalarının temel haklarının saldırıya uğratılmasıdır.
Amerikan Psikiyatri Birliği DSM-5 Davranım Bozukluğu tanı kriterlerine bakıldığında;
- A. Son 12 ay içinde, aşağıdaki tanı kategorilerinin herhangi birinden olmak üzere, aşağıdaki 15 tanı ölçütünden en az 3’ünün varlığı en az 1 tanı ölçütünün son 6 ay içinde bulunması ile kendini gösteren, başkalarının temel haklarını veya yaşına uygun başlıca toplumsal değerlerin veya kuralların hiçe sayıldığı, yineleyici ve sürekli bir davranış örüntüsü (diğer insanların davranışları hostil-düşmanca algılama, genelde ihmal-istismar kurbanıdır)
- İnsanlara ve hayvanlara karşı saldırganlık
- sık sık başkalarına kabadayılık eder, gözdağı verir ya da başkalarının gözünü korkutur (sorun çözme becerisi olarak bunu benimser-kötü mahalle ortamı)
- sık sık kavga, dövüş başlatır
- başkalarını ağır yaralayabilecek bir gereç (sopa, taş, kırık şişe, bıçak, ateşli silah, delici-kesici alet) kullanmıştır
- insanlara karşı acımasız davranmıştır (pişmanlık az veya yoktur)
- hayvanlara karşı acımasız davranmıştır
- kişinin gözü önünde çalmıştır (kelptomani harici) (saldırıp soyma, kapkaççılık, zorla para alma, haraca bağlama, silahlı soygun..)
- birini cinsel etkinlikte bulunmaya zorlamıştır
- Eşyaları kırıp dökme, eşyalara zarar verme
- ağır zarar vermek amacıyla, bile bile yangın çıkarmıştır (ayırıcı tanı: piromani)
- başkalarının eşyalarına bile bile zarar vermiştir (yangın çıkarmanın dışında)
- Dolandırıcılık-kandırmak veya hırsızlık
- başkasının evine, binasına veya arabasına zorla girmiştir
- elde etmek, çıkar sağlamak veya sorumluluk-yükümlülüklerinden kaçmak için sıklıkla yalan söyler (başkalarını kandırır, aldatır / iftira atmak daha ciddi psikopatolojiyi gösterir)
- başkaları görmeden sıradan olmayan nesneleri-değerli eşyaları çalmıştır (mağazalardan aşırma, düzmecilik)
- Kuralları büyük ölçüde çiğneme
- Anne-babasının yasaklarına karşın, 13 yaşından önce başlayarak, sık sık geceyi dışarıda geçirme (geç gelme değil, tüm gece dışarıda)
- anne-babasının veya onların yerini tutan kişilerin evinde yaşarken, en az iki gece evden kaçmıştır veya aradan uzun bir süre geçmeden dönmediği bir kez evden kaçışı olmuştur
- 13 yaşından başlayarak sık sık okuldan kaçmaları olmuştur (aşırı devamsızlık,
- bu davranış bozukluğu, toplumsal, ailevi, sosyal, akademik veya mesleki işlevsellikte klinik olarak belirgin bir düşmeye neden olur
- Kişi 18 yaşında veya daha ileri bir yaşta ise, antisosyal kişilik bozukluğu için tanı ölçütleri karşılanmamaktadır
- Olup olmadığını belirtiniz
- Çocuklukta başlayan tür: 10 yaşından önce
- Ergenlikte başlayan tür: 10 yaşından sonra
- DSM-5’de kallöz-emosyonel olmayan-empatik olmayan bir alt türü de vardır (topluma yararlı duyguların sınırlı olmasıyla giden davranım bozukluğu) bu alt türün özellikleri aşağıdaki belirtileri içerir:
- Pişmanlık veya suçluluk duymama
- Duygusuzluk-eşduyum yoksunluğu
- Yapabilirlik kaygısı taşımama
- Sığ ya da yetersiz duygulanım
Davranım bozukluğu etyolojisinde psikososyal, çevresel ve genetik faktörlerin yer aldığı ve bunlar arasında önemli etkileşimler olduğuna inanılır. Davranım bozukluğu tanısı olan çocuklar sıklıkla düşük sosyoekonomik ve kültürel düzeydeki veya parçalanmış ya da bozuk işleyişe sahip ailelerden gelmektedirler. Diğer yandan bu ailelerde alkol-madde bağımlılığı ve antisosyal kişilik bozukluğu olan, suç işlemiş bireylere de sıklıkla rastlanır. Bu çocukların geçmişlerinde psikososyal stresörler, olumsuz çocukluk çağı yaşantıları, ihmal ve istismara maruz kalmaları, genetik yatkınlıkla dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısına sahip olma riskleri fazladır. Çocuğun büyütülmesi sırasında aşırı korkutulması, cezalandırılması veya hiçbir engellenmeyle karşılaşmamasının da davranım bozukluğunun ortaya çıkmasıyla ilişkili olabileceği bildirilmektedir.
Agresyon ve suç davranışında nörobiyolojik faktörler
Nöroanatomi: Prefrontal korteks hasarı, orbitofrontal korteks işlev bozukluğu: bilişsel kontrol ve kendi kendini baskılamada eksiklik, kavramsallaştırma ve yürütücü işlev bozuklukları, dikkat sorunu, aşırı uyarılma, impülsivite, perseverasyon-ruminasyon (aynı olumsuz düşünceleri tekrarlama), yüzeysellik, derinlemesine düşünememe, empati sorunları, bencillik, disinhibisyon, irritabilite, agresyon, ahlaki değerler ve cezalandırma karşısında duyarsızlık, antisosyal psikopatik özellikler
Nörokimyasal faktörler: Serotonin ve serotonin, noradrenalin, dopamin metabolizmasında yer alan monoamin oksidaz aktivitesi farklılıkları
Nöroendokrin nedenler: oksitosin, kortizol, testesteron ile ilgili faktörler
Nöropsikolojik defisitler
- Frontal lob işlev bozukluğu: dürtüsellik, yargılama sorunları, kendilik kontrolünde kayıp, duygusal-emosyonel ve agresif patlamalar, zihinsel esneklik kaybı (olaylara tek bir bakış açış ile bakıp diğer olası neden ve açıklamaları görmeme, diğerlenin bakış açısından olayları yorumlayamama), kavramsallaştırma zorlukları, düşük dikkat ve konsantrasyon sorunları, davranışsal disinhibisyon, mantıksal çıkarımlarda bulunmada bozulma
- Sol hemisfer disfonksiyonu: ÖÖB ve sınırda-borderline kişilik bozukluğunun agresyon-saldırganlık ve suç işleme ilişkisini açıklamaya yardımcı olur
- Sol fronto-temporal işlev bzoukluğu: psikopati, antisosyal davramış
- Performans IQ’nun, sözel IQ’den yüksek olması: uyaran eksikliği, psikososyal sorunlar, travmalar, Özgül öğrenme güçlüğü ve iletişim ile ilgili sorunların agresyon ve suç işleme ile ilgili ilişkisini açıklayabilir (iki yönlü etkileşim)
- Yürütücü işlev bozuklukları: Özellikle DEHB ve suça yatkınlığı açıklamada önemli
Suç İşleme, Davranım Bozukluğu ve Kendine - Başkalarına Zarar Verme
Azınlık, mülteci ve göçmen olmak psikososyal risk faktörleri ve travmatik yaşantılar ve travma sonrası stres bozukluğuna ikinci aşırı uyarılma belirtileri üzerinde agresyon, suç işleme, intihar girişiminde bulunma, intihar dışı kendine zarar verme riskini arttırabilir.
Davranım bozukluğu olan erkek ergenlerde kundaklama, saldırıda bulunma, dövüş-kavga başlatma, yaralama, zalimce davranış, hırsızlık daha sıkken, davranım bozukluğu olan kadın ergenlerde yalan yere ifade verme, iftira atma, okul ve evden kaçma, madde kullanımı gibi agresyon içermeyen suçlara daha sık rastlanıyor olabilir ayrıca davranım bozukluğu olan kadın ergenlerde intihar ve intihar dışı kendine zarar verme de daha sık olabilir.
Ergen kadın saldırganlarda ve suç işleyenlerde duygudurumda süreğen dengesizlik, insanlar arası ilişikilerde zorluklar, sabit kendilik algısı oluşturamama, kimlik dağınıklığı ve dalgalanmaları, kronik depresyon ve boşluk-anksiyete hissi, psikotik dekompanzasyonlar, disosiyatif semptomlar, kendine zarar verme, intihar girişimleri veya intiharla tehdit etme, red edilme korkuları, kişiler hakkında ambivalans, impülsivite ile karakterize “borderline-sınırda kişilik bozukluğu”na sık rastlanır.
Suç işlemiş borderline-sınırda kişilik bozukluğuna sahip kadın ergenlerde psikoza yatkınlık ve tamamlanmış intihar daha fazla olabilir. Suç işleyen ergenlerde tamamlanmış intihar oranları da yüksektir.
Suça sürüklenen çocuklarda tamamlanmış intihar için risk faktörleri şöyledir;
- Psikiyatrik ve Tıbbi Bozukluklar: depresyon, psikoz, madde kullanımı, davranım bzoukluğu, sosyal izolasyon, düşük benlik saygısı ve özgüven, tıbbi hastalık varlığı
- Ailesel ve Çevresel Risk Faktörleri: Çocukluk döneminde ebeveyn kaybı, ailede ciddi işlev bozukluğu, ihmal ve istismar, ailede psikiyatrik hastalık ve tamamlanmış intihar öyküsü, aile ve akranlarıyla kişisel çatışmalar, yas veya ilişkinin bitmesi ile kayıp yaşama, işsizlik, kaygı-öfke duyguları
Ayrıca suça sürüklenen ergenlerde intihar dışı kendine zarar verme davranışları %50’ye yakındır. Bu çocukların annelerinde panik bozukluk, kişilik bozukluğu ve diğer psikiyatrik sorunlara daha sık rastlanabilir. Suça süreklenen ve kendine zarar verme davranışı olan ergenlerde alkol, esrar kullanımı, çoklu madde kullanımı ve sosyal izolasyona yatkınlık, baba ile zayıf iletişim olabilir, ayrıva bu ergenlerin suç işleme sıklığı ve sayısı da daha fazla olabilir.
Ergenlerde DEHB’ye eşlik eden depresyon, davranım bozukluğu, ÖÖB, bipolar afektif bozukluk, madde-alkol kullanım bozuklukları, antisosyal ve borderline/sınırda kişilik bozukluğu ve hatta obsesif-kompülsif bozukluk, anksiyete bozukluğu varlığında suç işleme riski ve intihar ve intihar dışı kendine zarar verme davranışı riski artıyor.
Çocuk ve Ergenlerde Psikopati Tanımı
- Afektif ve insanlararası ilişkilerde ciddi sorunlara ikincil antisosyal davranışlar gösteren kişiler
- Psikopati ve davranım bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu ile aynı değildir onlardan daha üst basamakta yer alır
- Psikopatisi olan çocuk ve ergenler kronik antisosyal yaşam stili seçmiş olabilirler
- Kallöz, rijid, empatik ve emosyonel olmayan, bazen de şizoid kişilik özellikleri olabilir, cezaya duyarsızlık, performans anksiyetesi yaşamama ve başarı için motive olmama olabilir
- Dıştan karizmatik, çekici, zeki görülebilirler ama bunlar yüzeyseldir
- Psikotik düşünceleri yoktur
- Sorumluluk hisleri yoktur
- Otistik özelliklerle karışan etkileşim tarzları olabilir
- Sorumsuz davranışları hakkında aldırış etmezler
- Gerçeğe, dürüstlüğe aldırış etmezler
- Eylemleri için sorumluluk kabül etmze, kendini suçlamaz
- Utanma duygusu yoktur
- Güvenilmezdir
- Aldatır, yalan söyler, kolaylıkla ciddi zararlar verebilecek iftiralarda bulunabilirler
- Belirgin bir motivasyonu olmadan da antisosyal davranışlar sergileyebilir (sadizm, insanların acı çekmesinden hoşlanma)
- Kötü niyetli yargılara ulaşır
- Deneyim ve tecrübelerinden öğrenme ve ders çıkarmak konusunda isteksizdirler
- Egosentrisite (benmerkezcilik, narsizm, bencillik) sergilerler
- Acımasızdırlar
- İnsanlar için üzülemezler
- Birini sevme kapasitesi yoktur
- Afekt-duygular konusunda fakir bir repertuar sergilerler
- Çok hissetmeden-düşünmeden kendini ifade eder, ambivalan olabilir
- İçgörüsü yoktur
- Diğerlerinin onu nasıl gördüğü ve algıladığını anlayamaz ve umursamaz
- Kibarlığı, iyilik görmeyi takdir etmez
- Çıkarları için herşeyi yapabilir
- Diğerlerinin onu düşünmesi, aklında tutması ve onu sevmelerini umursamaz
- Alkole yatkındır ve içince saygısızlaşır, bizar davranışlar sergileyebilir
- Seks yaşamında gariplikler vardır
- Kendini öldürmeye yatkındır
- Ailesel, herediter, psikososyal zorluklar sergilemez
- Daha çok genetik, nörobiyolojik faktörler ön planda olabilir
- Genelde çocukluk çağı olumsuz yaşam olayları deneyimlememiştir
- Herhangi bir sabit yaşam planı ve amacı çizemez
- Yaşamdaki başarısızlıklarını önemsemez
- Nevrotik özellikler sergilemez
- Güvenilmzedir
- Dürüst olamaz
- Utanma veya pişmanlık göstermez
- Antisosyal davranışları niye yaptığı, arkasındaki motivasyon belirsizdir
- İnsan ilişkilerinde afekt-duygu-sevgi göstermez
- İnsanları önemsemez
- İnsan ilişkilerine yanıt vermeyebilir
Ergenlikte Kimlik Sorunları, Psikopatoloji Gelişimi ve Riskli Davranışlar
Ergenlik, gerçekte kim olduklarını ve içinde yaşadıkları toplumsal hayata nasıl uyum sağlayacaklarını anlamak için kendiliğin ruhsal özelliklerini keşfetmeye ve sorgulamaya başladıkları bir dönemdir. Bu dönemin ruhsal toplumsal özelliği kimlik duygusunun gelişimi ve kendilik tasarımlarının bütünleşmesi, zaman ve uzamdan ayrımlaşmış olarak algılanmasıdır.
Kimlik ve kendilik duygusu aralarındaki benzerlik ve iç içelik zaman zaman bu kavramların birbirlerinin yerine kullanılmasına neden olmaktadır. Aslında kendilik ve kimlik ruhsal yapının algılanan değişik yönleri ve öğeleridir. Jacobson ruhsal yapının gelişmiş, örgütlenmiş, zaman ve uzamdan ayrımlaşmış olarak algılanması ve tasarlanmasını kendilik, bu algı ve tasarımların duygusal yanını ise kimlik diye tanımlamıştır. Kimlik ve kendilik yapılanmasını anlamada
dürtü kuramı, benlik ruhbilimi, nesne ilişkileri kuramı ve kendilik ruhbilimi kuramlarından yararlanılmıştır.
Kendilik, bireyin kendisi ile ilgili ruhsal ve bedensel algılarının toplamı ve bireşimidir. Değişik durum ve zamanlardaki kendilik tasarımlarının bir araya gelmesi ile oluşan, kendilik hakkındaki daha tümleşmiş, özde pek değişmeyen ve sürekli kalan yapıya kendilik tasarımı
(self representation) denmektedir. Bireylerin farklı zaman ve mekânlarda kendilerini farklı algılayabilmelerine karşın, özde aynılıklarının devam etmesi, kendiliğin önemli özelliğidir.
Kişilik, yapısal ve gelişimsel etkenler ile toplumsal deneyimlerden kaynağını alan bireyin kendine özgü yaşam tarzı ve uyum modellerini belirleyen, tekrarlayan düşünce, duygu ve davranış kalıplarıdır.
Kimlik duygusunun gelişimi, tüm ruhsal yapıların yeniden şekillenmesi, iyi ve kötü olarak ayrımlaşmış duygu ve düşüncelerin bütünleştirilerek daha sağlam bir üst ruhsal yapıya, olgun kimliğe dönüşmesidir. Bu yapılanmada bireşim (sentez), bütünleme ve özümseme üçlüsünün
önemi belirtilmektedir.
Kimlik gelişimi durağan ve gelişime kapalı değil, ergenlik sonrası yaşlarda da değişimler gösterebilen dinamik bir süreç olmakla birlikte sonraki değişmelerin sınırlı ve yüzeyde kaldığı, temel yapısının değişmediği de belirtilmektedir.
Akthar’a göre gelişmiş ve yapılanmış kimliğin özgün özellikleri şu şekilde belirtilmiştir: Kalıcı aynılık duygusu ve değişik kişilere karşı aynı kişilik özelliklerini gösterebilme, kendilik duygusunun sürekliliği, doğallık ve içtenlik, gerçekçi bir beden imajı, içsel dayanıklılık duygusuna bağlı olarak yalnız kalabilme, belirli bir kümenin değerleriyle uyumlu olabilme ve içselleştirilmiş bir üstbenliktir.
Kimliğin yapılanmasında sağlıklı ayrılma bireyleşme sürecinin yanı sıra, ergenin çocukluğunda yaşadığı, gelişimini engelleyen örselenmeleri yeniden gözden geçirerek işleme görevi vardır. Ergenler çocukluk özdeşleşmelerini irdeleyerek onları değiştirebilme, işine yarayanları tutarak işine yaramayanları bırakabilmelidir. Ergenlikte kendisi ve çevresi hakkında düşünme yetisinin
de gelişmesiyle birlikte, çocukluk döneminde içselleştirilen değerler, özdeşleşilen rollerle bütünleştirilmeye çalışılır. Bu yeniden gözden geçirme aile içinde yaşanan çarpıklıkları başka bir çerçevede yeniden tanımlayıp kavramlaştırarak, bütünleştirmesi kendi tarihini olumlu ve olumsuzlukları ile kabul etmesine de aracılık etmektedir.
Erken çocukluktaki örseleyici yaşantı ve tutumlar: sevgi nesnesinin düş kırıklığına uğratıcı, ulaşılamaz, tutarsız ve müdahaleci olması; çocuğun tüm güçlülük duygusunu ani ve acı verici şekilde yıkan bir çaresizlik yaşama; birikici ya da ani örseleyici yaşam olayları nesne dünyasının “iyi” ve “kötü” olarak bölünmesine ve yoğun ikircikliliğe yol açabilmektedir. Bu bireylerin gerilemeye ve engellenme karşı direnme, kaygı ve ikircikli duygular ile başa çıkabilme yetilerinin gelişimi aksamaktadır. Bu dönemlerdeki gelişimsel aksamaların varlığında örneğin anne ile birleşme ve anne tarafından yutulma tehdidi üçüncü yaşın ötesinde hala devam ettiğinde, gizil dönem ve ergenlikte ya narsistik yönde nevrotik belirtilerin ya da sınırda kişilik özelliklerin ortaya çıkabileceği belirtilmektedir.
Kimlik duygusunda özsaygı ve özdeğer gelişimi önemlidir. Ergenin kendi kendine saygı duyması, sevmesi ve beğenisinde tutarlılık, denge ve gerçekçilik aranmakta ve bu ölçüt oluşurken çevresel değerlerden etkilenmektedir. Ergenlerde kendini değerli bulmanın ebeveyn onayı, akran desteği, uyum ve okul başarısı ile ilişkili olduğu belirtilmiştir.
Çevresel etkileşimler içerisinde, toplum içinde bölünmelerin belirgin olduğu, yaşadığı çevre ile bütünleşmenin zor olduğu durumlarda kimlik duygusu gelişiminde güçlükler yaşanmaktadır. Çeşitli etmenlerle göç eden, azınlık olarak yaşayan ergenlerin ana kültürle ilişkilerinin farklı şekillerde olabileceği belirtilmiştir. Ergenler kendi kültürlerini reddedip çoğunluk kültürünü özümseyebilir, ayrılmış/uzaklaşmış hissederek çoğunluk kültürünün içinde yaşamaya devam edebilir, çoğunluk kültürünü tamamen reddedebilir veya çoğunluk ve azınlık kültürü ile bağlarını sürdürebilirler. Her iki kültür ile bağı korumanın, iki kültürün özelliklerini sentez ederek çift kültürlülüğü sürdürmenin ruhsal olarak sağlıklı veuyumlu olma ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Toplumsal kimlik yapısındaki bu bütünleştirme ve sentez özellikleri yurtdışına göç etmiş ailelerin ikinci, üçüncü nesillerinde ve ülkemize göç etmiş çocuk ve ergenlerde ilgili kimlik duygusu ve uyum özelliklerine katkıda bulunacak sosyopolitik ve eğitsel düzenlemelerin önemli olduğunu da göstermektedir.
Ergenlik dönemi boyunca “Ben kimim?” sorusu defalarca sorulur. Bu soruya ilişkin işlevsel kararlar alan ergenler önceki deneyimlerini bir kimlikte bütünleştirmeye başlar. İşlevsel kararlar alamayan ergenler ise, ergenlik dönemi ilerledikçe “Ben kimim? Yaşamdan beklentilerim neler?” “Ne olmak istiyorum?”, “Nereye gidiyorum?” gibi sorularla uğraşmak zorunda kalırlar. Ergenlik döneminde ergenlerin yaşadığı kimlik bunalımı, bir sonraki evreye olumlu geçiş sağlayan kimlik duygusunun kazanılması, kimlik dağınıklığı ya da olumsuz/ters kimlik ile sonuçlanabilir. Askıya alma (Psikososyal moratoryum), gencin yetişkin sorumluluklarınıalmaya geçişte bir tür hazırlanma ve zaman kazanma dönemidir ve bu dönemede kesinleşmiş bağlanmalar yapmadan önce, çeşitli olasılıklar denenir. Ergen seçenekleri deneyimleme sürecinde toplum tarafından engellemelerle karşılaşırsa dağınık kimlik yaşayabilir. Dağınık kimlik, genç insanın çeşitli roller ve yaşantılar arasında bütünleştirme yapamaması, egoya aktarılan yoğun bilgileri örgütleyememesi sonucunda ortaya çıkar. Ergenin farklı rolleri ve yaşantıları bütünleştirememesi, dışarıdan gelen bilgileri örgütleyememesi sonucunda bazı klinik belirtiler de gözlemlenebilir. Son olarak, ters kimlik (negative identity) durumundaki ergenler toplumun ondan beklediği rollere karşı gelerek aşırı uç (marjinal) rolleri ve davranışları benimser.
Kimlik bunalımı her ergenin değişik yoğunlukta yaşadığı doğal bir süreçken bu bunalımın ağırlaşması geçici de olsa uyumun ağır bir biçimde bozulmasına kimlik bocalaması denmektedir. Kimlik bocalamasının da bireysel ve toplumsal etmenleri bulunmaktadır.
Kimlik bocalama ve dağınıklığı belirti ve yaşantıları ergenlik döneminde başlayıp erişkinlik dönemine dek uzanabilmekte, her türlü kişilik ve kendilik bozukluklarında görülerek bireyin uyumunu bozabilmektedir. Kimlik dağınıklığında acı veren bir yalnızlık, yaşantılarındaki aynılık ve sürekliliğin değiştiği duygusu, yaygın ve şiddetli utanç, herhangi bir etkinlikten doyum sağlayamama, boşluk duygusu, dağılacağı kaygısı, yaşamın kendisinden uzaklaştığı, zamana egemen olamadığı, yaşayamadığı duygu ve düşünceleri, temel güven yetersizliği, kararsızlık ve kuşkular bulunmaktadır. Bu tabloya betimsel açıdan mutsuzluk, doyumsuzluk, madde bağımlılığı, riskli davranışlar, kararsızlık, amaçsızlık, davranışlardaki belirsizlik, sıklaşmış eyleme vurumlar, öfke ve saldırganlık da eklenmektedir.
Bazı bireylerdeki kalıcı bir kimlik gibi algılanan yapay oluşumların derindeki kimlik dağınıklığını örtme, gizleme işlevi de olabileceği belirtilmektedir. Bütünleşmemiş ruhsal ögelerle bazı yeteneklerinin birlikteliği, beraberliği bir kimlik görüntüsü vermesi yanıltıcı olabilmekte, çalışkanlıklarına, sürekli arayışlarına ve hatta başarılarına karşın mutsuzluk, boşluk duyguları, hoşnutsuzluk, kararsızlık, yeni arayışlara gereksinim duyma, riskli davranışlar gizlenen kimlik dağılmasının belirtileri de olabilmektedir.
Kimlik bocalaması içindeki gençleri tanıma, değerlendirme ve psikoterapötik yaklaşımda, kimlik direnci, ters kimlik ve hasta kimliğine tutunma görünüm ve dinamiklerinin anlaşılması ve ele alınması önemlidir.
Çocuk Suçluluğunun Değerlendirilmesi
Suça sürüklenen çocukların kapsamlı ve doğru bir şekilde değerlendirilmesinde esas, hem çocuğun hem de ailesinin tedavi ihtiyaçlarının karşılanması olmalıdır. Çocuklar adli psikiyatrik değerlendirme için genellikle bir soru kapsamında çocuk psikiyatri uzmanına yönlendirilir. Suça sürüklenen çocukların adli psikiyatrik değerlendirilmesinde adli kayıtlarının incelenmesi, daha önceki suç öyküsünün, olayla ilgili mağdurun ve suçlunun ifade tutanaklarının, gerektiği takdirde sosyal inceleme raporlarının kanaat verirken gözden geçirilmesi oldukça fayda sağlayacaktır. Bunun yanı sıra çocuğun birincil bakım vereninden okul, arkadaş çevresi, sağlık durumu ile ilgili bilgi alınmalı, detaylı psikiyatrik ve tıbbi değerlendirmesi yapılmalıdır. Psikiyatrik değerlendirmede kognitif fonksiyonlar, akut veya kronik stres faktörleri, şiddet eğilimi, intihar düşünceleri, fiziksel ve/veya cinsel istismar öyküsü, sosyal becerileri sorgulanmalıdır. Çocuğun içinde yaşadığı aile sistemi incelenmelidir. Anne ve babaların ebeveynlik becerileri değerlendirilmeli, aile destek sisteminin güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Değerlendirici hem gençler hem de çevresi için risk faktörlerini ve koruyucu faktörleri hedef almalı ve müdahalenin mümkün olabileceği faktörleri tanımlamalıdır. Aileye ve çocuğa dair risk faktörlerini saptayarak, gençlerin ve ailenin güçlü yönlerini açığa çıkararak, onların ihtiyaçlarını karşılayan spesifik tedavi tavsiyeleri yapılmalıdır.
Suça sürüklenen çocukların ailelerinde, daha fazla aile içi şiddet (fiziksel, duygusal veya cinsel istismar), zayıf ebeveyn iletişimi ve aile içi işlevsellikte daha fazla yetersizlik görüldüğü bildirilmiş ve bu çocukların ebeveynlerini daha olumsuz, düşmanca/hostil algıladıkları tespit edilmiştir. Çocuk suçluluğunda ailesel faktörlerin çok büyük etkisi bulunmaktadır, çocuk ve ergenlerin suça karışmasını azaltmak ya da önlemek için ailelerin sosyokültürel açıdan geliştirilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir.
Davranım Bozukluğu Tedavisi
- Diyalektik davranışçı terapi (DDT)
- Aile Terapileri
- Grup Terapileri
- DEHB varsa mutlaka psikofarmakolojik olarak tedavi edilmelidir (psikostimülanlar, atomoksetin, imipramin….)
- Otistik psikopati veya sosyal beceri eksikliği varsa sosyal beceri eğitimi
- ÖÖB varsa özel eğitim uygulamaları
- Zihinsel yetersizlik varsa kaynaştırma eğitimi ve özel eğitim
- Davranış sorunları, dürtüsellik, etrafı düşmanca algılama, hiperaktivite, dürtüsellik için atipik antipsikotikler (risperidon, aripiprazol..)
- İmpülsivite, kompülsivite, aynılıkta ısrar, depresyon için serotonin geri alım inhibitörleri, trazodon
- Duygu durum düzenleyiciler: valproik asit, lamotrijin, lityum, karbamazepin
- Alfa 2 agonistleri (klonidin, guanfasin)
- Buspiron
- Propranolol
